“The Rose is red.
The Violet’s blue,
Sugar is sweet
And so are you”
Sir Edmund Spenser
(Gül kırmızı,
Menekşe mavidir.
Bal tatlıdır,
Sen de öylesin
Sir Edmund Spenser)
İngiliz şair Sir Edmund Spenser’in XV. yüzyılda yazdığı sanılan bu şiir 14 Şubat Sevgililer Günü’nün sembolü haline gelmiştir.
Selvi Boylum Al Yazmalım filmini defalarca izlemişizdir, işte kalbimize dokunan Asya’nın İlyas’ı bırakıp Cemşit’e döndüğü andaki sözleri:
“Sevgi neydi ? Sevgi emekti“
Sevgililer Günü, kişiden kişiye değişir, kimine göre romantizmin doruk noktası, kimine göre ise tüketim kültürünün ustaca kurgulanmış bir oyunu.
Dün 14 Şubat Sevgililer Günü idi , orijinal adı ile (St.Valentine’s Day) “Aziz Valentine Günü”
Dün hava güzeldi, bence bu güzel günü asıl kutlayan çiçekçiler oldu… Bu da nereden çıktı derseniz, iki gün önce yüz liraya satılan tek bir gül, üç yüzliraya fırlamıştı.
Oysa ki, Asya’nın Cemşit’e dönüp söylediği sözleri gibi “Sevgi Emekti”…
Sevgililer Günü yılda bir gün değil, hergün olmalıydı.
Peki gerçekten nedir bu gün?
Sevgililer Günü’nde bu soruları kendine veya çevresine sormayan çok azdır. Peki kaçınız şu an başlıkta gördüğünüz “St. Valentine’s Day “ in anlamını merak etti ?
Anlatayım, Saint (Aziz) Valentine isimli Katolik bir din adamının 14 Şubat Sevgililer Günü’ne adını vermesinin oldukça ilginç bir öyküsü vardı.
“St. Valentine” kimdir derseniz bu katolik hıristiyan din adamının hakkında oldukça az bilgi var, daha doğrusu rivayet diyeyim, çünkü belgelere geçmiş bir yaşam hikayesi yok.
St.Valentine rivayete göre, III. yüzyılda Roma’da yaşayan bir rahipti. İmparator II. Claudius, genç erkeklerin evlenmelerinin onları zayıf askerler yaptığına inanıyor ve bu nedenle evlilikleri yasaklıyordu. Ancak Valentine, aşkın ve bağlılığın yasaklanamayacağını düşünerek genç çiftleri gizlice evlendirmeye devam etti.
Onun yaptığı şey sadece bir nikâh kıymak değildi; otoritenin korku üzerine kurduğu düzene karşı sevginin özgürlüğünü savunmaktı.
Zavallı Valentine bu cesur davranışının bedelini ağır ödedi, yakalanarak hapishanede tarihler 14 Şubat’ı gösterdiği gün idam edildi ve Via Flaminia'ya gömüldü. Efsaneler, hapisteyken gardiyanın kızına şifa verdiğini ve idamından önce ona “Senin Valentine’inden” diye imzaladığı bir mektup bıraktığını anlatır. Belki tarihsel ayrıntılar tartışmalıdır fakat bu hikâyenin sembolik gücü yüzyıllardır yaşamaya devam ediyor.
Bugün amacından saptırılan Sevgililer Günü çoğu zaman pahalı hediyelerle, rezervasyonlarla ve sosyal medya paylaşımlarıyla özdeşleşmiş durumda. Oysa ki Aziz Valentine’nin mirası bize daha sade ama daha güçlü bir mesaj verir:
Sevgi, yasaklara rağmen var olabilen bir direniştir.
Sevgi, sadece romantik ilişkilerde değil; dostlukta, ailede, insanın insanı gözetmesinde anlam bulur.
Belki de 14 Şubat’ı yeniden düşünmenin zamanı gelmiştir.
Bu günü yalnızca tüketim alışkanlıklarımızın değil, cesaretimizin ve şefkatimizin de aynası yapabiliriz.
Bir mesaj, içten bir teşekkür, uzun zamandır aramadığımız bir dostu hatırlamak…
Bazen en büyük romantizm, gösterişten uzak bir sadelikte saklıdır.
Aziz Valentine’nin hikâyesi bize şunu hatırlatır: Aşk, yalnızca kalpte hissedilen bir duygu değil, aynı zamanda bir tavırdır. Gerektiğinde risk alabilen, fedakârlık yapabilen ve inandığı değeri savunabilen bir tavır.
14 Şubat’ın gerçek anlamı belki de tam burada yatar.
Bence Sevgi, insanın en olmazsa olmazların başında gelen ihtiyacı, karşındakine değer vermek, ondan değer görmek, kendini ona ait hissetmektir.
Bunlar yalnızca romantik ilişkilerin değil, insan olmanın özüne dair duygular.
Artık öyle bir zamandayız ki modern dünyada sevgi, çoğu zaman hediyelerin fiyat etiketiyle ölçülür hâle geldi. “Ne aldı?”, “Nereye götürdü?”, “Nasıl bir sürpriz yaptı?” soruları “Nasıl hissettin?” sorusunun önüne geçti.
Oysa aşkın en güçlü anları, çoğu zaman en sade olanlardır. Ne bileyim mesela bu soğuk Şubat ayında paylaşılan bir atkı, yorgun bir akşamda demlenen çay, kalabalığın ortasında elini sıkıca tutan bir el, seni her halinle düşünen, en kötü anında yanın olan biri..
Belki de Sevgililer Günü’nü yeniden düşünmeliyiz. Onu sadece çiftlerin günü olmaktan çıkarıp, sevmenin ve sevilmenin kıymetini hatırladığımız bir gün hâline getirebiliriz. Bir dosta, bir aile ferdine, hatta uzun zamandır aramadığımız birine açılan bir telefon.
Sevgi yalnızca romantik bir ilişkiye ait değildir; paylaşıldıkça çoğalan bir duygudur.
İlişkinizde karşınızdaki kişiye söylediğiniz iki kelime bile o kadar önemlidir ki..
“Seni Seviyorum”…
Bu her şeyi anlamlı kılmaya yeter. Karşınızdaki kişi ne kadar şanslı olduğunun farkına varır, çünkü hayatında sizin olduğunuzu bilir.
Karşı tarafı kırmamak, üzmemek gerekir. Bu sadece özel günde değil tabi ki her zaman ve her gün geçerli bir şeydir.
Sevdiğiniz ve kaybetmek istemediğiniz kişiye verdiğiniz değer ve gösterdiğiniz sevgi ile onunla sonsuza kadar beraber olabilirsiniz.
Sonuçta mesele sadece 14 Şubat değil. Kalbimizin takvimle çalışıp çalışmadığı eğer sevgi yılın 365 gününe yayılabiliyorsa, Sevgililer Günü sadece küçük bir kutlama olur. Ama sevgi yalnızca o güne sığıyorsa, en büyük kalp figürleri bile içimizi ısıtmaya yetmez.
Belki de en anlamlı hediye: “Bugün değil, her gün yanındayım.”diyebilmektir.
Her gününüz Sevgililer Günü gibi geçsin.
Bu haftalıkta bu kadar, haftaya başka bir konuda buluşmak üzere hoşça kalın ama hep dostça kalın.
CELAL KODAMANOĞLU
GAZETECİ - YAZAR






















Yorum Yazın