Beşiktaş’ın tarihinde nice teknik adamlar geldi geçti… Nice futbolcular alkışlandı, nice yöneticiler eleştirildi. Ama bazı insanlar vardır; onlar sadece bir teknik direktör ya da futbol adamı değildir. Onlar o camianın ruhudur. İşte Sergen Yalçın da Beşiktaş için tam olarak buydu. Bir teknik direktörden çok daha fazlası… Tribünün içinden çıkmış bir Beşiktaşlı, bu kulübün öz evladı, bu armaya gönülden bağlı bir karakterdi.
Bugün yaşananlara baktığımda içimde büyük bir kırgınlık var. Çünkü ben Beşiktaş taraftarının, yani o dillere destan “Büyük Beşiktaş Taraftarı”nın kendi öz evladına “istifa” diye bağıracağını asla düşünmezdim. Tribünlerden yükselen o sloganları duyduğum an gerçekten şok oldum. O an anladım ki artık bir şeyler değişmiş… Hem de çok kötü değişmiş.
Beşiktaş duruşu dedikleri şey; kötü günde takımının yanında olmak değil miydi? Beşiktaş asaleti; kendi değerine sahip çıkmak değil miydi? Peki ne oldu bize? Hakemlerin biçtiği puanlara ses çıkarmayanlar, takımını pandemi döneminde taraftarsız şekilde şampiyon yapan adama öfke kusmaya başladı. İşte bunu kabul edemiyorum.
Sergen Yalçın bu kulübe sadece kupa kazandırmadı. Beşiktaş’ın son lig şampiyonluğunu kazandırdı. Son Türkiye Kupası’nı kazandırdı. Üstelik bunu milyon euroluk kadrolarla değil; mücadeleyle, karakterle ve Beşiktaş ruhuyla yaptı. Taraftarın olmadığı dönemde bu takımı şampiyon yaptı mı? Yaptı. Kupayı aldı mı? Aldı. Demek ki mesele sadece tribünde bağırmak değilmiş. Demek ki Beşiktaş’ın adı, ruhu ve inancı her şeyden büyükmüş.
Sergen Yalçın’ın hedefi günü kurtarmak değildi. O uzun yıllara yayılacak bir başarı hikâyesi kurmak istiyordu. Bunun için mücadele etti. Ama ne yazık ki ne yönetim ne de tribünler onun gösterdiği Beşiktaşlılık duruşunu gösterebildi. Benim tanıdığım Sergen zaten böyle bir ortamda bir dakika durmazdı. Nitekim durmadı da… Hatta iki hafta önce içimden geçen tam olarak şuydu: “Sergen istifa et, bu taraftara bir şeyler olmuş…”
Bugün üzülerek söylüyorum ki artık “Beşiktaş taraftarı” ile “Beşiktaş seyircisi” arasında büyük bir fark oluştu. Taraftar dediğin sahip çıkar, korur, vefa gösterir. Seyirci ise sadece sonucu izler. Sonuca göre sever, sonuca göre sırt çevirir. Maalesef bugün geldiğimiz noktada Beşiktaş’ın en büyük problemi saha içinden çok saha dışıdır.
Dün statta oynanan UEFA finalinde Freiburg ve Aston Villa taraftarlarını izlerken içim daha da burkuldu. Özellikle Freiburg taraftarının takımına sahip çıkışını görünce insan ister istemez düşünüyor: Acaba bizim kaybettiğimiz şey tam olarak ne? Çünkü bir camiayı büyük yapan sadece kupalar değildir. Vefa, aidiyet ve kötü günde gösterilen duruştur.
Bugün bana göre istifa etmesi gereken kişi Sergen Yalçın değildi. Asıl istifa etmesi gereken; kendi öz evladını yuhalayan futbol kültürüydü. Çünkü bu kulübe en büyük zararı artık rakipler değil, kendi değerlerini tüketen anlayış veriyor.
Ve ne olursa olsun tarih şunu yazacak:
Sergen Yalçın Beşiktaş’tan vazgeçmedi…
Beşiktaş, Sergen Yalçın’a sahip çıkamadı.
“Bu kulübün öz evladını tribünde harcayanlar, Sergen Yalçın’ı değil; önce kendi Beşiktaşlılığını istifaya çağırmalıdır.”
Burhan AKDAĞ





















Yorum Yazın