İnsan tek bir duyguya, tek bir hâle sığmaz; zaten sığsaydı bu kadar ilginç, bu kadar derin, bu kadar “insan” olmazdı. Bir gün güneş gibi parlar, bir gün kendi içine yağan yağmurdan saklanacak yer arar. Hayat bazen usulca sorar, bazen hiç sormadan yüzümüze vurur: “Bugün hangi mevsimdesin?” İnsan ise çoğu zaman cevap veremez, çünkü aynı gün içinde bile birkaç mevsim birden yaşayabilir. Sabah bahar gibi uyanıp öğlene doğru kışa dönebilir, akşamüstü bir gülümsemeyle yeniden yazı hatırlayabilir. İşte bu yüzden insan, tam olarak dört mevsimdir.
Aynı bedende baharı da taşır, kışı da. Aynı kalpte hem umut vardır hem yorgunluk. Bazen çok güçlü hisseder kendini, bazen en küçük cümleye bile dayanamaz. Çoğu zaman hangi mevsimde olduğunu fark etmez bile; ta ki bir gün aynaya bakıp “Ben değiştim” dediği ana kadar. O an anlar ki değişmek aslında kaybolmak değil, dönüşmektir. Çünkü insan sabit kalmaz, kalamaz. Mevsimler gibi döner, yenilenir, eskir, yeniden filizlenir.
İnsan gülerken yaza benzer. İçini ısıtan bir neşe vardır, sebepsiz de olabilir bu mutluluk. Kahkahası güneş gibidir; hem kendini hem etrafını aydınlatır. Yazdayken her şey mümkün görünür insana. Borçlar, dertler, yarım kalan hayaller bile biraz daha hafif gelir. Yollar uzundur ama umut boldur. İnsan yazdayken “sonra” yı pek düşünmez; çünkü mutluluk tam da o andadır. Bir kahve, bir mesaj, bir gülüş yeter. Yaz hali biraz cesurdur, biraz umursamaz, biraz da “ne olacaksa olsun” tavrındadır. İnsan yazdayken kendini sever, hayatı sever, hatta bazen herkesi sever… ta ki mevsim değişene kadar.
Sevinirken ilkbahara benzer insan. Henüz her şey yoluna girmemiştir ama kalp kıpır kıpır dır. İçinde tarif edemediği bir heyecan dolaşır. Yeni başlangıçlar vardır ufukta; net değildir ama hissedilir. İlkbahar gibi naif ve tazedir bu hâl. Bir umut filizlenir içerde, insan ona bakıp “Ya tutmazsa?” diye korkar ama yine de vazgeçmez. Çünkü ilkbahar, inanmanın mevsimidir. Yeniden denemenin, yeniden güvenmenin, yeniden hayal kurmanın… İnsan ilkbahardayken kendine bir şans daha verir. Hayata da. Yarına da.
Ama insan soğurken kışa döner. Bir kelime eksik kalır, bir davranış yarım… Ve kalp yavaş yavaş üşümeye başlar. Kış sessizdir. İnsan çok konuşmaz bu mevsimde. Gülümser belki ama içi gülmez. Kalabalıkların içinde bile yalnız hisseder. Her şeyi içine atar, çünkü anlatacak gücü yoktur. Kış, insanın kendine bile mesafeli olduğu zamandır. Daha çok düşünür, daha az hisseder gibi yapar. Oysa hisler oradadır, sadece üstleri karla kaplıdır. Kış zor bir mevsimdir ama öğreticidir; sabrı öğretir, dayanmayı öğretir, insanın kendiyle baş başa kalmasını öğretir.
Ve en çok… Hayalleri yıkılırken sonbahara benzer insan. Ne tamamen mutsuzdur ne de eskisi kadar umutlu. Bir kabulleniş vardır bu mevsimde. Yapraklar gibi dökülür beklentiler. “Demek ki olmayacakmış” cümlesi sessizce yerleşir kalbe. Sonbahar, vedaların mevsimi gibi görünür ama aslında büyük bir temizliktir. İnsan bu mevsimde bırakmayı öğrenir. Taşıyamadıklarını, yoranlarını, artık ona iyi gelmeyenleri… Sonbahar sandığımız kadar karanlık değildir; o, yeni bir başlangıç için yapılan hazırlıktır. Çünkü bazen en büyük olgunluk, vazgeçmeyi bilmektir.
İnsan değişir. Mevsimler gibi… Ve bu bir zayıflık değil, hayatın ta kendisidir. Her zaman yazda kalamayız; kalsaydık mutluluğun kıymetini bilmezdik. Her kışın bir baharı vardır ama o bahar, beklemeyi bilenlere gelir. Her sonbahar, yeni bir başlangıcın sessiz habercisidir ama bunu ancak durup dinleyenler fark eder.
O yüzden kendini yargılama hangi mevsimdeysen. Üşüyorsan kışındasın demektir, geçecek. Kırıldıysan sonbahardasın, güçleneceksin. Seviniyorsan ilkbaharındasın, büyüt o duyguyu. Gülüyorsan yazındasın, tadını çıkar. Çünkü insan, dört mevsimi de yaşadığı için insandır. Ve en güzeli şudur: Mevsimler geçer… ama sen, her seferinde biraz daha güçlenerek kalırsın. ??
“Mevsimler geçer, kalp iyileşir; insan en çok da tam bitti sandığı yerde yeniden başlar. ”Unutma Sen
?“Her mevsim sensin.” ?
Bir sonraki yazımda görüşmek üzere kıymetli okurlarım
SEÇİL ESKİOĞLU
GAZETECİ -YAZAR






















Yorum Yazın