Bir yanda karizmasına, heybetine, kara kaşına, kara gözüne, çapkın bakışlarına ilk görüşte aşık olduğu İlyas, diğer yanda bacası helalle tüten iki göz odasından, mutfağında kaynayan demli çayından, iyilik dolu kalbinden başka bir şeyi olmayan Cemşit…..
Ve Asya bu iki adamın arasında kalmıştı, tercih yapmalıydı, kendi kendine şu soruyu sordu ve cevabını da yine kendi verdi :
“Sevgi Neydi ? Sevgi Emekti…”
Yazıma “Selvi boylum, al yazmalım”ın hafızalarımıza kazınan sahnesinden başladım ama anlatmak istediğim konu aslında başka.
Sevgi gerçekten de emekti… Bu yazımda sizlere iyilik meleği, hayatını sevgi üzerine adamış olarak bildiğimiz Rahibe Teresa’yı anlatmak istedim, daha doğrusu bu yazıyı yazmam ve Rahibe Teresa’yı anlatmam için fikir arkadaşımdan geldi… Ben ona katıldığım Balkan turunu anlatırken, tabiki rahmetli babacığımın dedelerinin geldiği Üsküp’ü anlatmadan geçemezdim.
Orada en dikkatimi çeken Üsküp Meydanındaki Rahibe Teresa’nın anıt eviydi…
"Dün, geçmişte kaldı.
Yarın, henüz gelmedi.
Yalnızca bugünümüz var"
Rahibe Teresa…
Rahibe Teresa hakkında yazılmış o kadar çok yazı, makale var ki, elbette biliyorsunuzdur ama birde benden dinleyin bu iyilik timsali, sevgi dolu olarak bilinen kadını!
Bizler onu Rahibe Teresa (Mother Teresa) olarak tanırız da, o aslında bir Türk’tü, kendisi her ne kadar kabul etmesede o Osmanlı Dönemi’nde 1910 tarihinde Üsküp ’te doğmuştu, gerçek adı “Agnes Gonca Boyacı” idi şaşırdınız değil mi? Rahibe Teresa bir Türk ismine sahipti ama kendisine bu konu sorulduğunda gülümseyerek soruları yanıtsız bırakırdı.
18 yaşındayken rahibe olma kararı alan Gonca Boyacı, Hindistan'daki hayır işleriyle adı duyulan Loretto Hemşireleri’ne dahil oldu. Teresa ismini bu dönemde alarak nam salmaya başladı. St. Mary's Lisesi'nde Coğrafya ve Temel Hristiyanlık dersleri veren Rahibe Teresa, 1944’te aynı liseye müdür olarak atandı.
1950 yılında Vatikan'dan aldığı iznin ardından ‘Hayırsever Misyonerler Cemiyeti’ni kuran Rahibe Teresa, başta 12 kişiyle kurduğu bu cemaati, zaman içerisinde dünyanın 450 noktasına taşıyarak dört bin rahibenin görev aldığı bir kuruma dönüştürdü.
1979 yılında yürüttüğü hayırsever faaliyetlerden dolayı Nobel Barış Ödülü de alan Rahibe Teresa, 4 Eylül 2016’da Vatikan'ın Aziz Petrus Meydanı'nda gerçekleştirilen törenin ardından Papa Franciscus tarafından (Azize) mertebesine yükseltilmişti. Rahibe Teresa'nın iki hastayı iyileştirmesi, (Azize) olabilmek için gerekli olan iki mucize olarak kabul edilmişti.
1980’de doğduğu şehir olan Üsküp'e bir ziyaret gerçekleştiren Rahibe Teresa, bu ziyaret esnasında kendisine ırkıyla alakalı sorulan soruya da yanıt verdi, kendisini Üsküplü hissettiğini söyleyen Teresa, doğduğu şehrin burası olduğunu kaydederek ‘Ancak ben dünyaya aitim’ demişti.
38 yaşındayken fakir ailelerin çocuklarına ders vermeye başlayan Rahibe Teresa, aynı zamanda Temel Tıp eğitimi aldıktan sonra, hastaların evlerine giderek onları tedavi etti. Eski öğrencilerinin de katıldığı bir grup ile sokaklarda, hastanelerin kabul etmeyerek ölüme terk ettiği birçok hastanın tedavisini üstlendi.
Ancak yardım için gittiği fakir bölgelerdeki ebeveynler Teresa'nın çocukların beynini yıkayıp Hristiyan yapacağını düşündüğü için onun gitmesini istedi. Bu endişelerinde pek de haksız sayılmazlardı.
Teresa'nın yanında 9 yıl çalışıp istifa eden Susan Shields, Teresa'nın karanlık yüzünü ortaya çıkaranlardan biriydi...
Shields'in iddiasına göre Teresa çalışanlarına hayatını kaybetmek üzere olan insanları nasıl gizlice vaftiz edeceğini öğretmişti. Hayatını kaybetmek üzere olan insanlara 'Cennete bilet ister misin?' diye sormalarının ardından herhangi bir olumlu yanıtı vaftiz için onay olarak görmekteydiler. Yanıtın ardından hastanın alnını ıslak bir bezle soğutuyormuş gibi yaparak onları vaftiz ediyorlardı.
Shields’nin anlattıkları insanları şaşkına çevirmişti, bağışları kaydetmekle görevli olan Shields, sadece New York'taki Bronx bölgesinde bir banka hesabında 50 milyon dolar toplandığını ancak bu paranın yoksul insanlar için harcanmadığını itiraf etti hatta Etiyopya'daki kıtlık için bağış toplandı ancak bu para Etiyopya'ya gönderilmedi çünkü çalışanlardan birinin söylediğine göre Teresa'nın yardım kuruluşu Afrika'ya para göndermiyordu. Ancak yine de makbuzlarda Etiyopya'nın adı geçirildi.
1991'de Birleşik Krallık'taki bir kurumda yapılan denetim, toplam gelirin sadece %7'sinin yardım için kullanıldığını ortaya çıkardı.
Geri kalan para ise Vatikan Bankası'na havale edilmişti. Bu denetim sadece bir ülkede bir kere yapıldı. 70 yıllık geçmişlerinde bir kez bile topladıkları bağışı nasıl kullandıklarını bildirmediler. Ancak 5 yıl boyunca onlarla çalışan Eva Kolodziej adındaki bir kadın bağışlar için 'New York'taki evi ziyaret etmelisiniz. O zaman bağışlara ne olduğunu anlayacaksınız. Barınağın mahzeninde değerli kitaplar, takılar ve altın var' açıklamasını yaparak insanları aydınlatmıştı.
20 yıl boyunca Teresa'nın yanında çalışan eski bir rahibe de Teresa'nın fakirlere yardım etme değil, İsa'ya hizmet etme niyetinde olduğunu bu bahane ile para topladığını söylemişti.
Zaten bunu Teresa da 'Birçok insan beni sosyal hizmet uzmanı olarak karıştırıyor. Sosyal hizmet uzmanı değilim. Ben İsa'nın hizmetindeyim. Benim işim Hristiyanlık kelimesini yaymak ve insanları kazanmak' diyerek açıklamış, bir nevi söylenenleri doğrulamıştı. Teresa aldığı bağışları yoksullara yardım etmek yerine manastır inşa ederek yeni rahip ve rahibeler yetiştirmek için kullandı.
Eleştirilerin odağındaki bir diğer konu da yoksullara yapılan tıbbi müdahalelerin yetersizliğiydi.
2008'de iki ay boyunca gönüllü olarak çalışan Hemley Gonzalez, çalışanların iğneleri (enjektör) musluk suyu altında yıkayıp ucu körelinceye kadar tekrar tekrar kullandığını, tıbbi ve hayati maddelerin aylarca depolanıp süresi dolduktan sonra bile atılmadığını, çalışanların çok az veya hiç tıbbi eğitimleri olmayan gönüllülerden oluştuğunu, bulaşıcı tüberküloz ve hayati tehdit taşıyan hastalıkların diğer hastalarla birlikte tutulduğunu söyledi.
Tüm bu ihmallerin sonucunda ilk “Ebola” salgını ortaya çıktı.
Bu iddianın sahibi 1976'da dünyanın ilk Ebola salgınını keşfeden doktor olan Peter Piot : “Yoksul hastalar bu denli kötü şartlarda tıbbi yardım alırken, rahibeler hastalandığında özel ve lüks hastaneleri ziyaret ediyorlardı” dedi.
Teresa bir röportajında kendi ağzıyla 23.000'den fazla kişinin onların denetimindeyken hayatını kaybettiğini açıklamıştı, bu bir nevi itiraftı.
Korkunç acılar çeken, kanserden hayatını kaybeden insanlara Aspirin dışında bir ağrı kesici bile verilmez ve ameliyat olması gerekenler yada başka bir tedaviye ihtiyacı olanlar hastaneye gönderilmezken, Teresa hastalandığında ameliyat da oldu, kalbine pil de taktırdı. Kurumda çalışan birçok kişi bu hastaların kolayca tedavi edilebileceği hastalıklar nedeniyle hayatlarını kaybettiklerini daha sonradan itiraf etti.
Ancak Teresa'nın çocuk tacizcisi papazlarla, dolandırıcılarla ve 30 binden fazla insanın hayatını kaybetmesine sebep olan Haiti diktatörüyle yakın ilişkisi oldu, onlardan bol bol bağış topladı.
Bunların yanı sıra yaptığı çalışmalarla pek çok ödüle layık görülen Rahibe Teresa’nın ödülleri arasında,
Papa XXIII. John Barış Ödülü ve 1979 Nobel Barış Ödülü vardı. Öte yandan ABD'nin en önemli sivil ödülü olan Özgürlük Madalyası da aldığı bu ödüller arasında bulunuyor.
Bu ödülleri alırken de ziyafet verilmesini istemeyen Rahibe Teresa, 6 bin dolarlık fonun yoksullara bağışlanmasını istedi.
Rahibe Teresa, Etiyopya'daki açlara, Çernobil'deki radyasyon kurbanlarına ve Ermenistan'daki depremzedelere sözde yardım etmek için sürekli seyahat etti.
Yardım arzusu ve faaliyetleri sınır tanımıyordu.
Topluluğun faaliyetleri çeşit ve sayı bakımından çoğalırken, Rahibe Teresa da Tanrı adına yapılan işler için dua ediyor ve çalışmalar sürekli artıyordu.
Sağlık evleri açılıyor; bazıları da politik, sosyal ya da güvenliğe ilişkin gerekçelerle kapanıyordu. Topluluk, son derece yoğun ve faaldi. Rahibe Teresa, dünyanın her yanında insanlara yardım ediyor, çocukları kurtarıyor, hemşirelere öğüt veriyor, organizasyon ve konuşmalar yapıyordu. Kimi zaman "sıradan" kimi zaman da “seçkin” kalabalıklara konuşma yapması için aldığı tekliflerin sayısı her geçen gün artıyordu mesajının hep aynı ve bir iki tümceyle anlatılabilir olmasına ve çoğu zaman doğal olarak epey "geleneksel" bir bakış açısıyla konuşmasına rağmen, dikkatle dinleniyordu.
İlerlemiş yaşına rağmen, dünyanın dört bir yanında sözde yoksullara yardım edebilmek için kaynak araştırmaya ve elindeki olanakların tümünü kullanarak onlara yardım ediyor gibi gözüküyordu. Her kıtada, Rusya'da bile, Teresa'nın hemşireleri, İsa aşkına kimsesizlere yardım için çalışıyorlardı.
1992 seçimlerinde görevini devretmeye hazırlanırken yeniden seçildi. 1996'da sağlığı ciddi biçimde bozulmaya başladı. Sevgiden ve çalışmaktan yorulan kalbi yüzünden devam edemeyeceğini söyledi. 13 Mayıs 1997'de Hemşireler Kurulu, İsa aşkına yapılan bu onurlu işi Hemşire Nirvala'nın yürütmesine karar verdi.
Rahibe Teresa, 5 Eylül 1997'de, saat 21.30’da Kalküta'daki sağlık evinde yaşamını kaybetti.
Ben sizlere hayatına yorum katmadan iyisiyle kötüsüyle anlattım, karar sizin! Rahibe Teresa bir melek mi, yoksa kendi çıkarı uğruna insanları kullanan bir şeytanmıydı?
Bir başka yazımda buluşmak üzere
Hoşçakalın, hoş kalın.
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ






















Yorum Yazın