İstanbul’da yaşamak, bir mevsimin içine sıkışmak gibi değil; aksine, tüm mevsimleri aynı günün içinde solumaktır. Özellikle ilkbaharda… Şehrin üstüne çöken o tuhaf canlılık, bir yandan umut gibi kokar, diğer yandan insanın omuzlarına çöken görünmez bir ağırlık bırakır. Ağaçlar çiçek açar, martılar daha yüksek sesle bağırır, vapurlar daha kalabalık kalkar. Ama kimse tam olarak hafiflemez.
İstanbul kalabalıktır. Bu, artık sadece bir gözlem değil, bir gerçeklik biçimidir. Sabahın erken saatinde metrobüs duraklarında, vapur iskelelerinde, dar kaldırımlarda akan insan seli; birbirine değmeden ilerlemeye çalışan bedenlerin sessiz anlaşmasıdır. Herkes bir yere yetişir, ama çoğu zaman nereye yetiştiğini bilmez. Bu şehirde zaman, insanın elinden kayıp giden bir şey değil; aksine, insanın peşinden sürüklendiği bir güçtür.
İlkbahar gelir, ama İstanbul’da bahar bir mola değildir. Aksine, yaşam mücadelesinin daha görünür hale geldiği bir sahnedir. Parklarda oturan insanlar bile aslında dinlenmez; sadece yorgunluklarını daha estetik bir çerçeveye koyarlar. Bir bankta oturup Boğaz’a bakan birinin gözlerinde bile, yarının hesabı vardır. Çünkü İstanbul’da yaşamak, sadece bugünü yaşamak değildir; sürekli bir yarına hazırlanma halidir.
Bu şehir tarih kokar derler. Doğrudur. Ama İstanbul’un tarihi, sadece taşlarda, camilerde, saraylarda değildir. Asıl tarih, insanların yüzlerinde birikir. Yorgunlukta, umutla karışan o inatçı bakışlarda… Yüzyıllar boyunca imparatorluklara başkentlik yapmış bu şehir, şimdi sıradan insanların küçük mücadelelerine ev sahipliği yapar. Ve belki de en büyük tarih, tam da burada yazılır: Bir gün daha ayakta kalabilenlerin hikâyesinde.
İstanbul’da yaşamak, biraz direnmek demektir. Gürültüye, kalabalığa, belirsizliğe… Ama aynı zamanda vazgeçmemektir. Çünkü bu şehir, ne kadar yorsa da, insanı kendine bağlayan garip bir taraf taşır. Bir sabah güneşinin Haliç’in üstüne düşüşü, bir akşamüstü vapurda esen rüzgâr, bir sokak arasında duyulan eski bir şarkı… Tüm bunlar, insanın içindeki “buradayım” duygusunu diri tutar.
Belki de İstanbul’da yaşamak tam olarak budur: Yorulmak ama gitmemek. Şikâyet etmek ama vazgeçmemek. Kalabalığın içinde kaybolurken bile, kendine ait küçük bir yer bulmaya çalışmak.
Ve ilkbahar… Her şeye rağmen, yeniden başlama ihtimalini fısıldar. İstanbul’da bile.
Her zaman olduğu gibi sağlığınıza çok dikkat edin. Hoşçakalın.
MUSTAFA ÇOLAKOĞLU
GAZETECİ - YAZAR






















Yorum Yazın