Sessiz Suçluluk, Sadakat Çatışması ve Erken Büyümek Zorunda Kalan Çocuklar
Bir ev bazen bir günde dağılmaz.
Önce konuşmalar değişir.
Sonra bakışlar.
Sonra sessizlik büyür.
Yetişkinler çoğu zaman bunun yalnızca kendi aralarındaki bir mesele olduğunu düşünür. Oysa o evde olan biteni en önce hisseden kişi çoğu zaman çocuktur.
Çocuklar kelimeleri değil, duygusal atmosferi okur.
Evdeki gerginliği, mesafeyi, kırgınlığı hissederler. Ne olduğunu tam anlayamasalar bile bir şeylerin değiştiğini bilirler. Ve çocuk zihni bu değişimi anlamlandırmaya çalışır.
Çoğu zaman ilk gelen düşünce şudur:
“Belki benim yüzümdendir.”
Küçük Çocukların Dünyasında Ayrılık
Erken çocukluk dönemindeki çocuklar için aile, dünyanın merkezidir. Bu yaşlarda çocuklar ilişkilerin karmaşıklığını henüz anlayamaz.
Anne ve babanın ayrılması onlar için çoğu zaman şöyle algılanır:
Bir şey oldu.
Ve ben bunun içindeyim.
Bu nedenle küçük çocuklarda boşanma sonrası sık görülen duygulardan biri sessiz suçluluktur. Çocuk bunu açıkça söylemeyebilir ama iç dünyasında şu düşünce dolaşabilir:
“Ben daha iyi davransaydım belki annem ve babam ayrılmazdı.”
Bu yaş grubundaki çocukların ihtiyacı olan şey karmaşık açıklamalar değil, çok basit bir güvencedir:
“Bu senin yüzünden olmadı.”
Okul Çağı: Sadakat Çatışmasının Başladığı Dönem
Çocuk biraz büyüdüğünde artık boşanmanın ne olduğunu anlamaya başlar. Ancak bu kez başka bir zorluk ortaya çıkar: sadakat çatışması.
Çocuk hem annesini hem babasını sever. Ama ebeveynler birbirine öfkeliyse çocuk kendini iki taraf arasında kalmış hissedebilir.
Bir ebeveyn diğerini eleştirdiğinde çocuk için durum son derece karmaşık hale gelir. Çünkü çocuğun iç dünyasında şu gerçek vardır:
Anne de benim.
Baba da benim.
Birini savunmak diğerini incitmek gibi hissedilebilir.
Bu nedenle birçok çocuk duygularını açıkça ifade etmek yerine sessizleşir. Bazıları arabulucu rolü üstlenir. Bazıları ise iki tarafı da üzmemek için kendi duygularını geri plana iter.
Ergenlik: Güven Sorusu
Ergenlik döneminde boşanma farklı bir şekilde yaşanabilir. Bu yaşta gençler ilişkileri daha derin düşünmeye başlar.
Bazı ergenler anne ve babalarının ayrılığını gördükten sonra şu soruyu sormaya başlayabilir:
“İnsanlar gerçekten birbirine güvenebilir mi?”
Bu düşünce bazen iki farklı şekilde ortaya çıkar.
Bazı gençler ilişkilerde aşırı bağlanabilir ve terk edilme korkusu yaşayabilir. Bazıları ise tam tersine mesafeli kalmayı tercih edebilir.
Çünkü iç dünyalarında oluşan temel inanç şudur:
“İnsanlar bir gün gidebilir.”
Parentifikasyon: Çocuğun Erken Büyümek Zorunda Kalması
Boşanma süreçlerinde sık görülen ama çoğu zaman fark edilmeyen bir durum vardır: parentifikasyon.
Bu durumda çocuk ebeveynlerden birinin duygusal yükünü taşımaya başlar.
Anne üzgündür ve çocuk onu teselli eder.
Baba yalnızdır ve çocuk onun sırdaşı olur.
Yavaş yavaş roller değişmeye başlar.
Çocuk çocuk olmaktan çıkar ve ebeveynin duygusal destekçisi haline gelir.
Dışarıdan bakıldığında bu durum çoğu zaman “ne kadar olgun bir çocuk” şeklinde yorumlanır. Ancak psikolojik açıdan bu durum çocuğun erken yaşta yetişkin rolüne itilmesi anlamına gelir.
Parentifikasyon yaşayan çocuklar büyüdüğünde sıklıkla şu özellikleri gösterir:
• başkalarının duygularını aşırı yüklenmek
• kendi ihtiyaçlarını geri plana atmak
• ilişkilerde sürekli sorumluluk almak
• güçlü görünmek zorunda hissetmek
Çünkü çocuklukta öğrendikleri şey şudur:
“Ben güçlü olursam herkes ayakta kalabilir.”
Ebeveyn Yabancılaştırma: Çocuğun İç Dünyasında Bir Taraf Seçtirmek
Bazı boşanmalarda çocuk istemeden ebeveynler arasındaki çatışmanın parçası haline gelebilir.
Ebeveynlerden biri diğerini sürekli kötüleyebilir ya da çocuğun zihninde diğer ebeveyne karşı olumsuz bir imaj oluşturabilir. Bu durum psikolojide ebeveyn yabancılaştırma olarak tanımlanır.
Zamanla çocuk diğer ebeveyne karşı mesafe, öfke ya da reddetme geliştirebilir.
Ancak burada önemli bir psikolojik gerçek vardır:
Anne ve baba yalnızca iki kişi değildir.
Onlar aynı zamanda çocuğun kimlik yapısının parçalarıdır.
Bir ebeveyni tamamen kötü görmek, çocuğun kendi iç dünyasının bir parçasını reddetmesi gibi hissedilebilir.
Boşanma Neden Bazı Toplumlarda Daha Dramatik Yaşanır?
Boşanmanın çocuklar için zor bir deneyim olduğu doğrudur. Ancak çocukların bu süreci nasıl yaşadığı yalnızca ayrılığın kendisine bağlı değildir. Toplumun boşanmaya yüklediği anlam da büyük rol oynar.
Bazı toplumlarda boşanma daha çok iki yetişkinin ilişkisinin sona ermesi olarak görülür. Aile düzeni değişir ama ebeveynlik devam eder.
Bazı toplumlarda ise boşanma yalnızca bir ilişki bitişi değil, aynı zamanda bir aile krizinin sembolü haline gelir. Ayrılık dramatize edilir ve çocuklar bu sürecin merkezine yerleşebilir.
Bu durumda çocuklar çevreden şu mesajları duyabilir:
“Çok yazık sana.”
“Ne zor bir hayatın olacak.”
Bu tür ifadeler çoğu zaman iyi niyetle söylenir. Ama çocuk zihninde başka bir anlam yaratabilir:
“Benim hayatım eksik.”
Bir Çocuğun Gerçekten İhtiyaç Duyduğu Şey
Boşanma çocukların hayatında önemli bir değişimdir. Ancak çocukların psikolojisini belirleyen şey çoğu zaman yalnızca ayrılık değildir.
Çocuğun yaşadığı asıl deneyim şudur:
Evde sevgi var mı?
Beni hâlâ görüyorlar mı?
Ben hâlâ bu ailenin parçası mıyım?
Bir çocuk anne ve babasının artık birlikte yaşamadığını anlayabilir. Ama sevildiğini hissettiği sürece dünyası tamamen yıkılmaz.
Çünkü bir çocuğun iç dünyasında en güçlü cümle şu değildir:
“Annem ve babam ayrılmadı.”
En güçlü cümle şudur:
“Ne olursa olsun, ben hâlâ sevilen biriyim.”
Bu haftalıkta bu kadar haftaya başka bir yazımda buluşmak üzere hoşçakalın
HANIM DEMİRBAŞ
SOSYAL PEDAGOG
BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI






















Yorum Yazın