Güzel yurdumda adı çok bilinmeyen kahramanlar vardır, onların görünmez emekleri birçok gelişmenin temelini oluşturur haftada iki gün yayınlanan köşemde, bazılarını tanıtmaya çalıştıysamda buna ne zaman yeter, ne de ben bu kişilerin hepsini bilirim ama elimden geldiğince, bildiklerimin görünür hale gelmesine çalışacağım.
Evet, başlıktan da anlaşılacağı gibi bugün sıra Behiç Erkin’de.
Tarihimizin unutulmuş, adsız kahramanlarından.
Çanakkale ve Kurtuluş Savaşlarında sevkiyatlardan sorumlu komutan,
Atatürk’ün kader arkadaşı,
TCDD`nin ilk Genel Müdürü,
Bayındırlık Bakanı ve Büyükelçi,
MİT`in kurucularından biri.
Kısaca anlatmakla bitiremeyeceğim muhteşem bir insan ama onun bir vasiyeti vardı: Öldüğünde, Ankara ve İstanbul trenlerinin Eskişehir’deki yol ayrımında gömülmek istiyordu… Sonrası ne mi oldu? Evet vasiyeti yerine getirildi.
Ve bu efsane adam ;
Behiç Erkin, 1876 yılında İstanbul’da köklü bir ailenin ferdi olarak dünyaya geldi, babası Cemil bey, dedesi ise Osmanlı İmparatorluğu’nun ünlü komutanlarından Mareşal Ömer Fevzi Paşa’dır.
Dedesi, Behiç Erkin’in birçok insanın kaderini etkileyecek olan cesur, inatçı, doğruluktan şaşmayan, araştırmacı, alçak gönüllü ve diplomat karakterini şekillendiren kişidir.
Behiç Erkin, Erkan-ı Harp (Kurmay) Subay olmak ister ancak küçükken çocuk felci geçirdiği için Osmanlı kanunlarına göre bu imkânsızdır yine de büyükbabasının Osmanlı Ordu Kumandanlığı yapmasının da etkisiyle özel bir kararla Askeri Okul’a alınır ve Erkan-ı Harp Subayı olarak mezun olur.
1903’te Selanik’e 3. Ordu’ya tayini çıkar. Behiç beye “Hat Komiserliği” görevi verilir. İşte Behiç beyin Demiryolları ile olan aşkı böyle başlar.
Uzun uzun hayat hikayesini anlatıp sizleri yormak istemem, oldukça başarılı bir askerlik dönemi yaşamıştır
Cumhuriyet döneminde Behiç Erkin, Devlet Demiryollarının (Kurucu Genel Müdürü) olur. Demiryollarının Avrupa standartlarında çalışmasını isteyen İnönü’yü millileştirilmesi için ikna eden Erkin, bugün Devlet Demiryollarının başında “Türkiye Cumhuriyeti” yazmasının sebebidir.
Atatürk 10. Yıl Marşı’nda bir tek dizeyi değiştirmiştir.
“Yurdun bütün tepelerinde dumanlar tütmektedir” yazan dizeyi çizmiş
“Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan” diye değiştirerek yazmıştır.
Ardından Behiç beye telefon açıp “Emeğinizi yeteri kadar yansıtmadığı için 10.Yıl Marşı’nda bir dize değiştirdim, size haber vermek istedim” demiştir.
Atatürk Soyadı Kanunu çıktığında 37 kişiye neden o soyadını uygun gördüğünü birer mektupla belirtmiş ve bunu da Dil Tarih Coğrafya Enstitüsü’ne gönderip,
“Türkiye’nin ilk 37 soyadı olarak kaydedilsin” talimatını vermiştir.
Bu soyadlardan dokuzuncusu Emir Kıvırcık’ın anne tarafına verilen ERKİN’dir. Bunun verilme sebebi olarak Atatürk şu notu düşmüştür: “Her şart altında kendi doğrularını dile getirme cesaretini gösteren, bağımsız kişi…”
Behiç Erkin’in kişiliğinin daha iyi anlaşılabilmesi için kronolojiyi biraz bozarak şu olayı anlatmakta da yarar görüyorum.
II. Dünya Savaşı’ndan sonra Birleşmiş Milletler, “Faciayı Araştırma Komisyonu” adıyla, soykırımı araştırmak için bir komisyon kurar. 18.000’e yakın Yahudiyi soykırımdan kurtardığı için Behiç Erkin’in adını ölümsüzleştirmek isterler. Komisyon, Behiç Erkin’e yaptığı yardımlarla ilgili yanıtlanmak üzere 18 soruluk bir form verir, Erkin BM yetkilisine teşekkür eder, dosyayı geri verir ve şu kelimeleri kullanır:
“Ben yaşlı bir insanım ve zaten böyle şeyleri doldurmaya gerek yok.
Sebebi de şudur; Biz Atatürk’ün önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmakta emeği geçenler, Musevilerin başına gelenlerin 460 yıl önce başlarına gelenlerden herhangi bir farkı olduğunu düşünmüyoruz dolayısıyla benim yaptığım, tarihimize, örf ve adetlerimize sahip çıkmak ve Türk Ulusu adına insani görevimizi yerine getirmektir”
Kısaca ikide bir temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtılıp, ısıtılıp önümüze konan “Soykırım” iddialarını sanırım bu sözleri çürütmektedir.
1920’den itibaren altı yıl Genel Müdürlük yaptıktan sonra Bayındırlık Bakanı oldu.
Demiryolları işletme dilinin Fransızca’dan Türkçe’ye çevrilmesi,
İlk kamu müzesini kurması, daha sonra İstanbul Teknik Üniversitesi adını alacak Mühendis Mektebi’ne özerklik vermesi, üniversite derslerini Türkçeleştirmesi, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın fikir babalığını yaparak, kurulmasını sağlaması, M.İ.T.’in kurucu kararnamesine Atatürk’le beraber imzasını koyması, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı’nı kurması hizmetlerinden sadece bir kaçıdır.
Kariyerinin son aşamalarında, Paris Büyükelçiliği yaptı ve bu görevinde tarihte eşi ender görülen bir insanlık görevi yerine getirerek, Nazi işgali altındaki Fransa’da tüm Yahudilere iş bıraktırılıp, toplama kamplarına sevk edildiği sırada Türk Yahudilerine bu işlemi kimsenin uygulayamayacağını dile getirip, 9.000'i Türk Yahudisi olmak üzere, 20.000′e yakın Yahudiye Türk pasaportu vererek hayatlarını kurtardı.
Söylemiştim 1926-1928 yılları arasında Bayındırlık Bakanlığı yaptı diye, bunun bilimle ne ilgisi var demeyin, o yıllarda henüz üniversite reformu yapılmamıştı ve Yüksek Mühendis Mektebi (Bugünkü adıyla İstanbul Teknik Üniversitesi) Bayındırlık Bakanlığı’na bağlıydı. Behiç Erkin bu okula bir kez müdahale etti ve eğitimde kullanılan Arapça ve Fransızca sözcüklerinin yerine Türkçelerinin kullanılması hareketini başlattı. Kendisi de bazı sözcüklerin Türkçeleri için önerilerde bulundu, hatta uzmanlık alanı olan demiryolları işletmesi ile ilgili bir Türkçeleştirme kılavuzu yayınladı. Tahmin edilebileceği gibi buna, özellikle bazı tutucu öğretim üyeleri karşı çıktı ama bir işe yaramadı bu hamle Cumhuriyet dönemi üniversite eğitiminin Türkçeleştirilmesi için ilk girişimdi ama nedense pek bilinmez.
Behiç Erkin’in akademi tarihinde yine bir ilki ise Yüksek Mühendis Mektebi’ni özerk hale getirmesiydi. “Bilim her türlü etkiden uzak olmalıdır” diyerek Cumhuriyet döneminin ilk özerk yüksek öğrenim kuruluşunu gerçekleştirmiştir.
Diyeceksiniz ki bunların ne önemi var? Zaten Türkçeleştirme de, özerklik de daha sonra hayata geçti. Bence, ilki gerçekleştirmek çok önemlidir çünkü değiştirilecek konuyla ilgili tabu yıkılmış olur. Hem ilk tepkiler sönümlenir, hem de psikolojik bariyer yıkılır, öncü olmak böyle bir şeydir.
Elbette bunları yapacak bakış açısına ve cesaretine sahip Behiç Erkin yaşamının diğer alanlarında da boş durmamıştır.
Yani bu efsane adamı anlatmakla bitmez, o her ne kadar kaybolan değerlerimizden biri olsada bizlerin gönlünde her zaman yaşamaktadır.
11 Kasım 1961 tarihinde İstanbul’da ölen Behiç Erkin, ilk Genel Müdürlük görevini aldığı İzmir-İstanbul-Ankara hatlarının birleştiği Eskişehir (Enveriye) istasyonundaki üçgende defnedilmesini vasiyet etmişti. Ölüm tarihinden bir süre sonra TCDD Genel Müdürlüğü tarafından yaptırılan anıt mezara nakledilerek vasiyeti yerine getirildi….
Bu güzel insanı saygı ile anıyorum…
Başka bir yazımda, başka bir konuda buluşmak üzere hoşçakalın, hoş kalın.
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ






















Yorum Yazın