Televizyon haberlerinde hemen hemen her gün rastlarız “ Belediye tarafından yapılan baskında çöp ev temizlendi” denir. İzlerken çokta üzüldüğümüz olmuştur, biliriz ki bu eşyaları biriktiren insanlar maalesef ruhsal bunalım içindedirler… İşte Psikolojide buna “Biriktirme Hastalığı” yani “İstifçilik Sendromu” denir bir ruh sağlığı sorunudur.
Günümüzde bu isimle anılsa da, bir zamanlar “Collyer Sendromu” olarak bilinirdi bunun nedeni, Homer ve Langley Collyer kardeşlerin tarihteki en dramatik istifçilik vakalarından birini yaşamış olmalarıydı.
Devasa malikanelerini tam bir çöp eve dönüştüren istifçi Collyer Kardeşlerin öyküsü ilginç olduğu kadar aynı zamanda çok ta hüzünlüydü…
Şanslı olarak hayata emsallerinden bir adım ileride başlayan Collyer Kardeşler, New York'un en zengin ve tanınmış ailelerin birinden dünyaya geldiler
Her zaman söylerim ya “Ne oldum deme, ne olacağım de” diye.
Bu iki kardeş dışarıdan son derece düzgün ve refah seviyesi yüksek bir hayat yaşıyor gibi gözükse de anne ve babalarının ölümü üzerine hayatları bambaşka bir boyuta taşınmıştı.
Homer Collyer ve Langley Collyer'de aileleri gibi iyi eğitim aldı ve biri mühendis biri de avukat oldu. Yani hayat standartları üst seviyedeydi. Herkesi imrendiren hayatları tam rayında ilerlerken 1900'lü yılların başında anne ve babaları boşanmaya karar verdiler, bu kararın ardından baba Herman Collyer evi terk etti.
New York’ta 5. cadde 128 numarada anneleri ile yaşamaya başlayan kardeşler bu ayrılığın etkisinden kurtulmaya çalışırlarken 1923'te babaları ve 1929'da da anneleri ölünce hayatları büsbütün değişti.
Collyer Kardeşler olarak bilinen Homer ve Langley New York’ta “Harlem’in Keşişleri” olarak tanınıyorlardı. Ağabey Homer Avukattı, ancak kördü ve ağır artrit nedeniyle hareket edemez durumdaydı; hayatı tamamen Langley’e bağımlıydı.
Piyanist ve Mühendis olan Langley’e, kardeşiyle birlikte büyüdüğü bu ev annelerinin 1929’daki ölümünden sonra miras kaldı. Annelerinin ölümünden bir yıl önce gaz ve elektrik kullanmayı bırakmışlardı ve telefonları da yoktu. Sonraki yıllarda kimsenin 12 odalı köşke girmesine de izin vermediler.
Muhteşem bir malikanede tek başlarına kalan kardeşler, çevredeki çetelere ve suç oranının artışına karşı koyabilmek için evlerini sağlamlaştırma kararı aldılar.
Harlem bölgesine yakın bir konumda yaşayan kardeşler, tam anlamıyla kendilerini eve hapsetti, tüm kapı ve pencereleri çivileyip, önlerine devasa çöp yığınları koydular. Çevrelerindeki komşuları onlara “Harlem Keşişleri” lakabını takmıştı.
Kader ağlarını örmüştü bir kere, yıllar sonra Psikolojide “Collyer Kardeşler Sendromu” adı ile tıp tarihine geçecek olan bu İstifçilik hastalığının ana teması olacaklarını nereden bilebilirlerdi ki.
1947 yılı 21 Mart sabahı, Harlem polisi gizemli bir telefon aldı. Kendini sahte bir isimle Charles Smith olarak tanıtan bir adam, Beşinci Cadde 128 numaradaki harap halde olan eski evden yayılan çürüme kokusundan şikayetçi oldu.
Görevli bir devriye memuru verilen adrese gitti. Kapıyı çaldı ama yanıt alamadı ve ön kapıyı açmayı başaramadı. Bunun üzerine destek ekibini çağırdı, arka bodrum kapısını zorla açtıklarında ise bir hurda duvarıyla karşılaştılar.
O gün itfaiye ekipleri eve geldiğinde üst kata bir merdiven dayadı, tüm pencereler kilitliydi. Sonunda Dedektif John Loughery bir pencereyi kırarak içeri girdi ve gözden kayboldu, birkaç dakika sonra geri dönüp dışarı bağırarak bir ceset bulduğunu haber verdi.
Adli tabip olay yerine geldi ve ölen kişinin Homer olduğunu tespit etti. Polis Langley’i aramaya başladı ancak bu oldukça zordu. Bodrumda akıl almaz miktarda çöpü aşmaya çalıştılar. Üst katlarda gazete yığınları ve başka atıklar arasında dar geçitler vardı.
Köşkün arka kısmında ise tellerle düzenlenmiş konserve kutuları buldular. Bu tuzaklar istenmeyen bir ziyaretçiyi hem alarm vererek h
Aramaların başlamasından 18 gün sonra Langley Collyer bulundu. Bir tünelde, üzerine devrilen gazete yığınları arasında sıkışmıştı, ğörünüşe göre kendi kurduğu tuzaklardan birinin tetiklediği çöküntü sonucu havasız kalarak ölmüştü. Yetkililer, Homer’ın ise kardeşinin ani ölümüyle bakımsız kalıp açlıktan hayatını kaybettiğini belirledi. Collyer’ların evinden yaklaşık 136 ton çöp çıktı.
İnsanlık tarihinin bir bölümünde biriktirme içgüdüsü, bence savaşlardan kalan kıtlıktan doğmuş olabilirdi.
Uzun yıllar klinik psikologlar, istiflemeyi Obsesif-Kompulsif bozukluğun (OKB) bir alt türü olarak sınıflandırdı. Hatta bunu sorduğum Psikolog arkadaşımda bana aynı cevabı verdi, Ancak araştırmalar zamanla istifleyen kişilerin yaklaşık %80’inin (OKB) tanı kriterlerini karşılamadığını ortaya koydu.
Benim hiç öyle biriktirme gibi bir sorunum yok, aksine Kullan-At felsefesini savunanlardanım, bu haftalıkta bu kadar, haftaya başka bir yazımda buluşmak üzere hoşça kalın ama hep dostça kalın.
CELAL KODAMANOĞLU
GENEL YAYIN KOORDİNATÖRÜ






















Yorum Yazın