Ben kendimi bildim bileli iki tarihçi tanıdım, ilki Cemal Kutay’dı ona yaşayan tarih diyebilirim. Yıllar önce birkaç arkadaşımla beraber onu Moda’daki evinde ziyaret edip, kendisiyle sohbet etmiştik. Cemal Kutay 2006 yılında aramızdan ayrıldı, ve daha sonra en az Cemal Kutay kadar saygı duyduğum bir tarihçi tanıdım Prof.Dr.İlber Ortaylı.
O da çok saygı duyduğum, ünlü bir tarihçiydi, ne yazık ki onunla tanışma imkanım olmadı ve maalesef o da aramızdan ayrıldı….
İşte bugünkü köşemi bu değerli isme ayırmak istedim…
Hepimiz onu televizyonlardaki röportajlarından tanıdık… Tarihi bize sevdiren adam hele ki o gevrek gülüşü asla gözümüzün önünden gitmez, bize tarihi sevdiren değerli insanı, gelin birlikte tanıyalım.
Hocamız göçmen bir ailenin tek çocuğuydu, annesi Kırım Türklerinden Şefika hanım ve babası Kemal bey eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) lideri Joseph Stalin'den kaçıp Avusturya’ya bir mülteci kampına sığınmıştı. İlber Ortaylı da işte bu mülteci kampında 21 Mayıs 1947'de dünyaya gözlerini açmıştı. Annesi Şefika hanım ile babası Kemal bey, İlber henüz iki yaşındayken Türkiye'ye göç ettiler.
İş bulmakta zorlanmadılar, yazar olan annesi Şefika hanım Ankara'da Dil Tarih Kurumu'nda, babası Kemal bey ise askeri bir uçak fabrikasında çalışmaya başladı.
İşte Türkiye’deki hayatları böyle başlamıştı, İlber çok başarılı bir öğrenciydi, ilk ve orta öğrenimini İstanbul Avusturya Lisesi'nde, liseyi Ankara Atatürk Lisesi'nde tamamladı. Takvimler 1970 yılını gösterdiğinde İlber Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü’nünden mezun oldu.
Üniversitenin ardından Ankara’ya veda edip uzun yıllar Türkiye dışında yaşadı. Yüksek lisansını Chicago Üniversitesi'nde 2016'da aramızdan ayrılan ünlü tarihçi Halil İnalcık ile birlikte yaptı.
Yurdumuza dönene kadar sırasıyla Viyana, Berlin, Paris, Princeton, Moskova, Münih, Strasbourg, Sofya, Cambridge, Oxford ve Tunus üniversitelerinde misafir öğretim üyeliği yaptı, birçok seminer ve konferanslar verdi.
İlber Hoca 1989 yılında Türkiye'ye döndükten sonra Profesör oldu. 2002'ye kadar da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin İdare Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığını yaptı. Sonrasında Galatasaray Üniversitesi ve Bilkent'te öğretim üyeliği görevlerinde bulundu.
İlber Ortaylı, 2005'te Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü oldu. Yaş haddinden emekli olana kadar yedi yıl bu görevde kaldı, bu yıllarda yaptığı televizyon programları ile iyice tanınmış, herkesin sevdiği bir tarihçi olmuştu.
Herkes onu babacan tavrı ve lafı eğip bükmediği için sivri dili ile tanıdı, o sözünü esirgemeyen nüktedan biriydi.
Kendi hazırladığı ve konuk olduğu televizyon programlarında kimseyi kırmaz ancak nükteli bir dil kullanırdı. Karşısındakine “Hiç böyle saçma bir soru duymadım" diyecek kadar sözünü sakınmayan ancak sonrasında da soruya sakin sakin cevap veren biriydi.
Kimseden lafını esirgemezdi, engin yaşam bilgisi ve bilgece kullandığı kelimeler onun bu sivri dilli söylemlerinin de sempatik hale gelmesini sağladı.
İlber hoca çıktığı televizyon programlarının yanı sıra sayısız makale ve köşe yazısı, elliden fazla kitap yazdı, yazdığı kitaplar baskı rekorları kırıyordu pek çokları bilmez ama bilgisayarla arası iyi değildi, yazdıklarının çoğu aslında İlber hocanın ses kaydı alınarak editörler tarafından yayına hazırlanıyordu. Onun için yaşayan tarih demiştim ya kitaplarının büyük kısmı Osmanlı ve Cumhuriyet tarihiyle ilgiliydi, seyahat kitapları da büyük ilgi görüyordu.
"Bir Ömür Nasıl Yaşanır?" en çok satan kitaplarından biri oldu. Yaşamdan tavsiyelerin yer aldığı kitap, uzun süre çok satanlar listesinde ilk sırada yer almıştı.
Takvimler 2008 yılını gösterirken Bursa'yı ziyarete gelen Kraliçe II.Elizabeth’e rehberlik etmişti.
İlber hoca büyük bir Atatürk hayranıydı, 2020'de çıkardığı "Gazi Mustafa Kemal Atatürk" adlı kitabı büyük rağbet gördü. "Cumhuriyet'in Doğuşu Kurtuluş ve Kuruluş Yılları", "Kuruluş Cumhuriyet'e Giden Yol", "Fatih Sultan Mehmed", "İstanbul'dan Sayfalar", "Avrupa ve Biz: Geçmişten Günümüze" ve "Gel Dünyayı Keşfedelim (Gezgin Bir Tarihçinin Seyahat Defteri)” gibi birçok esere de imza atmıştır.
İlber hocanın kaç dil bildiği bir tartışma konusuydu kimine göre dokuz dil biliyordu ancak o buna karşı çıkıyordu kendi ifadesiyle, Avrupa dillerinden Almanca, İngilizce, Rusça, Fransızca, İtalyanca biliyordu. Latince'yi az biliyordu. Farsça için "Bilirim", Arapça içinse "Eh" diyordu. İbranice'yle de uğraştığını söylüyor, Osmanlıca'yı da okuyabiliyordu.
2007'de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin imzasıyla Rusya tarafından Rus dilini ve kültürel mirasını yayan, ülkelerin ve halkların birbirlerine yaklaşmasını sağlayan kişilere verilen “Puşkin Madalyası'na” layık görüldü, ayrı zamanda Türk Tarih Kurumu'nun da şeref üyesiydi.
Ayrıca 2018'de aldığı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Cumhuriyet Ödülü de layık görüldüğü ödüller arasındaydı.
Tüm bu akademik çalışmalara, ödüllere, engin tarih bilgisine rağmen renkli bir kişiliği vardı. Bir gün Midilli'de çıplak ayakla oynadığı Harmandalı oyunuyla sosyal medyada viral oluyor, diğer gün "Mobilyacı gezeceğinize dünyayı gezin" diyerek yeni evlenecek çiftlere sesleniyordu.
Ortaylı'nın Ayşe Özdolay ile 17 yıllık evliliği (1981-1999) ve bu evlilikten Tuna isimli kız çocuğu vardı.
Ve takvimler 13 Mart 2026 yı gösterirken maalesef İlber hocamız ardında binlerce güzel anı bırakarak aramızda ayrıldı…
İlber hocamızın unutulmaz bir anısıyla ona veda edelim :
“Üniversitede, en çok sevdiğim hocanın odasındaydım. Bana, “Ne olmak istiyorsun?“ dedi. “Entelektüel olmak istiyorum.” dedim.
“Senden entelektüel olmaz” dedi.
Şaşırmıştım, sonra, kırılgan bir ses tonuyla;
“Dersinizi geçmeme rağmen sürekli dersiniz deyim. Okulda en çok okuyan, araştıran ve tartışmalara giren, hep benim?" dedim.
“Senden Entelektüel olmaz”dedi.
Çok kızmıştım!
"Doç. tezlerin konularını bile ben öneriyorum" dedim. Prof. gülümseyerek geriye yaslandı.
Senden çok iyi bir araştırmacı olur. Ama entelektüel olmaz. Nedenine gelince, sana entelektüel olamazsın dediğimde, bana bir entelektüel gibi “Niçin olmaz?" diye sormadın, aksine alındın ve hiddetlendin.
Yazarlık bilgi işidir. Entelektüellik bilgi değil, davranış biçimidir. Bir insanın entelektüel olması için en az üç kuşak ailesinin okuması gerekir.
Okulun önüne bak. Hepsi son model araç dolu ve hocalara ait. Her sene model yenilerler. Gerçekten böyle bir yenilenmeye ihtiyaçları var mı? Niçin bu şekilde yaşıyorlar.
Çünkü o ünvanlarla gördüğün hocalarının kariyerleri ne kadar yüksek olursa olsun, ruhları feodal bir köylü. Güçlerini topluma kabul ettirmek için böyle hava atmak zorundalar.
Gerçek bir entelektüel asla bu güdüyle hareket etmez. Entel feodal köylülere artık diploma ve ünvan da yetmez. Tıpkı paranın yetmediği gibi.”
Işıklarda uyu hocam seni asla unutmayacağız…
Başka bir yazımda buluşmak üzere
Hoşçakalın, Hoş kalın.
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ






















Yorum Yazın