Başarı, başarısızlıktan başarısızlığa kadar ilerlerken hevesinizi kaybetmemektir.
Başarı, çoğu zaman insanın sandığı gibi parlak anların, kusursuz kararların ya da her şeyin yolunda gittiği günlerin toplamı değildir; aksine, sabah alarmı defalarca erteleyip yine de kalkmak zorunda kaldığın, “bugün hiçbir şey istemiyorum” dediğin halde hayatın senden bir adım daha atmanı beklediği anların birikimidir. İnsan bazen büyük umutlarla yola çıkar, içinden “bu sefer olacak” der, hatta kendine küçük kutlamalar bile hayal eder ama sonra işler ters gider; beklediğin telefon gelmez, verdiğin emeğin karşılığı görünmez, çok güvendiğin biri hayal kırıklığına dönüşür, planlar bir anda dağılır. O anlarda insanın hevesi, sanki ince bir cam gibi çatlar ama tamamen kırılmaz; çünkü geçmişte, yine böyle hissettiğin ama zamanla geçtiğini gördüğün günler vardır ve insan buna tutunur. Bazen yolda yürürken vitrinde kendini görürsün, saçın dağınıktır, yüzünde yorgun ama hâlâ direnen bir ifade vardır; istemsizce gülümsersin, “ben buraya kadar da gelmişim” dersin. Hayat, çoğu zaman büyük mucizelerle değil; sabah kahvesinin ilk yudumuyla, yolda duyulan tanıdık bir şarkıyla, hiç beklemediğin bir anda gelen içten bir mesajla insanı ayakta tutar. Küçük şeyler olur sonra; birinin seni gerçekten dinlemesi, uzun zamandır aramadığın bir arkadaşın araması, bir gün önce seni üzen şeyin ertesi gün o kadar da büyük görünmemesi. İnsan yanılır, yanlış kapıları çalar, yanlış zamanlarda doğru insanlara denk gelir, bazen de tam doğru yerdeyken cesaret edemez ama bütün bunlar, yürüyen bir ruhun doğal izleridir. Başarı, hiç duraksamamak değildir; durup nefes alabilmek, kendine kızıp sonra kendini affedebilmek ve yeniden devam edebilmektir. Bazen geçmişe bakıp “o gün vazgeçseydim bugün burada olmazdım” dersin, bazen de “iyi ki o kapı kapanmış” diye içinden sessizce şükredersin; çünkü her başarısızlık, içinde fark edilmesi zaman alan bir yön tabelası taşır. İnsan yaşadıkça anlar ki, hevesini kaybetmediği sürece hayat onu yarı yolda bırakmaz; sadece sabrını sınar, bakışını genişletir, kalbini büyütür. Yorulursun ama olgunlaşırsın, üzülürsün ama derinleşirsin, beklersin ama güçlenirsin. Gün gelir, bir zamanlar seni çok zorlayan anılar, başkalarına anlatırken yüzünde yumuşak bir tebessüme dönüşür; hatta bazen gülerek “buna da çok üzülmüştüm” dersin. İşte o an anlarsın ki başarı, ulaşılan bir yer değil; tüm bu karmaşanın içinde kendini kaybetmeden yürüyebilmektir. Ve insan, başarısızlıktan başarısızlığa ilerlerken hevesini kaybetmediğinde, farkında olmadan kendi hayatının en sağlam temelini atar; üstelik bu temelin üzerine kurulan her şey, çok daha gerçek, çok daha içten ve çok daha kalıcı olur.
Ve günün sonunda insan şunu öğrenir: Her şey yolunda giderken güçlü olmak kolaydır, asıl güç hiçbir şey yolunda gitmezken içindeki hevesi koruyabilmektir. Hayat, kimseye düz bir yol vaat etmez ama yürümekten vazgeçmeyenlere mutlaka bir anlam bırakır. Başarı; başkalarının alkışladığı anlarda değil, kimsenin görmediği zamanlarda kendinle kurduğun bağda saklıdır. Çünkü insan, her düştüğünde biraz daha tanır kendini; neyi gerçekten istediğini, neye rağmen devam edebileceğini ve nerede durması gerektiğini öğrenir. Ve bir gün geriye dönüp baktığında, “iyi ki vazgeçmemişim” dediğin an, bütün yorgunlukların karşılığı olur. İşte o an anlarsın ki başarı, kazanmak değil; kaybederken bile kendini kaybetmemektir.
Sevgili okurlarım bir sonraki yazımda buluşmak üzere sevgimle kalın .
SEÇİL ESKİOĞLU
GAZETECİ / YAZAR






















Yorum Yazın