Bir pencerenin önünde iki kişi durduğunu hayal edin, aynı cam, aynı açı, aynı saat, ama biri karanlık görür, diğeri ışığı, biri "her şey kötüye gidiyor" der, diğeri "hala umut var" diye fısıldar, oysa manzara aynıdır; değişen, sadece bakış açısıdır.
Bugün Türkiye’de olan da biraz buna benziyor, ekonomiye bakan biri fırsat görür, diğeri kriz, gençliğe bakan biri umudu görür..
Bir başka gerçek de şu: bakış açımız, sadece biz neye baktığımızla değil, nereden baktığımızla da şekillenir, coğrafya kaderdir derler ya; bir mahallenin sokağından geçenin göğüs hizasında başka bir manzara, başka bir şehirde büyüyenin zihninde bambaşka bir dünya vardır,o yüzden bir genç, sosyal medyada gördüğü bir özgürlük ifadesini "cesaret" olarak okurken, başka biri "tehdit" gibi algılayabilir, ikisi de yalan söylemez, sadece bakış açıları başkadır.
Toplumsal barış, herkesin aynı şeyi düşünmesinde değil, farklı düşünenlerin bir arada yaşamasını mümkün kılmakta gizlidir, ve bu da, sadece yasal sistemle değil, kültürel bir bilinçle mümkündür, insanlara sadece "ne düşüneceklerini" değil, "nasıl düşünebileceklerini" öğreten bir anlayış... Yani eleştirel, şefkatli ve esnek bir bakış.
Bazen ülkeler, büyük krizleri bir uyarı zili gibi yaşar, belki de bu dönem, bize yalnızca ekonomik ya da siyasal bir dönüşümü değil, zihinsel bir değişimi de işaret ediyor, kendi bakışımıza sıkışmaktan çıkıp, başkasının gözünden de bakmayı öğrenebilirsek; belki de o çok aradığımız ortak dil, sessizce kurulmaya başlamıştır bile, çünkü en sağlam değişimler, kavga ederek değil, görerek başlarce görmek için bazen sadece bir pencerenin yönünü değil, kendimizi de çevirmemiz gerekir..!
SELMA ADIGÜZEL
GAZETECİ YAZAR
Yorum Yazın