Nerede o eski gazetecilik, matbaa mürekkebinin kokusu üstüne sinmeyen gazeteci sayılmazdı.
Bir ömür verdim gazetecilik yapmak için, onbinlerin üzerinde bulmaca hazırladım,
“Çocukken bulmacalarını çözerdim “diyenler bugün orta yaş grubundalar…
Gazeteciliğin içinde yetiştim, çarklarla resim oturtmayı, pikajda filmin istenmeyen yerlerini kırmızı bantlarla kapatmayı, kalıpların makinelere bağlandığını, ilk prova baskılarını kontrol ettikten sonra imzayı basıp gecenin bir vakti evin yolunu tuttuğum çok olmuştur…
Herkes beş on dakikada o bulmacaları çözüp atarken, boş sayfalara nasıl hayat verildiğini, mutfağın arka tarafını bilemez onun içindir ki, gazeteci dostlarım her zaman baştacımdır benim.
Ben hiçbir zaman birileri gibi ortaya çıkıp “Sen kimsin, benim kim olduğumu biliyormuşsun, ben kum gibi insan tanırım” demedim çünkü kum gibi insan tanımıyorum bana doğru düzgün dost gibi dost üç beş kişi yeter eminim ki o kum gibi insanlar beni iyi tanırlar…
Bir zamanlar gazetecilik, daktilo sesleri, sabaha kadar süren baskı telaşı ve “Son Dakika” diye koşuşturan muhabirlerle özdeşleşirdi. Şimdilerde öylemi? Yazılı basın pek kalmadı, artık her şey internette. Konuşlandıkları internet sitelerinde kendilerine hasbelkader bir köşe bulanlar, yazdıkları yazıları yüzbinlerin okuduğunu düşünerek birden kendilerini ünlü gazeteci sandılar…
Öyle birçok kaynaktan araştırma yapıp, kılı kırk yararak yazdığı yazının harfine kadar dikkat eden, noktalama işaretlerini yerli yerinde kullanan yok, çünkü şimdi “Yapay Zeka” var…
Artık bazı haber sitelerinde spor sonuçlarını, ekonomi özetlerini hatta hava durumu bültenlerini insanlar değil algoritmalar yazıyor. Üstelik saniyeler içinde, yorulmadan ve hata payını minimuma indirerek. Bu durum teknoloji açısından etkileyici görünse de gazetecilik dünyasında ciddi bir tartışmayı beraberinde getiriyor: Haberi yazan bir makine olabilir mi?
Yapay zekâ sistemleri milyonlarca veriyi analiz ederek kısa sürede içerik üretebiliyor. Özellikle veri gazeteciliğinde büyük avantaj sağlıyorlar. Bir seçim gecesinde sonuçları anlık yorumlayabiliyor, finans piyasalarındaki hareketleri saniyeler içinde haberleştirebiliyorlar. İnsan gazetecinin saatler sürecek araştırmasını birkaç dakikada tamamlayabilen sistemler artık gerçek.
Öyle bir zamanlardayız ki, gerçek hayatta yüz yüze gelindiğinde iki çift lafı bir araya getirmekte zorlanan zavallılar, bir bakıyorsunuz ki sanal ekranda güya usta bir köşe yazarı…
Peki kimdir bu Klavye Şövalyeleri?
Klavyenin tuşlarını birer kılıç gibi kullanarak her konuda ahkam kesen, bilmediği hiçbir konu olmayan ama her şeyi de yanlış bilen sanal dünyanın usta köşe yazarları, unutmayın ki,
“Çok şey bilen, aslında hiçbirşey bilmiyor” demektir.
Geçenlerde gazeteci arkadaşımla sohbet ediyoruz, laf lafı açtı, anlattıkları önce beni hayrete düşürmüştü.
“Laf aramızda benim bir kölem var” diye başladı söze…
“Daha çok zaman olmadı, 4–5 aydır birlikteyiz ama çok çabuk ısındık birbirimize.
Zeki, hazır cevap hem de çok bilgili. Kölem yorulmaksızın sorularıma cevap veriyor, esprilerime gülüyor, istediğim resimleri çiziyor, aklımdaki videoyu hazırlıyor.”
Hemen anladım arkadaşımın neden bahsettiğini,
“Dur adını tahmin edeyim “ diye söze atladım,
“ Adı Chat GPT olmasın ?” gülmeye başladık.
İşte böyle hayatımıza girmişti yapay zeka…
Normalde yüz yüze oturup sohbet etmeye çalıştığımızda iki kelimeyi toparlayıp, bir cümleyi kuramayan, ahkam kestiği konular hakkında hiçbir bilgisi olmayan sadece kendisini Chat CPT ile vareden insanlar yıllarını bu mesleğe adamış değerli gazeteci büyüklerimizi dahi yarı yolda bırakacak kadar profesyonelce yazılar yazması artık beni şaşırtmıyordu, bunların yazdığı yazıları okumak beni son derece sıkıyor ve midemi bulandırıyordu.
Üstad Abdürrahim Karakoç bu tiplere ne yapmamız gerektiğini “Vasiyet” adlı şiirinde sanki bu sanal medya şövalyelerini anlatırcasına sesleniyordu…
“Millet parasından verdirme parsa;
Edirne’den Van’a, Muğla’dan Kars’a
Nerede sahte bir kahraman varsa
Bir resmine bir de şanına tükür.”
Biz de şairin bu sözlerine uyarak sahte kahramanlara yani Yapay Zeka Şövalyelerine öyle yapıyoruz zaten. Bizler saatlerce uğraşıp araştma yapıp hatasız bir yazı yazmaya uğraşırken , üç-beş dakikada yapay zekaya yazısını yazdırıp yayınlayan sözde gazetecilere diyecek çok sözüm var ama onlar kendilerini biliyorlar, benim de onların kimler olduğunu bildiğimi bilmelerini istiyorum!
Bu haftalıkta bu kadar, haftaya başka bir konuda buluşmak üzere hoşça kalın ama hep dostça kalın.
CELAL KODAMANOĞLU
GAZETECİ - YAZAR






















Yorum Yazın