Bir yerde okumuştum; “Sana duvar ördüysem, tuğlasını sen verdin,” diyordu. O cümle kalbime çarpıp kaldı, çünkü insanın hayatını bir anda özetleyen nadir cümlelerdendi. O an bunun basit bir söz olmadığını, insanın hayatına sessizce yerleşen bir hakikat olduğunu anlamıştım. Kimse bir sabah uyanıp da kalbinin etrafına set çekmez; kimse durduk yere mesafeli olmaz, kimse sebepsiz soğumaz. Bu bir anda olmaz, bir günde bitmez; bu uzun bir yorgunluğun, defalarca görmezden gelinmenin, tekrar tekrar susmanın ve her seferinde biraz daha kırılmanın sonucudur. İnsan en başta açık olur, saf olur, inanır, güvenmek ister; herkesin kendi gibi olduğunu sanır, herkesin kalbinin aynı yerden attığını zanneder. Sonra hayat, insanın bu inancını yavaş yavaş törpüler. Söylenen ama tutulmayan sözler, önemsenmeyen duygular, hafife alınan gözyaşları birikir. İnsan önce inanır, sonra kırılır; önce açılır, sonra korunur. Ve her kırgınlık, her görmezden gelinme, her yarım bırakılmış söz sessizce bir tuğla olur; fark edilmez, ses çıkarmaz ama oradadır, insan farkına bile varmadan duvar yükselmeye başlar.
Başta anlatırsın, açıklarsın, beklersin. “Anlasın” dersin, “fark etsin” dersin, “değerimi bilsin” dersin. Ama bazı insanlar seni duyduğu hâlde dinlemez, gördüğü hâlde fark etmez. Sen susunca rahatlarlar, sen kırılınca alışırlar. Zamanla öğrenirsin ki, herkese anlatmak seni hafifletmez, aksine yorar. Herkese açılan kapılar içeri huzur getirmez, bazen sadece dağınıklık bırakır. İşte o zaman anlarsın; bu dünyada en kolay tüketilen şey iyi niyettir. En çabuk yorulanlar da en çok verenlerdir. Çünkü onlar hep idare eder, hep alttan alır, hep son bir şans daha tanır. Ta ki içlerinde bir şey sessizce vazgeçene kadar.
Duvar dediğin şey öfkeyle örülmez; yorgunlukla örülür. Gözyaşları kurudukça, umutlar azaldıkça yükselir. İnsan bir gün fark eder ki, artık her şeyi anlatmak istemiyor, herkese içini açmak istemiyor, herkesi hayatında tutmak zorunda hissetmiyor. Daha az konuşur, daha az bekler, daha dikkatli sever. Bu değişimi görenler seni “soğuk” sanır, “değiştin” derler, “eskisi gibi değilsin” diye sitem ederler. Oysa kimse sormaz: Neden değiştin? Seni bu hâle getiren neydi? Çünkü çoğu insan sonucu yargılar ama sebebi görmek istemez. Oysa değişen sen değil, artık kendine ihanet etmeyişindir. Çünkü büyümek bazen daha az konuşmak, daha az açıklamak ve daha çok seçmek demektir.
Ben öğrendim ki, herkese yetişmeye çalışırken kendini kaybediyorsun. Herkesi memnun etmeye çalışırken içinden vazgeçiyorsun. Ve herkes kalbine iyi gelmiyor. Bazıları sadece ders oluyor, bazıları da aynaya bakmayı öğretiyor. Öğrendim ki, her suskunluk kabullenmek değildir; bazen susmak daha fazla incinmemek içindir. Her uzaklaşma vazgeçmek değil, kendini kurtarmaktır. İnsan bazen iyi niyetinin, bazen sevgisinin kurbanı olur. Ve ne gariptir ki, en çok da en iyi niyetliler yorulur. Çünkü onlar anlamaya çalışır, alttan alır, idare eder; karşısındakinin bir gün fark edeceğine inanır. Ama çoğu zaman fark edilmezler, sadece tüketilirler.
Bir noktadan sonra anlıyorsun; sürekli anlatmak zorunda kaldığın yerde anlaşılmıyorsundur. Kendini kanıtlamaya çalıştığın yerde değer görmüyorsundur. Ve sevgi, ispat isteyen bir şey olmamalıdır. İşte o an kalbin kendi kendine geri çekilir. Duvar yükselir ama bu kinle değil, bilgelikle olur. Çünkü insan artık şunu bilir: Herkese ulaşmak zorunda değilim. Herkesi hayatımda tutmak zorunda değilim. Her şeyin ve herkesin bana iyi gelmesi gerekmez ama benim kendime iyi gelmem gerekir.
Şimdi geriye dönüp baktığımda görüyorum; o duvarlar aslında beni hayata kapatmadı, beni kendime açtı. Ne istediğimi, ne istemediğimi öğretti. Kimin samimi, kimin sadece kalabalık olduğunu zaman gösterdi. Kalbime kimin dokunabildiğini, kimin sadece eşiğinde oyalanıp gittiğini fark ettirdi. Ve artık biliyorum, gerçek olanlar o duvarı aşmak için savaşmaz; zaten içeri girmeyi bilir. Samimi olan kapıyı zorlamaz, anahtarı kalbiyle bulur.
Bugün hâlâ seviyorum, hâlâ hissediyorum, hâlâ inanıyorum ama artık seçerek. Güveniyorum ama zamana bırakarak. Açığım ama seçerek. Kalbim kapalı değil; sadece herkese açık değil. Çünkü her gelen kalmayı bilmez, her kalan değer bilmeyi öğrenemez. Her el tutmayı bilmez, her bakış güvenli değildir, her söz gerçek değildir. Bu yüzden mesafem sevgisizlikten değil, farkındalıktandır. Sessizliğim kırgınlıktan değil, olgunluktandır. Ve duruşum, kimseye ceza değil; sadece kendime verdiğim bir sözdür.
Evet, belki duvarı ben ördüm…
Ama o duvarın her tuğlasını kimlerin verdiğini çok iyi biliyorum, tuğlasını verenleri de hiç unutmadım. LİÇES ?
SEÇİL ESKİOĞLU
GAZETECİ /YAZAR






















Yorum Yazın