Beşiktaş benim için bir kulüp değildir. Bir marka hiç değildir. O, vazgeçilemeyen tek aşktır. İnsanın bir aşkından vazgeçip, Beşiktaş'tan vazgeçmemesi bundandır. Beşiktaşlıyım demek kolaydır. Ama Beşiktaşlı kalmak zordur. Çünkü Beşiktaşlılık; Kazanırken övünmek değil, kaybettiğinde bile onurunu, duruşunu ve omurgasını koruyabilmektir. Bugün Beşiktaş'a bakıldığında insanın içi acıyor. Ama bu acı bir kayıptan değil, yanlışlardan geliyor.
Kulübün güncel borcu açıklandı:
22 milyar 531 milyon 664 bin 293 TL. Yıllar boyunca üst üste yapılan hatalar, hesapsız yönetimlerin, birbirini suçlayan ama aynaya bakmayan başkanların marifeti.
Oysa bir zamanlar…
Beşiktaş, Süleyman Seba gibi bir efsanenin ellerindeydi. Borçsuzdu. Kasasında nakit vardı. Ve en önemlisi: onuru vardı. Sonrası bir zincir gibi uzadı. Seba'dan sonra gelenlenler, hep bir öncekini suçladı. Ama her yeni dönem Beşiktaş'ı bir adım daha aşağı çekti.
• Serdar Bilgili, kulübüne 17 milyon dolar borçla devretti.
• Yıldırım Demirören, bu borcu 330 milyon TL'ye taşıdı.
• Fikret Orman, borcunu TL'ye çevirdi ama 2 milyar 100 milyon TL bıraktı.
• Ahmet Nur Çebi, bu rakamı 8 milyar 400 milyon TL'ye çıkardı.
• Hasan Arat, 13 milyar 300 milyon TL borçla devretti.
• Ve son olarak Serdal Adalı döneminde tablo: 22,5 milyar TL.
Bu bir başarısızlık zinciridir. Ama mesele sadece para değildir. Mesele borç değil. Mesele, Beşiktaş'ın ahlakının ve hesap sorma geleneğinin her dönemde biraz daha yıpranmasıdır. Ben Serdal Adalı'dan çok umutluydum. Çünkü Beşiktaş'ta umut her zaman vardır. Ama olmadı. Olmuyor.
Bugün gelinen noktada, yönetimin ne sahada ne mali yapıda elle tutulan, güven veren tek bir icraatı yoktur. Son mali kongre bunu açıkça gösterdi. Bilmek isteyen için her şey apaçık oradaydı. Ama Beşiktaş'ta en çok eksik kalan şey şuydu: Öğrenilmesi, anlaşılması ve ders çıkarılması. Beşiktaş'a gelen çarpıyor, giden çarpıyor. Çünkü Beşiktaş'ı yönetenler, onu umut etmiyor, fırsat olarak gördü. Beşiktaş’ı bir sonraki yönetime gururla emanet etmek değil fırsat olarak gördü.
Oysa Beşiktaşlılık; hesapla değil, hesap vermekle , şeffaflıkla ve en önemlisi utanma duygusuyla olur, vicdan ile yaşanır. Bugün buradayız. Çünkü Beşiktaşlılık; biriktirilenlere göre bir tercih değil, bir duruştur, bir aştır. Ve biz Beşiktaş'ı sahada mücadelede, borç tablosunda da yalnız bırakmayız. Ama şunu da söylüyoruz: Beşiktaş'ın sahibi yok. Sadece iyi yönetilmeyi özlemektedir. Ve bir gün… Bu kulüp yeniden ayağa kalkacaksa, o gün borçla değil; Süleyman Seba'nın her zaman başladığı yerden, yani ahlaktan başlayacak.
Ben bir gazeteciyim. Sözün kıymetini, suskunluğun ağırlığını bilirim. Aynı zamanda Beşiktaş Kongre ve, Divan Kurulu Üyesiyim. Ama her şeyden önce; Kazandığında da, kaybettiğinde de bu armaya sırtını dönmeyen bir Beşiktaşlıyım. Bu benim için bir ömür meselesidir. Ve ne olursa olsun; bu sevda borçla eksilmez, çöküşle tükenmez. Çünkü adı Beşiktaş'tır… Ve Beşiktaş, vazgeçilmezdir.

























Yorum Yazın