Telefon; hayatımızın vazgeçilmez parçası. Telefonla ilk ne zaman tanıştım bilmiyorum ama salonumuzda konsolun üzerinde duran, annemin iğne oyalı örtü ile üzerini örttüğü ev telefonumuzu unutmam ?
Bulmacalarda karşımıza çok çıkar “Telefonda ilk söz” bu sorunun cevabını bugün çocuklar bile bilir “Alo”
Sihirli bir kelime, günde kaç kez bu kelimeyi kullanırız hiç biririmiz saymadık bilmiyoruz. Bir zamanlar “Alo” demek yalnızca bir kelime değildi, bir sesin, bir özlemin, bir haberin başlangıç noktasıydı. Ve o nostalji olan telefonlarımız bizlerle birlikte büyüdü, gelişti, bugün elimizde akıllı telefonlar, görüntülü konuşmalar ve saniyeler içinde ulaşabildiğimiz mesajlaşma uygulamaları var ama bütün bu teknolojik gelişmelere rağmen “ALO” kelimesinin taşıdığı samimiyet hâlâ başka hiçbir ifadede yok.
Öyle ki, şehirleri geç, kıtalar arası uzaklıktaki yakınlarımız, telefonumuzun sadece birkaç tuşa basarak evimizin içinde gibi olabiliyor onlarla sanki yanımızdaymış gibi görüntülü konuşabiliyoruz…
Benim halen, cevap veremeyeceğini bildiğim halde telefon rehberimden silmeye elimin varmadığı numaralar var o numaraları gördükçe onları her an yanımdaymış gibi hissediyorum.
Elbetteki tüm icatlar bizim için gereklidir ama benim fikrimi soracak olursanız, bence Telefon tüm icatları bir kenara atmıştır.
Telefonun icadına bakacak olursak, XIX. yüzyılın sonları, teknolojik buluşların hız kazandığı ve modern dünyanın şekillendiği bir dönem, bu dönemin belki de en önemli buluşlarından biri, Alexander Graham Bell tarafından icat edilen telefon oldu.
İlk telefon görüşmesinin gerçekleştiği tarih olan 10 Mart 1876 iletişim tarihinde bir dönüm noktasıydı. A.G Bell, telefon aracılığıyla Watson'a "Mr. Watson gelin size ihtiyacım var" cümlesini iletti. Bu tarihi cümle, insanların uzaktaki diğer kişilerle sesli iletişim kurabilmesinin başlangıcı olarak kabul edilir. Bu görüşme Graham Bell ile asistanı Whatson arasında geçmişti.
A.G. Bell’in Watson’dan istediği neydi? Şöyle ki;
Çağırının yapıldığı sırada A.G.Bell’in laboratuvarında yanlışlıkla üzerine döktüğü asidin temizlenmesi için yardım istediği o tarihi çağrıdır.
Ve gelelim konumuza, her telefon gelişte ilk sözümüzdü “Alo” Neden alo diyorduk ? bu konuda çeşitli rivayetler var, hangisi doğru olduğunu bilemediğim için tüm rivayetleri yazacağım artık kararı siz verirsiniz.
Çoğunluk tarafından kabul edilen söylentiye göre Graham Bell’in sevgilisinin tam adı Allessandra Lolita Oswaldo’ydu.
Graham Bell telefonu icat edince her romantik gencin yapacağı gibi ilk hattı sevgilisinin evine çekmişti. Atölyesinde telefon çalınca arayanın Allessandra Lolita Oswaldo'dan başkası olamayacağını bildiğinden Graham Bell, telefonu açar açmaz "Allessandra Lolita Oswaldo" diyordu. Zamanla bu isim uzun olmuş olacakki, bu kez Graham Bell, sevgilisinin isim ve soy isminin baş harflerini alarak ona “ALO” diye hitap etmeye başladı.
Allessandra Lolita Oswaldo, geliştirip, tüm kente yaymaya çalıştığı telefondan başka birşey düşünmeyen sevgilisi Graham Bell’in bitmek tükenmek bilmeyen deneylerinden rahatsız olmaya başlayınca onu telefonuyla baş başa bırakıp terketti.
Graham Bell sevgilisi Allessandra Lolita Oswaldo’ya çok aşıktı, bir gün onu arayacağı umuduyla telefonun başından ayrılmadı.
Kentte çekilen telefon hatlarının sayısı da giderek artmaya başlamıştı.
Graham Bell'i artık başka kişiler de arıyordu fakat o telefonun her çalışında kendisini sevgilisinin aradığını sanarak telefonunu "Alo" diyerek açıyordu
O günlerde hemen herkes telefonu açtıklarında Alexander Graham Bell’e saygı olarak "Alo" demeye başladı.
Bugün tümümüzün kullandığı "Alo" sözcüğü o günlerden günümüze uzanmaktadır.
Başka bir söylentide ise durum bambaşkadır, orada da der ki :
Graham Bell telefonu icat ettiği tarihlerde bekardı ancak onun hayatında Allessandra Lolita Oswaldo değil, maddi gerekçelerle bir süredir evlenmeyi ertelediği Mabel Hubbard adında bir kadın vardı. A.G.Bell, daha sonra bayan Hubbard ile evlenmiş ve 4 çocuğu olmuştur. O sıralar eşi ile konuşurken telefonu açtığında “Ahoy” diye hitap ediyordu, bu terim zamanla “Alo” haline geldi. Hangi söylentiye inanırsınız, karar sizin.
Telefonun yaşantımızda devrim yaratan bir buluş olduğu gerçek ama maalesef günümüzde iletişim hızlandı aynı oranda derinliği azaldı. Mesajlar sesli harflerin kalkması ile kısa, konuşmalar yüzeysel hale geldi. İnsanlar artık birbirini aramak yerine yazmayı tercih ediyor çünkü konuşmak emek ister; ses tonu, duygu ve samimiyet taşır oysa yazılar çoğu zaman ruhsuzdur. Tam da bu yüzden “Alo” kelimesi geçmişin sıcaklığını hatırlatıyor bana.
Benim için dostumun, arkadaşımın sesini duymak uzun bir mesajdan daha değerlidir. Teknoloji iletişimi kolaylaştırdı ama insanı insana yaklaştırabildi mi? Asıl soru burada.
Belki de yeniden birbirimizi aramayı öğrenmeliyiz. Sadece iş için değil; hâl hatır sormak, özlem gidermek, bir “iyi misin?” demek için. Çünkü bazen küçücük bir “Alo”, büyük yalnızlıkların ilacı olabilir diye düşünürüm.
Bu büyük mucidin karşısında saygı ile eğiliyor onu rahmetle anıyorum, mekanı cennet olsun.
Başka bir yazımda, başka bir konuda buluşmak üzere hoşçakalın, hoş kalın.
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ
























Yorum Yazın