Gazetecilik… Adı bile insana bir ağırlık verir. Çünkü bu meslek, sadece haber yazmakla, fotoğraf çekmekle, mikrofon uzatmakla bitmez.Gazetecilik; sabır, emek, vicdan ve biraz da yürek ister. Herkesin yapabileceği bir iş değildir, olmamalıdır da. Çünkü gerçek gazeteci, sadece olup biteni aktaran kişi değil; toplumun vicdanıdır, sessizlerin sesi, karanlıkta ışık tutandır.
Bizim dönemimizde gazetecilik başka bir anlam taşırdı. O yıllarda haber peşine düşmek, bazen günlerce uykusuz kalmak, bazen soğuğa, sıcağa, tehdide rağmen geri adım atmamak demekti. Mekanik makinelerle kareler yakalardık; bir fotoğraf uğruna saatlerce beklediğimiz olurdu. Her kare, bir hikâyenin belgesi, bir dönemin tanığıydı. Her satır, alın teriyle, göz nuruyla yazılırdı.
O zamanlar gazetecilik bir zanaattı; ustadan çırağa geçen bir gelenek gibi… Haberin kokusunu almayı, satır aralarını okumayı, kelimelerin gücünü bilmeyi biz ustalarımızdan öğrendik. Bir haberi yazarken kalemimiz titrerdi; çünkü biliyorduk ki her kelime bir sorumluluktu.
Ama sonra dünya değişti. Dijital çağın kapıları açıldı, bilgiye ulaşmak kolaylaştı, ama emeğin değeri azaldı. Artık herkesin elinde bir telefon, herkesin dilinde “Ben gazeteciyim” sözü dolaşır oldu. Oysa gazetecilik sadece haber paylaşmak değil, haberi doğru biçimde, tarafsızlıkla, araştırarak, etik değerlere bağlı kalarak sunmaktır.
Bugün bilgi kirliliğinin en yoğun olduğu bir dönemdeyiz. Gerçekle yalanın birbirine karıştığı, tıklanma uğruna doğruların eğilip büküldüğü bir çağdayız. Belki teknoloji ilerledi, ama gazeteciliğin ruhu, o eski emek kokusu, o mesleğe duyulan saygı yavaş yavaş kayboldu.
Yine de umudu yitirmemek gerek. Çünkü hâlâ gerçek gazeteciler var. Hâlâ gece gündüz demeden, “Doğruyu söylemek” için mücadele edenler var. Onlar sayesinde bu mesleğin onuru ayakta kalıyor.
Gazetecilik, hâlâ zor zanaat. Ama bu zorluk, onu değerli kılan şeydir zaten. Çünkü kolay olanın itibarı olmaz, zorlukla yoğrulan her şey, kalıcıdır.
Habib BABAR





















Yorum Yazın