Bir çocuk dergisi düşünün, üç kuşak yayınlanmaya devam etsin, babalarımızdan bizlere miras , bizlerden de evlatlarımıza…
Rahmetli babam öğretmendi, kitap konusunda bize çok cömert davranmıştı, öğretmen olduğundan kendisi de okumayı severdi. O günden bu güne baba mirası kitap bizim evin büyük süsü, en nadide parçasıdır, benim için kitap almak dedin mi akan sular durur. Kütüphanem zengindir, kitaplarımın çoğu yazarlarından imzalıdır… Yazılarımda herbirinden çok faydalanıyorum ve bu bilgilerimi sizlere aktarmaya çalışıyorum.
Bugün de hepimizin kıyısından köşesinden çocukluğumuzda okuduğumuz, boyama sayfalarını boyadığımız, sudokunun henüz keşfedilmediği o dönemlerde basit çapraz çocuk bulmacalarını çözdüğümüz hepinizin bildiğini düşündüğüm Doğan Kardeş Dergi’sinden bahsetmek istiyorum.
“Bugünkü köşeni niye bir çocuk dergisine ayırdın ?” derseniz; derginin çıkış sebebi o kadar acıdır ki öyküsünü öğrendiğim zaman bunu anlatmak zorunda hissettim kendimi… Evlat acısı acıların en büyüğüdür, Allah düşmanıma dahi o acıyı yaşatmasın.
Bir baba düşünün ve empati yapın, sadece on yaşındaki evladını inanılmaz bir doğa olayı sonucu kaybetmiş, o babanın acısını düşünebiliyor musunuz?
İşte bu baba Kazım Taşkent’ti, öncelikle Kazım Taşkent’i tanıtmak isterim sizlere.
Kazım Taşkent, 1894’te Preveze’de (Yunanistan) doğdu, Üsküp İdadisi’ni bitirdikten sonra İstanbul Mühendis Mektebi’nde yükseköğrenim gördü. Dünya Savaşı çıkınca 1915 yılında askere alındı. Çanakkale, İstanbul ve Batum’da yedek subay olarak görev yaptı. 1918 yazında bağlantısı kesilen Kafkasya Ordusu ile haberleşmeyi sağlama konusundaki hizmetlerinden ötürü yükseköğrenimini Avrupa’da tamamlayabilmesi için devlet bursuyla ödüllendirildi. Savaşın sona ermesiyle yurtdışına çıkabilme olanakları kısıtlandığından ancak 1920’de Almanya’ya gidebildi ve önce Braunschweig’de, sonra da Hannover’de Technische Hochschule’de Kimya öğrenimi gördü. 1925’te Kimya Yüksek mühendisi olarak yurda döndü.
Zorunlu hizmetini Ankara’da İktisat Bakanlığı’nda ve İstanbul Bölge Sanayi Müdürlüğü’nde tamamladı. Bu süre içinde, Alpullu Şeker Fabrikası’nın kurulması ve işletilmesi işiyle görevlendirildi. Avrupa ülkelerindeki şeker sanayiini inceleyerek sekiz ay içinde fabrikayı hizmete soktu. Daha sonra Eskişehir ve Turhal Şeker fabrikalarını da kurup işletmeye sokan Taşkent, başta Atatürk ve İnönü olmak üzere, dönemin ilgili bütün ileri gelenlerinin övgülerini kazandı. Şeker sanayiindeki 14 yıllık hizmetinden sonra, 1944’te Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ. Genel Müdürlüğü’nden ayrılarak, 28 yıl sürecek yeni bir çalışma alanına yöneldi. “Doğan Sigorta Şirketi’ni” ve “Yapı ve Kredi Bankası’nı” bu dönemin başlarında kurdu.
48 yıllık çalışma yaşamını noktaladığı 1972 yılında 1940’tan beri tutmakta olduğu notlarını kitaplaştırma çalışmalarına yönelmiş, bu arada kendisine Alman Cumhurbaşkanı Dr. Heinemann tarafından Almanya Federal Cumhuriyeti Liyakat Nişanı’nın “Büyük Haç” rütbesi verilmiştir.
Kâzım Taşkent, bankacılık ve sanayi dışında ülkemizin kültür ve sanat yaşamına da unutulmaz katkılarda bulunmuştur. Bunların en önemlisi, Nisan 1938’de İsviçre’de çığ altında kalarak ölen büyük oğlu Doğan’ın anısına kurduğu “Doğan Kardeş Dergisi”dir. İşte sizlere küçüklüğümüzden beri hepimizin okuduğu Doğan Kardeş Dergisi’nin öyküsünü anlatmak istiyorum. Doğan Kardeş öylesine sıradan bir isim değildi… Kazım Taşkent bir anne babanın yaşayacağı acıların en büyüğünü yaşamış, oğlu Doğan’ı daha 10 yaşında iken kaza değil, kader diyebileceğim, bir çığ faciasında kaybetmişti.
O vakitler bilmediğim bu öyküyü okuyunca çok üzüldüm. Bankanın kurucusu Kazım Taşkent oğlu Doğan’ı İsviçre’nin Flims kasabasındaki bir yatılı okulda okumaya gönderir, el kadar çocuk yatılı okulun zorlukları bir yana anne baba ilgisi, baba ocağı ve vatan özlemi çekmektedir muhtemelen. Kader diyeceğim kimin aklına gelirdi ki, o henüz on yaşındaki minicik çocuk, okuluyla birlikte Alp Dağları’na bir piknik gezisine gitmişti. Talihsizlik odur ki 10 Nisan 1939 tarihinde Alpler’de meydana gelen bir çığ sonucunda 28 öğrenci hayatını kaybetti, işte bu 28 öğrenciden biride Kazım Taşkent’in on yaşındaki büyük oğlu Doğan Taşkent’ti. Acıdır ki, hiçbir öğrencinin cesedi bulunamadı, dua edilecek bir mezarları olamadı… Acıların en büyüğünü yaşıyordu bu aile. Ve bu baba 1991 yılında son nefesini verene kadar asla oğlunu unutmadı, hep ama hep kendini suçladı o da bilemezdi, sonucu bu olacağını bilseydi oğlunu daha iyi eğitim alsın diye yurt dışına gönderir miydi?
Çığ altında kalan ve bugüne kadar bulunamayan oğlu için İsviçre’deki Films kasabasında olayın geçtiği yere ellerini Alp’lere doğru uzatmış bir çocuk heykeli yaptırdı.
Beyoğlu’nda aldığı apartmana oğlunun adını verdi; “Doğan Apartmanı”.
Bir sigorta şirketi kurdu “Doğan Sigorta”
Ve Kazım Taşkent, ona olan özlemini yansıtmak, onun anısını yaşatmak için bir çocuk dergisi çıkarmayı düşündü. Yapı ve Kredi Bankası’nın desteği ile çıkarılan dergi, bankanın Eylül 1944’te faaliyete geçmesinden yedi ay sonra, yine o dönemdeki bankanın kültür ve sanat müşaviri Vedat Nedim Tör‘ün idaresinde aylık bir dergi olarak yayınlanmaya başladı. İlk sayısı Doğan’ın ölüm yıldönümü olan Nisan 1945’te çıktı, derginin ilk sayısından itibaren “Doğan Kardeş“ okurlara gerçek bir kişilik olarak yansıtılma prensibi ile çalıştı.
Biraz daha araştırdığımda şu bilgilere ulaştım. Doğan Kardeş 1945-1965 yılları arasında, kısa bir dönem hariç, Vedat Nedim Tör yönetiminde yirmi sayfalık bir dergi olarak çıkarılmış. 2 Ekim 1947 itibarıyla perşembe günleri çıkan haftalık bir dergiye dönüşmüş. 1960’ta boyutları da biraz değiştirilerek otuz iki sayfalık bir dergi olarak çıkartılmaya devam etmiş. Aralık 1965’i gösterince tarihler format değiştireceğini, yenileneceğini duyurarak okurlarından bir süre izin istemiştir. Aradan geçen dokuz ay sonunda 31 Ekim 1966 tarihinde Ayşe Taşkent yönetiminde yeniden çıkarılmaya başlamış ve 1978 yılına kadar yayını kesintisiz devam etmiştir. 1988’de yeniden aylık olarak basılmaya başlamış 1993 yılında yayın hayatına son verilmiştir.
Doğan Kardeş şimdi bizlerin çocukları, hatta onların çocukları artık bilgisayar çağında ama bizler bu dergilerle büyüdük… Ne güzel günlerdi o günler… Geçmişi özlüyor muyuz?derseniz… Kim hayır diyebilir ki… Bu günlükte bu kadar, başka bir yazımda buluşmak üzere
Hoşçakalın, Hoş kalın.
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ






















Yorum Yazın