Hepimizin sığındığı bir liman gibidir Atasözlerimiz öyle de yeri gelir oturur ki kimi nasihattir kimi ders verir kimi düşünmeye sevk eder. Çocukluktan itibaren kulağımızın hiç çıkmayan küpesidir.
“Ağaç yaş iken eğilir” dediğimiz de eğitimin hayatımızdaki önemini ifade eder. Ağacın buradaki anlamı öğrenmek ve öğretmektir yaş olarak eğilmesi ise çocuğun erken yaş olarak en büyük rolünün öğrenmekten geçtiğini bilmemizdir.
Çocuk yaşta öğrendiğimiz
“Bana bir harf öğretenin 40 Yıl kölesi olurum” sözündeki harfleri çoğaltarak bir anlam ifade eden kelimelere döktüğümüzde öğrenmenin keyfini yaşarız, sonra o kelimeler cümlelere dönüşür sıkıntımızı, derdimizi, sevincimizi anlatabiliriz. Bu bizim kendimizi ifade etme şeklimizdir.
Geçmişten bugünlerimize kimin ne zaman hangi tecrübeye dayanarak bu sözleri söylediğini bilmesek de duygularımızın, düşüncelerimizin tercümanıdır .
“Damlaya damlaya göl olur” dediğimizde üç türlü anlam taşıdığını biliriz, bir damla suyla başlayan resim altına su birikintisini bırakır göl şekli oluşturur değil mi? İlk anlamı tasarruf etmeyi, biriktirmeyi öğretir bize. Çocukluğumuzda hepimizin başında illaki bir kumbaramız olurdu, para biriktirmeyi öğreten anne babamız ilk parayı içine atar devamını bizden beklerlerdi. Hafta sonu ya da başı verilen harçlıklarımızı biriktirmeyi öğrenmiştik , İş bankası kumbaralarımızla .
Biz işte o dönemin çocuklarıyız o günkü alışkanlığımızla hala şu yaşımızda para biriktirmeye çalışıyoruz. Nedense bu bana her zaman huzur veriyor, kıyıda köşede az ya da çok bir birikim benim en sevdiğim huyum oldu.
“Akar gider sel olur “ denildiğinde önce o damlaların boşuna akarak musluğu bozacağını, su faturasının yüksek geleceğini düşünür lastik contayla ya da farklı bir şeyle boşuna akan suyu engellemeye çalışırız.
Bir de savurganlık gelir aklımıza , sahip olduğumuzu bile kaybetmeyi gösteren bir işarettir, sıkıntı çekerek öğreniriz hayatın gerçek yüzünü .
“Eskisi olmayanın yenisi olmaz” derdi annem her defasında bu bize her türlü eşyamızı defterden kitaba, kaleme, çoraptan hırkaya, sandalyeden masaya ne varsa onları koruyarak temiz kullanarak , her birinin kıymetini bilmemizi öğretirdi. Çocukluğumda hatırlıyorum da akrabalarımıza giderken gezmelik kıyafetlerimizi, orada oynamak için de ev ve oyun elbisemizi giyerdik. Üstümüzdekileri yerken bir şey dökmeyelim, kirletmeyelim, yırtmayalım diye. yine dönerken üstümüzü değiştirir pırıl pırıl gider pırıl pırıl dönerdik. O gün bugün aynı şeyi uyguladım hayatımda .
Ata Sözleri kitabınız varsa eğer başınızın üstünde taşıyın çünkü o kadar değerliler ki.
“Can boğazdan gelir “ derler de ne yazık ki boğazdan da çıkıyor. Sınır yalnız tarlalar, köyler, şehirler ya da ülkeler arasında değil, sınır insanlarla, ilişkiler arasında ve en önemlisi boğazımızla midemiz arasında da var demek ki frene basmak doğru yerde durmayı bilmek de lazım.
“Güneş girmeyen eve doktor girer” sözünü söylemektense pencerelerimizi açıp güneşi evimize davet etmeliyiz, temiz hava, bol oksijen , sağlık varsa doktorumuz kahve ve çay içmek için misafirimiz olsun.
“Sırrını söyleme dostuna , o da söyler dostunun dostuna” Ne kadar kötü değil mi , demek ki insanın güvenebileceği tek kişi yine yalnız kendisidir. Varsa sırrımız bizim tek dostumuz topraktır ben böyle düşünüyorum çünkü bu hayatta herşeyi gördüm geçirdim. Aşık Veysel bile öyle güzel ifade etmiş ki ,
“Dost dost diye nice nicesine sarıldım
Benim sadık yarim kara topraktır”
“Ayağını yorganına göre uzat” Yine güzel atasözlerimizden biri. Çocukluğumuzdan bu yana bize öğretilen, yolumuzu gösterip, yönümüzü çizen hatta bu günlerimizde bize en gerekli olan bu söz o kadar değerli ki , borca derde girmeden ,başımızı sıkıntıya sokmadan, karınca kararınca hareket etmemizi sağlayan hem ata , hem ana öğüdü , oysa şimdi durumlar öyle mi?
Yaşlısından gencine hepimizin elinde kredi kartlarımız var kimimiz bilinçli kullanırken , kimimiz de hiç düşünmeden harcadığı için ayakları hep yorganın dışında kaldı, hatta bu uğurda ne çok canına kıyan da oldu, gerek gazetelerden gerekse televizyon haberlerinden bu nahoş olayları hep okuduk, dinledik öyle değil mi ?
Keskin sirkenin küpüne zarar verdiğini
Öfkeyle kalkanın ziyanla oturduğunu
Acele işe şeytanın karıştığını söylemeden geçer miyiz ?
Yazmakla bitmeyen bu güzel sözler aslında tüm ülkemizin atalarından kalan en güzel mirasıdır.
Güzel Türkçemiz o kadar zengin ki bu kültürel birikimimiz de ki yüzlerce öğüt kulaklarımızın içinde , her biri yaşadığımız olaylara göre önümüze çıkıyor.
Bir de deyimlerimiz var ki onlarda o an da ki duruma çok yakışıyor sanki hal ve gidişimizi belirlermiş gibi. Anacığımın da uydurduğu öyle çok söz vardı ki bazen kardeşlerimle konuşurken onun sözleri dilimizin ucuna gelir hemen de yerini bulurdu. En büyük pişmanlığımdır annem hayattayken onun o güzel sözlerini bir yere not etmeyişim, derleyip toplasam nasıl güzel bir kitap olurdu.
Hadi gelin biraz da deyimlerimize bakalım
“Aşk ağlatır dert söyletir” bende halk ozanı gibi aldım sazı elime ne yazsam diye düşünürken ne çok söz geldi aklıma, tam da bana göre oldu hatta arkasından şöyle de yazabilirim kendim için
“Beş kuruş ver söylet , on kuruş ver susturamazsın”
“Oynamayı bilmeyen gelin yerim dar dermiş” Bu da tam bana göre çünkü gerçekten oynamayı bilmem ama güzel oynayanı da seyretmeyi severim.
“Ağzından bal damlamak “ Konuşmaya başladığında örnekler vererek , kırıcı olmadan, hiç bir çirkinliğe yer vermeden, adabıyla, üslubuyla , güzel sohbetiyle hele de ses tonunu yükseltmeyen birini dinliyorsam hayran hayran bilin ki o insanın ağzından bal damlıyordur. Dururken o insana hatip de denmez, bu konu da kendimi de yabana atmıyorum önce dinlemek sonra dinletebilmek düsturu benim de yolum, güzel konuşmayı severim.
“Abayı yakmak” çok bilindik , sıkça kullanılan bir deyimdir. Gönül ilişkisinin dile getirilişi, sevmek, aşık olmak.
“Açık kapı bırakmak” ilişkiye son vermeden bir ünlem işaretiyle beklemeye hatta yine başka bir deyimle araba gibi rölantiye almak diyorum ben buna , aslına bakarsanız hemen silip atmadan biraz daha düşünmek durmaktır, gelecek hamleye göre hareket.
“Etekleri zil çalmak” denildiğinde çoğumuzun yaşadığı güzel olayları işaret eden bu söz sevincimizi, mutluluğumuzu dile getirir.
“Yaz tahtaya al haftaya “ yine yüzlerce deyimin içinden bu geliverdi aklıma borcunu ödememeyi adet edinmiş biri için söylenmiştir mutlaka.
“Ali’nin külahını Veliye, Velinin külahını Ali’ye” giydiren insanlardan olmadan yazıma burada nokta koyarken hepinize sevgilerimi gönderiyor , hoşça kalın ama sakın atasözsüz ve deyimlersiz kalmayın diyorum.
FATOŞ ACAR
GAZETECİ - YAZAR























Yorum Yazın