“Kimseye etmem şikâyet; ağlarım ben halime
Titrerim mücrim (suçlu) gibi baktıkça istikbalime
Perde-i zulmet (karanlık perdesi) çekilmiş korkarım ikbalime
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime “ İhsan Raif
Dinlediğimizde ruha dokunan nihavent makamında bu şarkının güftesi Türkiye’nin hece ölçüsünü ilk kullanan kadın şairi İhsan Raif hanıma, bestesi ise Selanikli Ahmet efendiye aitti… Rahmetli babacığım bu şarkıyı o kadar çok severdi ki, radyoda her çaldığında koltuğuna çekilir, Müzeyyen Senar’dan dinlerdi…
Yıllar yılları kovaladı geçenlerde Nışantaşı’na alışveriş için gitmiştim, Rumeli Caddesi’nden Teşvikiye’ye doğru inerken, karşıma o muhteşem Taş Konak çıktı. Durdum, hüzünlü hüzünlü baktım o konağa, üzerinden yıllar geçsede, restore edildiği için halen ilk günkü gibi muhteşemdi.
Her zaman huşu ile dinlediğimiz, bu ölümsüz şarkıyı bilmeyen yoktur diye düşünüyorum işte o şarkının sözleri bu konakta yazılmıştı.
İhsan Raif adını sanırım pek çoğunuz bilmiyordu, hatta isme bakarak erkek olarak tanımlayabilirsiniz ama hayır İhsan Raif bir hanımefendiydi talihsiz bir hayat yaşamıştı
Zorla evlendirilen İhsan Raif hanım, evliliğinin ikinci yılında henüz 14 yaşında iken anne oldu. Hayatının en acı günleri olarak sözünü ettiği bu zamanları dizelere dökerek “Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime” şiirini yazdı.
Biraz gerilere dönelim, İhsan Raif hanımı tanıyalım.
Ünlü şairimiz İhsan Raif hanım, 1877 yılında Beyrut’ta dünyaya geldi. Nafıa hanım ve Ziraat Nazırı Köse Mehmed Raif Paşa’nın kızıydı. Babasının görevi nedeniyle pek çok yer gezdi ama en son geldiği Adana’da 12 yaşına kadar yaşadı. Tüm aile Adana’dan sonra İstanbul’a geldiler, İstanbul’da özel müzik, edebiyat ve Fransızca dersleri aldı. Küçük yaştan itibaren edebiyata ilgi duydu döneminin ünlü şairlerinden Rıza Tevfik’in etkisiyle hece vezniyle halk şiiri tarzında şiirler yazdı. Hece veznini kullanan ilk Türk kadın şairi olarak Edebiyat dünyamızda yer etti.
İstanbul’da Nışantaşında ki ailesinin yaşadığı Taş Konağı çok seviyordu, o konakta yaşadığı günleri “O günler başka bir semâ altında, tomurcuk güllerin açtığı, uçarı gönüllerin coştuğu hayal ülkesiydi“ diye hüzünle anıyor ve “Şiirin, musikinin, sanatın beslendiği edebiyat mekânı” olarak adlandırıyordu.
Güzeller güzeli İhsan Raif hanım, odasında kardeşi Belkıs’la oynarken bir gürültü kopar, kapı açılır ve içeri hayatında hiç görmediği bir adam girer, adam İhsan Raif’i kaçırmaya teşebbüs eder ama çocukların çığlıklarıyla geldiği gibi kaçarak ortadan kaybolur. Adamı görmek dışında onunla hiç bir yakınlığı olmadığı halde babası bu olayın faturasını İhsan’a keser. Çünkü bu olay ona göre namus meselesidir. Böylece 13 yaşındaki kızını acımadan Tütün İdaresi memuru Mehmet Ali ile evlendirir ve onları bir sürgün havasında İzmir’e yollar. Kızının gözyaşları ve yalvarmaları Raif Paşa’yı hiç etkilemez. İhsan Raif 13 yaşında evlenir, 14 yaşında anne olur. 1890 yılında ailesinden, sevdiklerinden, çocukluk masumiyetinden ayrılmanın hüznünü ve hayal kırıklığını yaşarken bir de hiç tanımadığı ve sevmediği kocaman bir adamın karısıdır artık. İşte “Kimseye etmem şikayet…” diye başlayan o ünlü şiirini bu ruh hali içindeyken yazar.
Kendisini evlendiren babası hakkındaki düşünceleri de oldukça dokunaklıydı; “Babamın terazisinin şaştığını hiç görmedim ben, onu Hazret-i Ömer adaletinin timsali bilirdim, benim istikbalimi tartarken adil olmadı o terazi, Mehmet Ali’yle nikâhlanmaktan başka çıkar yolum kalmadı. Günlerce gözyaşı döktüm, haftalarca yalvardım, babacığım, masumum, bana kıyma, derslerimi tamamlayayım, yaşım küçük, beni yakma, dizlerine kapandım. “Beni sevdiğim biriyle evlendir, telli duvaklı gelin et” diye ama yalvarışlarım boşunaydı, çocukluğumu yaşayamadan, anne oldum…
İhsan Raif hanım çapkınlıklarıyla kendisini hayattan bezdiren kocasından boşanmasına izin çıkınca 27 yaşında ve 3 çocuk annesi bir genç kadın olarak döner İstanbul’a… Aşk ve nefret hislerinin tümünü şiirine yansıtan İhsan Raif, ilk eşine olan hislerini şu mısralarla dile getirir:
“Sabreyle Ali, bir gün olup mat olacaksın;
Ölsen dahi sen lanet ile yad olacaksın.”
Ancak kader ağlarını örmüştü, talihsizlikler peşini bırakmıyordu, yine o gaddar babasının isteği ve ısrarı ile bu kez de Fehim bey ile evlenmek zorunda kaldı. Bu evlilik ise Fehim beyin verem hastalığına yakalanması ve bu hastalığın İhsan Raif’e de bulaşma ihtimaline karşın 2 yıl sonra son buldu.
Bu arada parçalanmış Osmanlı Devletinden sonra Mustafa Kemal ve arkadaşları Kurtuluş Savaşını başlatmıştı. Balkan Savaşı sırasında, Hilal-i Ahmer (Kızılay) Cemiyetinde gönüllü hemşirelik yaptı Kızılay için şiirler yazdı. Yardım sağlamak, gönüllü toplamak ve eğitime destek vermek için kurulan Müdafa-i Milliye Cemiyeti’nin Osmanlı hanımlar heyetinde de etkin olarak çalıştı toplantılara katıldı. Balkan yenilgisinden sonra Müdafa-i Hukuk Derneği’nin düzenlediği büyük mitingte de Fatma Aliye ve Halide Edip ile birlikte kürsüye çıkıp şiir okumuş kadınlar arasındadır. İhsan Raif hanım Kurtuluş Savaşı süresince mitinglerde, şiirler ve ateşli nutuklarla milli mücadeleye destek verdi. Atatürk’ün hayranıydı, hep onun yanında mücadele etti.
Üçüncü eşi olarak şiirlerinin yayınlandığı Rübab Dergisi’nin yönetmeni ve dönemin ünlü yazarı Şahabettin Süleyman’la yaşadığı altı yıllık aşk ilişkisi, dağ kürü için birlikte gittikleri İsviçre’de Şahabettin’in İspanyol gribine yakalanarak iki üç gün içinde ölmesiyle noktalanmıştı.
Talihsizlikler İhsan Raif hanımın peşini bırakmıyordu, daha sonra kendinden daha genç bir Fransız ile evlenmesi de ona aradığı mutluluğu veremedi, sonradan Müslüman olup Hüsrev adını alan genç Fransız şair ile olan yaşamı 4 Nisan 1926 yılında Fransa’da geçirdiği apandisit ameliyatı sırasında henüz 49 yaşında iken öldü. Ölümünün ardından naaşı İstanbul’a getirilerek Rumelihisarı Kabristanı’na defnedildi.
İşte ben Nışantaşına her gittiğimde, o muhteşem Taş Konağı gördüğüm zaman aklıma İhsan Raif hanım ve onun talihsiz hikayesi gelir.
Habercaddesinde başka bir konuda buluşmak üzere.
Hoşçakalın Hoş kalın
ESRA SONGÜLER
HABERCADDESİ EDİTÖRÜ






















Yorum Yazın