Hayatımıza yön veren küçücük şeyleri düşündüm de çok çeşitli oyuncakların döneminde yaşamadık biz, bir bebeğim, onu sallayabileceğim bir tahta beşiğim, oyuncak bir dikiş makinam , bir ütü masam bir kaç tencerem ve minik tabaklarım vardı.
Bebeğime üşümesin diye yorgan, yastık, elbise dikmeyi öğrenmiştim annemden.
Öncesinde o yapmıştı elim iğne tutsun diye bana da göstermişti.
Kardeşlerimin de sınırlıydı oyuncakları vardı, ağabeyim erkek çocuğun oynadığı araba, top, tüfek, mantar tabancası ve mızıkaya sahipti, ilgimizi çekmezdi onun topu, tüfeği, sınırlarımız belliydi.
Mahalle bakkallarında satılırdı bazı oyuncaklar şimdiki gibi lüks oyuncak mağazaları da yoktu ama babam İstanbul’a mal almaya gittiğinde getirirdi bize oyuncaklarımızı, annemin bezden bir bebek diktiğini hatırlıyorum her şey az ama özdü.
Kitap okumanın güzelliğini keşfettiren bir babaya sahiptik, okumamız için bizi teşvik eden güzel insan nurlarda uyu cebimde son kuruşumda kalsa kitap almanız için veririm diyen babamız. Önümde bana örnek olan ağabeyim ve arkamda bu güzel örneği devam ettiren kız kardeşlerim, hepimizde daha da çok okuyarak öğrenme isteğiyle kitaplara yapılan yatırımlar, kitaba verilen değerler.
Okuya okuya daha da artarak çoğalan kelime haznemiz.
Şu an anlıyorum ki bizim en güzel oyuncaklarımız öğrendiğimiz yeni ve daha fazla kelimelermiş.
Kelimeler en güzel oyun arkadaşlarımızmış meğer yerinde ve doğru kullanıldığında dünü, bugünü, yarınları öğrenmek, o anların içinde doğru ya da yanlış kişileri, yanlış şeyleri yaşamak…
Seçiciliğin temel kuralları, öğrenmek için atılan ilk adımların sonrasında büyüdüğünü daha güvenle yere bastığımızı dünü bugünün öğretmeni olarak görmek, dünü dündeki anılarıyla geride bırakırken bugünü de yaşayıp her sabah yeni yarınlara uyanmak, yeni yarınların bize neler getireceğini asla bilememek.
Merak, arzu, keşke, pişmanlık, iyilik, kötülük, doğru, yanlış, saygı, sevgi, umut, azim ve başarı, hata, hırs, sabır, emek, muhakeme gücünün içinde yer alan kelimeler oyun arkadaşlarım.
Oyunu istediğiniz kadar uzatabilir, bu kelimeleri açarak daha da çok şeyi öğrenebilirsiniz. Bu hangisini daha çok kullanıp kullanmayacağınıza bakar.
Ben kendi açımdan keşke ve pişmanlık kelimesini hiç kullanmamayı yeğlerim.
Yanlışları doğuran hataları mümkün olduğunca yapmamaya çalışırım, hedefimde hep doğru olanı ve iyiliği bulup yapabilme arzusunu yaşamayı isterim.
Hırslarım başarım için olacaksa eyvallah ama kötülüğü getirecekse hayır, sevgi ve saygı birlikte olursa ne kadar güzel bir ahenk oluşur hayatımızda. Merak öğrenmek demektir, arzu bu isteği gerçekleştirir ve emek sabırla buluştuğunda ortaya tadına doyulmaz bir helva çıkar.
Hayatı böyle güzel oyun arkadaşlarıyla oynayarak geçirmek, daha çok okumakla güzelleşir.
”Bana bir kelime öğretenin kırk yıl kölesi olurum (Hz ALİ )”
tarafından söylendiği bilinir, söylenmiş en güzel sözdür bana göre, o nasıl güzel bir minnettarlık, nasıl güzel bir saygı ve önünde eğilme …
Hani kırk yıla yerleşen o bir fincan kahve var ya hatır diyerek kırılmamasına dikkat edilen, dostluğu simgeleyen insanın yarı ömrü. Burada da bir kelime öğretene köle olmak şu kırk yıl , incecik kılı da kırk kez yarmış.
Her ikisinde de saygı ne kadar değerli.
Tarihe geçmiş ne kadar güzel sözler vardır , bazı kelimeler ülkenin , bazı kelimeler insanın kaderiyle oynamış .
“Para ,Para , Para” mı demişti Napolyon ? Varlığı bir dert , yokluğu yara deyip kelimeleri çoğaltarak şarkılara oturtmuşlar, şu zamanda gerçekten çok doğru bu kelimeler, para yoksa yaşamamın da anlamı kalmıyor, damarlara enjekte edilmiş kan gibi, ama Napolyon bunu söylerken savaşı besleyen, devam ettiren, başarıya götüren paranın gücünü ifade etmiştir, çünkü paranın getirdiği olanaklar yalnızca, top, tüfek ve tanktan ibaret değil, atları da, askeri de ayakta tutacak teçhizatlardır.
Güç ve zafer öncelikle her şeyi temin ederek , o yaraları sarmakla , o atın yemini vermekle, askerin tüm kıyafetlerini miğferinden postalına kadar sağlamakla karnını doyurmakla elde edilir, boş bir mide, çıplak bir ayak hırpani bir kıyafet yaralı bir vücut hangi başarıyı getirir ki?
Kim bilir kaç sabaha dünden kalmış düşüncelerle uyandık , belki de bugün ne öğreneceğiz diye bir merak sardı yüreğimizi, düştük kalktık her seferinde tıpkı Konfüçyüs’ün de söylediği o müthiş sözler gibi
“Hayatta en büyük zafer hiç düşmemek değil her düştüğünde yeniden ayağa kalkabilmektir.”
Kulağımda küpe bu sözler, başarıyı kamçılıyor elbette ama ben gerçekte de çok düşerim mutlaka birilerinin desteğiyle kalkar eğer bir yerimi kırmadıysam yoluma devam ederim bu da bir başarı değil mi?
Ah bu kelimeler, yazdıkça yazası geliyor insanın, kafamın içinde dönüp duruyor sonra dilimin ucuna geliyor işte böyle kağıtlara dökülüyor.
Şu anda sevgili Editörüm Esra Songüler beni görüp “Hoşgeldin” dedi.
Gözlerim iyi olsun elbette yeniden yazacağım , çünkü dedim ya kelimeler benim en güzel, en vefalı oyun arkadaşlarım, hiç onları yarıda bırakır oyundan çekilir miyim ? Sanıyorum haftaya ikinci bir operasyonum olacak bugün kaçtım hava çok soğuk Ankara buzzz ….
Ve tabiki bu kaçışımı sizlerle değerlendirmek istedim dün gece düşündüklerimi bugüne aktarmış oldum , kelimelerim uçup gitmesin , kalıcı olsun diye.
“Tek bildiğim şey , hiç bir şey bilmediğimdir” demiş Sokrates
Bilmek için öğrenmek , öğrenmek için de okumak gerek.
Hepinize sevgilerimi, saygılarımı gönderiyorum
Hoş kalın , hoşçakalın .
FATOŞ ACAR
GAZETECİ - YAZAR






















Yorum Yazın