İnsanlar bipolar bozukluğu genellikle duygu değişimleri üzerinden anlatıyor.
Bir gün çok enerjik olmak, başka bir gün yataktan çıkamamak.
Ama bipoların en görünmeyen tarafı bazen duyguların kendisi değildir.
İnsanın kendi zihniyle yaptığı sessiz pazarlıktır.
Çünkü bazı dönemlerde kişi yalnızca iyi hissetmez.
Sanki zihninin içindeki bütün kapılar aynı anda açılmış gibi hisseder.
Düşünceler hızlanır.
Bağlantılar çoğalır.
Kelimeler yetişmez.
Hayat ilk kez fazla parlak, fazla mümkün, fazla canlı görünmeye başlayabilir.
Ve tam da bu yüzden mani her zaman “hasta hissettirmez.”
Bazen insan ilk kez gerçekten güçlü olduğunu düşünür.
Hatta bazı kişiler için mani, yıllardır taşınan görünmez bir eksikliğin aniden kaybolması gibi yaşanabilir.
Psikanalitik yaklaşımlar tam da burada farklı bir soru sorar:
Ya mani yalnızca yükselmek değilse?
Ya bazen zihnin kırılganlığa karşı geliştirdiği bir kaçış biçimiyse?
Çünkü insan zihni yalnızca acıyı taşımaz.
Bazen acıya yaklaşmamak için de çalışır.
Bazı psikodinamik kuramlar, manik süreçleri kişinin değersizlik, yetersizlik, terk edilme ya da içsel boşluk hislerine karşı geliştirdiği yoğun savunmalarla birlikte değerlendirir.
Bu bakış açısına göre mani yalnızca “fazla enerji” değildir; bazen kırılgan benliğin çökmemesi için zihnin kurduğu aşırı parlak bir dengedir.
Belki de bu yüzden mani yaşayan bazı insanlar sonradan şunu söyler:
“O sırada kötü hissetmiyordum.
Tam tersine, hayatımda ilk kez eksiksiz hissediyordum.”
İşte bipoların en karmaşık taraflarından biri burada başlar.
Çünkü insan bazen kendisine zarar veren bir ruh halini özleyebilir.
Nörobilimsel açıdan bakıldığında ise bu süreç yalnızca psikolojik değildir.
Araştırmalar; ödül sistemi, dopamin düzenlenmesi, uyku ritmi ve duygu düzenleme ağlarında önemli değişimler olabileceğini gösteriyor.
Bu nedenle bipolar bozukluk bugün genetik, biyolojik, psikolojik ve çevresel etkenlerin birlikte değerlendirildiği karmaşık bir durum olarak kabul edilmektedir.
Ama belki de bipoları yalnızca klinik terimlerle anlatmak yine de eksik kalır.
Çünkü sağlıklı bir zihin çoğu zaman süreklilik hissiyle çalışır.
İnsan dün hissettiğiyle bugün hissettiği arasında görünmez bir köprü olduğunu varsayar.
Bipolar süreçlerde ise bazen insanın en büyük korkusu acı değil, sürekliliğini kaybetmektir.
Çünkü ruh hali değiştikçe yalnızca duygular değil, insanın kendine dair hikâyesi de değişmeye başlayabilir.
Bir süre sonra kişi yalnızca ne hissettiğini değil, hislerinin ne kadar güvenilir olduğunu da sorgular.
Ve bu çok görünmez bir yalnızlıktır.
Çünkü insanın kendi zihnine yabancılaşması, bazen dünyaya yabancılaşmasından daha ağır olabilir.
Belki de bipoların en acı tarafı budur:
Kişi bazen karanlıktan değil, ışığın gerçek olup olmadığını ayırt edememekten yorulur…
Haftaya başka bir konuda buluşmak üzere hoşçakalın
HANIM DEMİRBAŞ
SOSYAL PEDAGOG
BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI






















Yorum Yazın