Bazen bazı insanlar bu dünyadan sessizce gider… Arkalarında ne büyük manşetler kalır ne de kalabalık vedalar… Ama geride bıraktıkları iyilikler, gülüşler, dostluklar ve güzel kalpler ömür boyu unutulmaz. İşte Banu Kalender'de böyle bir insandı… Yıllar önceydi… Vatan TV ekranlarında canlı yayın yaptığım günlerden biriydi. ‘Habib’in Kahvesi’ programında o hafta çok özel konuklarım vardı. Türk sinemasının unutulmaz jönlerinden Engin Çağlar stüdyodaydı. Onun yanında ise sesiyle dikkat çeken, zarafetiyle eski Yeşilçam ruhunu taşıyan bir sanatçı vardı. Banu Kalender…
Banu’nun sesi adeta Emel Sayın’ı anımsatıyordu. Naifliği, konuşması, sahnedeki duruşu başka bir dönemin zarafetini taşıyordu sanki. O dönem yaptığı single ile müzik dünyasında büyük yankı uyandırmıştı. Ama onun en büyük heyallerinden biri, yıllarca hayranlık duyduğu Engin Çağlar ile aynı ortamda bulunabilmekti. İşte o hayal, bizim programımızda gerçekleşmişti. O gün stüdyoda gözlerinin içi gülüyordu… Mutluydu… Heyecanlıydı… Ve insanın içini ısıtan o güzel tebessümüyle herkese enerji saçıyordu.Programdan sonra dostluğumuz hiç kopmadı. Yıllar geçti ama Banu hep aynı samimiyetle kaldı. Defalarca röportaj yaptık, haberlerini yayınladık. Her konuşmamızda o güzel kalbini bir kez daha görüyordum. Vefayı bilen insanlardan biriydi. Günümüz dünyasında az bulunan o ince ruhlu insanlardan…
Hayatındaki en büyük güç ise annesiydi…’O benim menajerim, canımın içi, her şeyim…’ derdi annesi için. Gerçekten de birbirlerine yalnızca anne kız değil, iki yol arkadaşı gibiydiler. Annesi onun hem en büyük destekçisi hem de hayata tutunduğu dal olmuştu. Hastalıkla mücadele ettiği dönemde bile onu bir an olsun yalnız bırakmadı. Biz Habercaddesi TV’yi kurduğumuzda heyecanla aramıştım onu…’Banu gel, burada program yap…’ demiştim. Çünkü onun enerjisinin ekrana çok yakışacağını biliyordum. İnsanlara umut veren bir tarafı vardı. Kamera onu seviyordu, insanlar da öyle…Bir süre sonra annesiyle birlikte kanala geldi. Tanıtımlar çektik. Yeni projeler konuştuk. Gözlerinde yeniden umut vardı. Sanki hayata yeniden başlayacaktı…
Ama hayat bazen en güzel hikayeleri yarım bırakıyor…Meme kanseriyle verdiği savaş onu günden güne yormuştu. Bir ayağı hastanede, bir ayağı evdeydi artık. Kemoterapiler, ilaçlar, bitmeyen yorgunluk… Ama buna rağmen hiçbir zaman tamamen teslim olmadı. Güçlü görünmeye çalıştı. Acısını içine attı. Yıllarca bir kadın olarak dimdik ayakta durdu ve herkese mücadele etmeyi öğretti. Son zamanlarda kendisinden haber alamıyordum. Yaklaşık bir yıl olmuştu sesi soluğu çıkmayalı… İçimde hep bir merak vardı ama insan bazen kötü haberi duymaktan korktuğu için aramayı erteler ya… İşte öyle…Dün akşam gazeteci arkadaşım Özlem Uçar mesaj attı.‘Banu’yu kaybettik…’ dedi.
Bir an inanamadım.Hemen telefonuna sarıldım. Numara hala kayıtlıydı. Aradım… Telefon çalıyordu… Ama açan yoktu… O an insanın içine çöken o tarifsiz sessizlik var ya… İşte onu yaşadım. Sonra annesini aradım…Ve acı gerçeği öğrendim. Banu Kalender yaklaşık bir ay önce hayata sessizce veda etmişti… Ne kadar ağır bir cümle…Daha gençti… Hayalleri vardı… Yapacak işleri vardı… Söyleyecek şarkıları, kuracağı cümleleri, yaşayacağı güzel günleri vardı…Ama o, bu dünyadan sessizce ayrılmayı seçti sanki… Ardında gözyaşı bıraktı… Özellikle de yıllarca elini hiç bırakmayan annesini… Belki de en zor vedalardan biri buydu. Bir annenin evladına sessizce bakakalması…
Banu yıllarca yalnız savaştı. Hastalığa rağmen zarafetini kaybetmedi. Acılarına rağmen insanlara gülümsemeyi bırakamadı. Güçlü olmanın ne demek olduğunu herkese gösterdi. Ve sonunda hiçbir gösteriş olmadan, hiçbir şikâyet etmeden bu dünyadan usulca geçti… Şimdi geriye anılar kaldı… Bir stüdyo ışığı altında atılan kahkahalar… Kurulan hayaller… Yarım kalan projeler… Ve güzel bir insanın kalbimize bıraktığı tarifsiz iz… Bazı insanlar ölmez… Sadece sessizleşir… Sen de şimdi o sessizliğin içinde, yıldızların arasında bir yerdesin Banu… Nurlar içinde uyu güzel insan…O güzel gülüşün, merhametin ve dostluğun hep hatırlanacak…
Habib BABAR





















Yorum Yazın