Ne çok şey geçti başımızdan değil mi? Bir kere büyüdük hem de bayağı büyüdük. Yapmak istediklerimiz önümüzdeki günlere kaldı, yapamadıklarımız da raflara kalktı, yaptıklarımız zaten oldu bitti.
Yeni bir yıl yeni düşünceler, yeni umutlarımızda…
Makarayı geriye doğru sarıyorum, içinden bazısı çok güzel, bazısı da dikkat etmemi gerektiren sürprizler çıkıyor, bu sürprizler benim bütün bedenimle ilgili.
Gençliğimde de dikkatsizliğimden mi yoksa kemiklerimin ince yapısından mı pek çok kez düştüm, ayak bileklerimi kırdım, ameliyatlar olmak zorunda kaldım, kırıkları tamir eden çivilerimle arkadaş oldum tüm bunlara alışsam da arada tökezliyorum ama çivilerim sağlam tutuyor sanki beni.
Gelelim damarlarıma, bu da kötü sürprizlerden biri, geçen yıllar içinde kalbimi de nasıl yorduysam.
Yüzde bir yaşayıp neredeyse doktorumun dediği gibi saatli bombayı infilak ettirecek noktaya gelmişim, anında müdahale edip kurtardı doktorum , kendisine müteşekkirim. Stendlerle yaşama yeniden döndüm bu yılın sürprizi de “Kataraktla” tanışmam oldu.
İnanın hepimiz için göz en önemli organımız hani her uzvumuz çok değerli kaybetmeyelim deriz ya , hastalıklar kapımızı hiç çalmasın, sağlıkla, afiyetle gezelim tozalım. Elimizden gelirse hiç yaşlanmayalım, gençlik iksiri içmişcesine kırışmadan, buruşmadan yaşayalım deriz ya, işte bunlar hep rüya. Tüm bunları görmek için o gözlerimize ihtiyacımız ne kadar büyükmüş meğer.
Uzun süredir TV de film ya da haber izlerken alt yazıları okumakta güçlük çekiyordum, kelimeler okuyamadığım için anlamsızdı , çünkü harfler pirinç örgü örüyormuş gibi bir ters bir düz, düzün üstü ters, tersin üstü düz, harman dalı oynuyor gibiydiler, gözlük ihtiyacım doğmuştu.
Üstelik glokom hastası olduğum için biten ilaçlarıma yeniden rapor almak zorundaydım. Üç gün önce daha önce de gittiğim doktorun kontrolünde gözlerimin artık acil bir operasyon istediğini öğrendim, ah bu yeşil gözlerim yine mi nazarlara gelmişti?
Lise talebesiydim, gözlerime ne şiirler yazılmıştı annemin korkusundan yırtıp atmak zorunda kaldığım o şiirleri saklamam ne mümkündü, saklasam ince bir kitap olurdu belki beni anlatan dizeler.
Anacığım sanki bir dedektif gibi kitaplarımın arasında bulur buluştururdu onları, hemen hesap sorardı, benden önce de yırtıp atardı ah ah gözlerim gülsem mi ağlasam mı o günlere.
2007 yılında Glokom teşhisi konduğunda kataraktımın da çabuk ilerleyeceğini söylemişti bir doktor hatta kör olabileceğimi büyük bir umarsızlıkla içimi acıta acıta söylemişti, aradan yıllar geçti o günlü üzüntülerimle bulaşık suyu gibi puslu görüşüm zamanla açıldı duru bir suya bakar gibi gökyüzünün maviliğini , ağaçların yeşilliğini bol bol içime çektim her noktayı takip ettim ta ki televizyondaki harfleri birbirine karıştırana kadar.
Sonuç yüzde on görüyormuş sol gözüm sağ ise yüzde elli bile değil , boşuna değilmiş harfleri yanlış yazmam hemen alalım kataraktınızı, akıllı mercek takalım, gözlük ihtiyacınız da olmasın dedi doktorum.
Basiretim bağlandı hiç araştırıp sormayı düşünmeden olur dedim , üç gün önceki Cuma günü yangından mal kaçırırcasına yattım ameliyat masasına, operasyonu gerçekleştirdik, akıllı mercek dediler, onu da kabul ettik, damlalarla uyuşturuldu gözüm , sonrası masanın iki yanındaki , bilekliklerle kollarımı sabitlediler , yüzüme bir peçe örtüldü sanki on ya da en fazla on beş dakika sürecek işlem başladı.
Operasyonun her safhasını gözümde hissettim sanki beyaz bir buz kitlesi vardı gözümün tam ortasında onu alıp bir tarafa koydular , sular döküyorlardı gözlerime Baticonla silip , Antibiyotikli damlalarla yıkıyor gibiydiler, doktorum şarkı söylüyor yaptığı işten korkunç keyif alıyordu birde telefondan komik bir videoyu dinliyorlardı iki hemşireyle birlikte duyduklarım ve hissettiklerim buydu.
Çağlayan bir ırmak gibi sular akıyordu gözlerimden , sağa sola kıvrılan siyah kanallardan sular dağılıyor yanaklarımdan aşağı yol bulup gidiyordu. Merceğin gözüme yerleştirildiğini hissettim sanki camdan bir tabakaydı, hafif ağrılar ve mide bulantısı hissederken işlem bitti, yavaş yavaş gözlerimdeki örtüyü kaldırdıklarında sanki siyah bir duvara çarpmış gibiydim , başım döndüğü için biraz daha yatırıp sonra oturttular beni, geçmiş olsun dileklerimde Türk filmlerinden bir sahneyi oynuyordum.
Yavaş yavaş karanlığım dağılıp görüntüm sis çökmüş dağların silüeti gibi oldu, hava almam gerekiyordu eşimin kolunda dışarı çıktığımda Ferhat’la Şirin gibiydik.
Sonrası dikkat etmem gereken hususlar ve kullanmam gereken damlalar, ilaçlardı zaman su gibi akmış gitmişti artık bandajlı gözümle biraz daha dinlenip sonra ayrıldık hastaneden.
Üç - dört gün sonra net bir görüşe kavuşursunuz denildi yormayacak, eğilip doğrulmayacak herhangi bir ağırlık kaldırmayacaktım. Kendimi korumayı sevdiğim için uygulamam zor değildi, arkadan ikinci gözün işlemi geliyordu bu nedenle yazılarıma ara verip gözlerimi dinlendirmeye karar verdim.
Sevgili Editörüm Esra Songüler ve Genel Koordinatörümüz Celal Kodamanoğlu beyefendiden birkaç gün için izin almaya karar verdim.
Bu süre zarfında cep telefonlarımdan da uzak durmalıyım, inanın şu an bu yazıyı çok zor yazdım, haftaya yeni bir yazımda görüşmek üzere hepinize sevgilerimi gönderiyorum hoşçakalın diyorum.
FATOŞ ACAR
GAZETECİ - YAZAR






















Yorum Yazın