Teknoloji çağının tam ortasında yaşıyoruz. Her gün yeni bir uygulama çıkıyor, yeni bir sistem gelişiyor, yeni bir yapay zekâ hayatımıza giriyor. İletişim hiç olmadığı kadar hızlandı. Bir zamanlar günler süren haberleşmeler artık saniyeler içinde gerçekleşiyor. Dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan bir olay, birkaç dakika sonra milyonlarca insanın ekranına düşüyor. Bilgiye ulaşmak artık büyük bir ayrıcalık değil; günlük hayatın sıradan bir parçası hâline geldi.
Eskiden insanlar bir konu hakkında bilgi edinmek için saatlerce kitap karıştırır, araştırma yapar, kütüphanelerde zaman geçirirdi. Şimdi ise birkaç kelime yazmak yeterli oluyor. Yapay zekâ sorularımıza cevap veriyor, yön gösteriyor, yardımcı oluyor. İnsanlık belki de tarihinin en hızlı bilgi dönemini yaşıyor. Artık bilgisiz kalmak gerçekten zor.
Ama tam da burada önemli bir soru ortaya çıkıyor:
Bütün bunlar olurken insan neyi kaybediyor?
Çünkü teknoloji gelişirken insanın ruhu aynı hızla gelişmiyor. Bilgi çoğalıyor ama duygular azalıyor. İnsanlar artık birbirine daha kolay ulaşıyor fakat birbirini daha az hissediyor. Herkes konuşuyor ama kimse gerçekten dinlemiyor. Kalabalıklar büyüyor ama yalnızlık da büyüyor.
Sosyal medya hayatımızın merkezine yerleşti. İnsanlar artık yaşadıkları anları yaşamaktan çok paylaşmaya çalışıyor. Bir kafede otururken önce fotoğraf çekiliyor, sonra kahve içiliyor. Gün batımı görülmüyor, sadece kaydediliyor. İnsanlar artık hissetmekten çok göstermeye çalışıyor. Oysa bazı güzellikler sadece yaşanmak içindir.
Bir denizin kenarında oturup dalga seslerini dinlemek…
Bir ağacın altında sessizce düşünmek…
Gökyüzünde süzülen kuşları izlemek…
Bunlar insan ruhunu besleyen şeylerdir. Ama modern hayat insanı sürekli bir hızın içine sürüklüyor. Sürekli yetişmemiz gereken işler, cevaplamamız gereken mesajlar, takip etmemiz gereken gündemler var. İnsan artık durmayı bilmiyor. Sessizlik bile birçok kişiye rahatsızlık veriyor.
Oysa insan bazen yavaşlamalıdır.
Çünkü hayat sadece ekrandan ibaret değildir. Dünya hâlâ bütün güzelliğiyle yaşamaya devam ediyor. Deniz hâlâ dalgalanıyor. Kuşlar hâlâ sabahları ötüyor. Ağaçlar hâlâ rüzgârla konuşuyor. Ama biz çoğu zaman bunları fark edecek kadar sakin değiliz.
Bugün insanlar bilgiye çok yakın ama doğaya çok uzak. Betonların içinde büyüyen nesiller toprağa dokunmadan yaşıyor. Çocuklar kuş sesinden çok bildirim sesi duyuyor. İnsanlık ilerliyor olabilir ama doğadan uzaklaştıkça ruhunu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.
Yapay zekâ birçok konuda insana yardımcı olabilir. Soruları cevaplayabilir, fikir verebilir, işleri kolaylaştırabilir. Ama hiçbir teknoloji bir insanın içindeki sevgiyi oluşturamaz. Bir dostun samimi bakışını, bir annenin şefkatini, bir çocuğun masumiyetini üretemez. Çünkü insanı insan yapan şey sadece düşünmek değildir; hissetmektir.
Merhamet…
Vicdan…
Empati…
Sevgi…
Bunlar hiçbir makinenin tam anlamıyla sahip olamayacağı değerlerdir.
İşte bu yüzden teknoloji çağında en çok korumamız gereken şey insanlığımızdır. Bilgi çağında vicdanı kaybetmemek gerekir. Hız çağında sakin kalabilmek gerekir. Her şeye ulaşabildiğimiz bir dönemde doğanın değerini unutmamak gerekir.
Bir ağaca bakabilmek…
Bir hayvana acıyabilmek…
Bir insanın derdini gerçekten hissedebilmek…
Bunlar hâlâ çok kıymetlidir.
Çünkü günün sonunda insanı değerli yapan şey ne kadar bildiği değil, ne kadar hissedebildiğidir. Diplomalardan, ekranlardan, takipçi sayılarından daha önemli olan şey kalbin canlı kalabilmesidir.
Bugün dünya büyük bir değişim yaşıyor. Belki gelecekte teknoloji çok daha ileri gidecek. İnsanlar daha hızlı yaşayacak, daha fazla bilgiye ulaşacak. Ama bütün bu gelişmelerin arasında kaybetmememiz gereken bazı değerler var.
Denizi unutmayalım.
Balıkları unutmayalım.
Kuşları unutmayalım.
Ağaçları unutmayalım.
Ve en önemlisi, bütün bu değişimin içinde insan olduğumuzu unutmayalım.
En önemlisi sağlık, kendinize dikkat edin. Hoşça kalın.
MUSTAFA ÇOLAKOĞLU
GAZETECİ - YAZAR






















Yorum Yazın