İnsan ömrü uzuyor. Tıp gelişiyor, hastalıklarla mücadelede yeni yöntemler bulunuyor, yaşam kalitesi her geçen gün biraz daha artıyor. Peki ya üzerinde yaşadığımız dünya? Onun da bir ömrü var mı? Varsa bu ömrü uzatılabilir mi?
Belki de asıl sormamız gereken soru budur.
Milyarlarca yıldır nice medeniyetlere ev sahipliği yapan, sayısız canlı türünü bağrında büyüten dünya, bugün hiç olmadığı kadar yorgun görünüyor. Bir zamanlar insanın doğaya karşı verdiği mücadele konuşulurken, bugün doğanın insana karşı verdiği mücadeleyi konuşuyoruz. Çünkü dengeler değişti.
Bir yanda ardı ardına yaşanan depremler, seller, orman yangınları ve kuraklıklar… Diğer yanda eriyen buzullar, yükselen deniz seviyeleri, kirlenen okyanuslar ve her geçen yıl biraz daha ısınan bir atmosfer... Bunların hiçbiri artık uzak ihtimaller değil; günlük hayatımızın bir parçası hâline geldi.
İnsanlık, yüzyıllardır doğanın sunduğu nimetlerden faydalandı. Ancak faydalanmak ile tüketmek arasındaki çizgi zamanla silindi. Petrol, kömür ve doğal gaz gibi enerji kaynakları sınırsızmış gibi kullanıldı. Ormanlar kesildi, dereler kurutuldu, verimli topraklar betonla kaplandı. Sanayi büyüdü, şehirler genişledi ama doğanın nefes alacağı alanlar giderek daraldı.
Dünya bize sürekli küçük uyarılar gönderdi. Mevsimler değişti, yağmurlar azaldı, sıcaklık rekorları kırıldı. Fakat çoğu zaman bu işaretleri görmek istemedik. Oysa doğanın dili sessizdir; konuşmaz ama hissettirir.
İklim değişikliği artık yalnızca bilim insanlarının gündeminde olan teknik bir konu değil. Çiftçinin tarlasını, balıkçının denizini, üreticinin fabrikasını, çocuğun geleceğini etkileyen küresel bir mesele hâline geldi. Bir bölgede aylarca yağmur yağmazken, başka bir yerde birkaç saat içinde aylık yağış düşüyor. Doğa, alışılmış düzeninden uzaklaşıyor.
Bütün bunların yanında savaşlar da dünyanın yükünü ağırlaştırıyor. Sadece insanlar değil, şehirler, ormanlar, nehirler ve topraklar da savaşların sessiz mağduru oluyor. Patlayan bombalar yalnızca binaları yıkmıyor; yıllarca oluşmuş ekosistemleri de yok ediyor. Harcanan enerji, tüketilen kaynaklar ve geride bırakılan çevresel tahribat, dünyanın omuzlarına yeni yükler bindiriyor.
Peki dünya gerçekten yaşlanıyor mu?
Belki fiziksel anlamda değil. Dünya, bizden sonra da varlığını sürdürecek. Ancak üzerinde yaşamı mümkün kılan hassas denge zarar görüyor. Asıl yaşlanan, belki de bu denge... Toprağın bereketi, suyun temizliği, havanın saflığı ve canlıların çeşitliliği yavaş yavaş azalıyor.
Dünyanın ömrünü uzatacak bir iksir yok. Ama onu daha sağlıklı tutacak milyonlarca küçük davranış var. Daha az tüketmek, daha çok üretmek... Bir ağacı kesmek yerine yenisini dikmek... Suyu israf etmemek... Geri dönüşümü hayatın doğal bir parçası hâline getirmek... Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek... Çocuklara doğa sevgisini sadece kitaplarda değil, yaşayarak öğretmek...
Bunlar küçük gibi görünen ama büyük sonuçlar doğurabilecek adımlar.
Çünkü dünya bir miras değil, gelecek nesillerden ödünç aldığımız ortak yuvamızdır. Onu nasıl teslim alıyorsak, bizden sonrakilere de öyle bırakacağız. Eğer bugünkü anlayış değişmezse, yarının çocukları yeşil ormanları sadece eski fotoğraflarda görebilir. Berrak nehirleri kitaplardan okuyabilir. Dört mevsimi ise büyüklerinden dinledikleri bir hatıra olarak öğrenebilir.
Dünyanın ömrü uzar mı?
Evet, uzayabilir. Bunu sihirli bir teknoloji değil, insanın vicdanı sağlayacaktır. Bilimin ışığında atılan adımlar, çevreye duyulan saygı ve ortak sorumluluk bilinci, dünyanın yarınlarını bugünden daha yaşanabilir kılabilir.
Belki tek başımıza dünyayı değiştiremeyiz. Ama kendi dünyamızı değiştirebiliriz. Bir fidan dikerek, bir damla suyu koruyarak, gereksiz tüketimden vazgeçerek, çocuklarımıza temiz bir çevrenin değerini anlatarak...
Çünkü dünya yorulduysa, onu dinlendirecek olan da yine insandır. Ve belki de dünyanın ömrünü uzatacak en güçlü enerji kaynağı; petrol değil, kömür değil, insanın doğaya duyduğu sevgi ve saygıdır.
Her zaman söylediğim gibi sağlığınıza dikkat edin… Hoşça kalın…
MUSTAFA ÇOLAKOĞLU
GAZETECİ - YAZAR
























Yorum Yazın