Bazı günler vardır. Hayat değişmemiştir.
Sorunlar değişmemiştir.
Sen bile çok değişmemişsindir.
Ama her şey daha ağır gelir.
Basit bir telefon görüşmesi.
Cevaplanacak bir mesaj.
Verilecek küçük bir karar.
Sanki görünmeyen bir ağırlık omuzlarına oturmuştur.
Ve sonra zihnin konuşmaya başlar.
“Neyin var senin?”
“Bu kadar zor olmamalı.”
“Toparlan artık.”
“Daha güçlü olman lazım.”
İnsan bazen en büyük yorgunluğu hayatın kendisinden yaşamaz.
Kendi sesi yüzünden yaşar.
Çünkü ilginç bir şey vardır.
Bir arkadaşın ağlayarak seni arasa, ona yük olduğunu söylemezsin.
Bir yakınını yorgun gördüğünde onu tembellikle suçlamazsın.
Bir çocuğun düştüğünü gördüğünde ona kızmazsın.
Ama söz konusu kendin olduğunda dil değişir.
Sabır biter.
Şefkat kaybolur.
Anlayış ortadan kalkar.
Ve insan kendisine, sevdiği hiç kimseye davranmayacağı kadar sert davranmaya başlar.
Belki de bu yüzden bazı insanlar yıllarca tükenmiş olduklarını fark edemez.
Çünkü onları yoran şey sadece hayat değildir.
Kendilerine karşı verdikleri aralıksız mücadeledir.
Her gün biraz daha iyi olmak.
Her gün biraz daha güçlü olmak.
Her gün biraz daha dayanmak.
Hiç durmadan.
Hiç sormadan.
Hiç fark etmeden.
Oysa insan ruhunun ilginç bir özelliği vardır.
Sürekli zorlanmaktan değil…
Sürekli zorlanıp görülmemekten yorulur.
Ve bazen insanın içinde görülmeyen kişi kendisidir.
Herkesi anlar.
Herkese hak verir.
Herkese ikinci bir şans tanır.
Ama kendisine gelince hüküm çoktan verilmiştir.
Yetersiz.
Dağınık.
Geç kalmış.
Eksik.
Bu yüzden bazı insanlar dinlense bile dinlenemez.
Çünkü beden koltukta otururken zihin hâlâ kendini yargılıyordur.
Ve insanın en derin yorgunluğu kaslarında değil, tam burada birikir.
Kendisine karşı açtığı davada.
Belki de bugün ihtiyacın olan şey yeni bir plan değildir.
Daha fazla disiplin de değildir.
Belki ilk kez kendine şu soruyu sormaktır:
Ben gerçekten yoruldum mu?
Yoksa yıllardır kendime karşı savaşmaktan mı bitkin düştüm?
Çünkü bazen hayatın çözülmesi gereken bir problemi yoktur.
Bazen sadece yorulmuş bir insan vardır.
Ve bazen iyileşme, hayatı değiştirmekle başlamaz.
Kendinle konuşurken kullandığın sesi değiştirmekle başlar.
Çünkü insan her zaman düştüğü yerden kırılmaz.
Bazen yıllarca düştüğü yerde kendine uzatmadığı elden kırılır.
Ve bazı günler başarısız olduğun için zor geçmez.
Bazı günler sadece çok uzun zamandır kendine yükleniyor olduğun için zor geçer.
Bunu fark ettiğin gün ise yükün tamamı gitmez.
Ama ilk kez omuzlarında taşımak zorunda olmadığın bir kısmını yere bırakabilirsin.
Ve bazen bir insanın hayatını değiştiren şey tam olarak budur.
Haftaya başka konuda buluşmak üzere hoşçakalın
HANIM DEMİRBAŞ
SOSYAL PEDAGOG,
BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI
























Yorum Yazın