Son yıllarda ilişkiler hakkında söylenen en popüler cümlelerden biri şu:
“Kimse artık ciddi ilişki istemiyor.”
Sanki bir kuşak bir sabah uyanıp sevgiden vazgeçmeye karar vermiş gibi.
Sanki insanlar artık bağ kurmak istemiyor.
Sanki kimse sevilmek istemiyor.
Ama gerçekten öyle mi?
Çünkü biraz dikkatli baktığımızda ilginç bir çelişki görüyoruz.
İnsanlar hâlâ mesaj bekliyor.
Hâlâ özel hissetmek istiyor.
Hâlâ birinin gününün nasıl geçtiğini merak etmesini istiyor.
Hâlâ birine sarılmak istiyor.
Hâlâ yanında eve dönebileceği bir insan arıyor.
Yani sorun sevgi istememek değil.
Sorun, sevgiyi isterken aynı zamanda incinmekten korkmak.
Belki de bu kuşağın en büyük yorgunluğu tam burada başlıyor.
Çünkü birçok insan aslında yalnızlıktan şikâyet ediyor.
Ama yakınlık teklif edildiğinde geri çekiliyor.
Birini özlüyor.
Ama bağlanmaktan korkuyor.
Sevilmek istiyor.
Ama görülmekten çekiniyor.
Çünkü görülmek yalnızca güzel taraflarımızın fark edilmesi değildir.
Kırılgan taraflarımızın da ortaya çıkmasıdır.
Ve insan bazen reddedilmekten çok, gerçekten görüldükten sonra reddedilmekten korkar.
Psikolojide buna dair önemli bir gerçek vardır:
İnsanlar çoğu zaman yakınlıktan kaçmaz.
Yakınlığın ortaya çıkaracağı duygulardan kaçar.
Terk edilme korkusundan.
Yetersizlik hissinden.
Hayal kırıklığından.
Kaybetme ihtimalinden.
Bu yüzden bazı insanlar ilişki istemediğini söyler.
Ama geceleri telefonuna bakar.
Bazıları özgürlüğünü çok sevdiğini söyler.
Ama birinin onu gerçekten anlamasını hayal eder.
Bazıları kimseye ihtiyaç duymadığını söyler.
Ama yorulduğunda içinden geçen ilk şey, güvenebileceği bir insanın eksikliğidir.
Çünkü insanın doğasında bağ kurmak vardır.
Sorun bağ istememek değildir.
Bağın bedelinden korkmaktır.
Modern hayat da bu korkuyu sessizce büyütüyor.
Çünkü artık her şey hızla tüketiliyor.
İçerikler.
Arkadaşlıklar.
İlişkiler.
İnsanlar.
Bir şey zorlaştığında yenisine geçmek kolaylaşıyor.
Beklemek zor geliyor.
Onarmak zor geliyor.
Kalmak zor geliyor.
Ve zamanla birçok insan bir ilişkiyi yaşamak yerine değerlendirmeye başlıyor.
Daha iyisi olabilir mi?
Daha uyumlusu var mı?
Daha az sorunlu biri çıkar mı?
Ama burada gözden kaçan bir şey var:
İnsanlar seçenek fazlalığından dolayı mutlu olmuyor.
Çoğu zaman kararsızlaşıyor.
Çünkü derin bağlar sonsuz seçeneklerle kurulmaz.
Bir seçimin içinde kalabilme cesaretiyle kurulur.
Belki de bu yüzden günümüzün en büyük ilişki problemi sevgisizlik değil.
Duygusal güven eksikliği.
İnsanların birbirine güvenmekte zorlanması kadar, kendilerini bir başkasına gösterebilecek kadar güvende hissedememesi.
Çünkü gerçek yakınlık performans istemez
Maske istemez.
Mükemmellik istemez.
Gerçek yakınlık insanın “iyi görünen” taraflarını değil, gerçek taraflarını taşır.
Ve belki de bu yüzden birçok insanın kalbi yoruldu.
İlişki yaşadığı için değil.
Sürekli güçlü görünmeye çalıştığı için.
Sürekli incinmeyecekmiş gibi davrandığı için.
Sürekli ihtiyaç duymuyormuş gibi yaşadığı için.
Oysa insanın en derin ihtiyacı bağımsız görünmek değildir.
Güvende hissedebilmektir.
Çünkü ruh, yalnızca sevgiyle değil, güvenle de büyür.
Ve belki de bugün kendimize sormamız gereken soru şu değildir:
“Neden kimse ilişki istemiyor?”
Belki soru şudur:
“Neden hepimiz bu kadar sevilmek isterken, aynı anda bu kadar korkuyoruz?”
Çünkü bu kuşağın trajedisi sevgiyi kaybetmesi değil.
Sevgiye duyduğu ihtiyacı saklamayı öğrenmesi.
Ve iyileşme belki de yeni birini bulmakla başlamayacak.
Bir gün şunu kabul etmekle başlayacak:
Yakınlık zayıflık değildir.
Birine ihtiyaç duymak eksiklik değildir.
Sevilmek istemek çaresizlik değildir.
İnsan olmaktır.
Çünkü insanın kalbi, ne kadar modernleşirse modernleşsin, değişmeyen bir şey arar:
Yanında rol yapmak zorunda olmadığı birini.
Ve belki de gerçek aşk hâlâ tam burada başlıyordur.
Haftaya başka konuda buluşmak üzere hoşçakalın
HANIM DEMİRBAŞ
SOSYAL PEDAGOG,
BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI
























Yorum Yazın