Cevabı çok basit !
Eskiden olsa çok gezen bilir der ve noktayı koyardım, ama ya yanılıyorsam, yaşanmışlığın tecrübelerini hiçe saymak değil miydi bu? Yaşım ilerledikçe görüş açımı çok yaşayanlara doğru kaydırdım, eğer bir de karşımdaki bir bilgeyse.
Onun yaşama dair bildiği , söylediği ne varsa bugün Betül Mardin gibi gelmiş geçmiş en hanımefendi bir kişi okuduğumuz , gördüğümüz hatta örnek almak istediğimiz çok güzel, çok değerli bir isim, yine yakın tarihte kaybettiğimiz tarihe ışık tutan Muazzez İlmiye Çığ, halen bizi bilgilendiren İlber Ortaylı ve daha nice bilge isimler sayabilirim.
Uzun yaşayanın hayat tecrübesi çoktur, onun yanında otururken, elinizde kağıt kaleminiz olmalıdır, her sözü altın niteliğindedir, atalarımızdan kalan o sözler ne kadar değerlidir , bunları kaçırmak istemezsiniz . Ben böyle bir kaç yaşlı insan tanıdım gençliğimde , bugün doğru adımları atıyorsam eğer bu tamamen onları dolu dolu dinleyişimden kaynaklıdır, onların hayat tecrübeleri o kadar çoktu ki, kimi savaştan, kimi doğal afetlerin altından çıkmış, sevdiklerini, yakınlarını kaybetmişler yoklukla, yoksullukla mücadele edip olana sahip çıkmaya çalışmışlar, bitmeyen acılarına ne maniler düzmüşler hepsinin içleri cam kırıklarıyla dolu…
İki tür yaşlı insan vardı bana göre:
İlki aksi huysuz ihtiyar erkek ya da kadın aynı nitelikleri taşıdıkları için böyle, diğeri ise Tonton Dede ve Pamuk Nine .
Hadi uzun yaşayan bu iki tür insanı tanımaya çalışalım ve neyi ne kadar biliyorlarmış öğrenelim birlikte. Öğrenmenin yaşı yoktur diyenler yine onlar, ağaç yaş iken eğilir diyen de.
Gözlerindeki yaşama arzusu yavaş yavaş fersizliğe bırakmış kendini, kim bilir sabahı bile olmayan kaç uzun gecelerden geçip gelmişler bu yaşlarına, yüzleri harita gibi çizgilerle dolu, her çizgide bir anı ya da bir acı gizli, elleri iş görmekten nasırlaşmış, saçlarında bir tek siyah tel kalmamış, belki dişleri bile kendilerinin değil, sırtları kamburlaşmış , belleri bükülmüş, çocukluklarından itibaren bugüne kadar sevilip sevilmediklerini de Allah bilir.
Her an sesleri kavga etmeye hazırmışçasına yükselebilir ya da hiç konuşmaz yalnızca sert bakarlar hayata. Belki de huysuz ihtiyar diye nitelendirilmeleri bu yüzdendir. Gözlerindeki kalın camlı gözlükleriyle, ağır işiten kulakları ve ellerindeki bastonlarıyla yalnızca kendi yaşadıklarından ibaret acılarla dolu bir hayat, onlara köşe minderi diyoruz, yerlerinden hiç kalkmadan getir götür emirlerini oturdukları o köşeden verirken, herkese illaalah dedirtirler, kimse onların bu uzun yaşamından hoşnut değildir, hatta bir an önce ölümünü bile dilerler, ondan alacağınız yalnızca azar ve kinayeli sözlerdir. Acılarına inmek istemez yalnızca yargılarsınız, belki vatanının burası olduğu bile meçhuldür bana ne der geçer gidersiniz.
Ben biraz şanslıydım Pollyanna kişiliğim aksini düşündürmediğinden Tonton Dedeyi çok yaşamasam da Pamuk Nineye rast geldim. Dilleri güzel söz söyleyen bakışları sevgi, yürekleri iyilikle dolu, onlarında yaşamında göğüs gerdikleri acılar vardı mutlaka ama bunu yansıtmıyorlar hayata olumlu bakıyorlardı. Etraflarındaki insanlara huzursuzluk vermedikleri için kol kanat gerilen yaşlı oluyorlardı uzun daha da uzun bir yaşamda kucaklamayı bilen yaşlıların yüzlerinde nurlu bir ışık vardı sanki.
Babamı çok genç yaşımda kaybettiğimiz için yaşlılığı nasıl olurdu bilemem ama annemi hemen bu yaşlıların arasına oturtuverdim, o da komşularının, akrabalarımızın çok sevilen Pamuk Ninesiydi, aldığı sevgiyi fazlasıyla dağıtmayı bilirdi, annemi de örnek alan ne çok insan vardı çevresinde.
Belki de bu yüzden mi hep yaşlıların yanlarında oturdum, onları dinledim, öğütlerine kulak verdim ve güzel sözlerini not aldım. Ben onlara gazetelerdeki okumamı istedikleri köşe yazılarını okurdum, elektrik, su ve gaz faturalarını yazar ya da tahsil eden kişiye ödemelerinde yardımcı olurdum ve çok dualarını alırdım.
Gencin yaşlıdan alacağı ne kadar çok şey vardı. İyi ki de öyle yapmışım, şimdi yaşları küçük genç arkadaşlarım bana idolleri olduğumu söylüyor ve can kulağıyla beni dinliyorlar, geçmişin bugünlere getirdiği sessiz bir alışveriş bizimki.
Ne verirsen onu alırsın.
Gelelim ikinci şık olan çok gezen mi bilir sorusuna.
Çok gezen eğer boş boş, anlamsız geziyorsa bildiği ne olabilir ki? Eskiden büyüklerimizin söylediği biraz çirkince bir söylem vardı hep denenmiş sözler.
“Gezen tavuk pisliğini de beraberinde getirir” diye. Yalnızca oturduğumuz yerin yakınlarında ya da uzaklarda değildi gezmelerimiz.
Diyelimki açıldınız , ülke ülke , şehir şehir dünyayı da gezseniz elinizdeki fotoğraflarınızdan başka kulağınızda bir şey kalmadıysa eğer bir anlamı olmuyor gezinizin , yalnızca gördüğünüz yerlerin isimlerinden ibaret bir liste kalıyor elinizde . O ülkenin bulunduğunuz yere uzaklık saati, para birimi önceliğiniz dili, dini, yemekleri, tarihi ve kültürü hakkında rehberi uyumadan can kulağıyla dinlemeniz hatta mümkünse benim gibi not almanız bir de cep telefonunuz gerekli.
Ama fotoğraf çekerken çoğu yeri inceleyemeden geçmiş oluyorsunuz çünkü zamanınız sınırlı, tur rehberinin insafına kalmışsınız ve dilin önemini iyice anlıyorsunuz, demek ki çok gezen bu turistik gezilerden kalıcı çok şey bilmiyoruz
O zaman ben sözümü çok yaşayan bilge kişilerle oturup onlardan öğreneceğimiz güzel sözlerle bitirmeliyim.
Hayatımızda güzel yaşlılar olsun, sevgiyle sarılalım onlara ve hayattalarken köşe yazılarımız onların güzel sözleri ve bizim de onlara güzel davranışlarımız olsun.
Bu arada hala gözümle ilgili problemimi halledemedim, yine bayramdan sonraya kaldı.
Hayırlısı diyelim hepinize sevgiyle hoşça kalın diyorum .
Tüm günleriniz bayram ve bütün bayramlarınız sağlıklı, huzurla, mutluluklarla geçsin.
FATOŞ ACAR
GAZETECİ - YAZAR






















Yorum Yazın