Fibromiyalji çoğu zaman yanlış yerden okunur. Ağrının kaynağı kaslarda aranır; bulunamayınca da konu “psikolojiye” havale edilir. Oysa bugün bu tablo, uluslararası literatürde ne muğlak ne de belirsizdir. Fibromiyalji, merkezi sinir sisteminin tehdit algısını düzenleyemediği bir durumdur. Sorun ağrının varlığı değil; ağrının nasıl üretildiğidir.
Fonksiyonel beyin görüntüleme çalışmaları, fibromiyalji yaşayan bireylerde ağrıya duyarlı beyin bölgelerinin olağan dışı bir etkinlik gösterdiğini ortaya koyar. Aynı uyaran, sağlıklı bir bedende nötr kalırken burada yoğun bir ağrı deneyimine dönüşür. Bu fark, kişinin anlatısına değil; ölçülebilen nörofizyolojik süreçlere dayanır.
Bu nedenle fibromiyalji “abartı” ya da “uydurma” değildir. Ortada çalışan fakat ayarı bozulmuş bir sistem vardır. Sinir sistemi, tehlike geçtiğinde kapanması gereken alarmı kapatamaz. Beden fiilen zarar görmüyordur ama zarar görecekmiş gibi davranır. Sürekli tetikte olma hâli, zamanla ağrıyı kalıcılaştırır.
Bu bozulmanın arka planı çoğu zaman uzun sürelidir. Fibromiyalji ani bir stresin değil; yıllara yayılan bir yükün sonucudur. Erken dönem duygusal ihmal, süreklilik gösteren sorumluluklar, bastırılmış ama işlenmemiş duygular sinir sistemini sessizce biçimlendirir. Fibromiyalji burada bir başlangıç değil, gecikmiş bir sonuç olarak ortaya çıkar.
Ağrının bedende dağılımı da rastgele değildir. Sinir sistemi tehdit altında kaldığında, belirli kas gruplarını sürekli devrede tutar. Omuz ve boyun ağrıları, uzun süre taşınan sorumluluk ve kontrol ihtiyacıyla örtüşür. Bu bölge, “yük bende” diyen bedenlerin en erken alarm noktasıdır. Buradaki çözüm gevşemeden çok yük azaltma ve sınır koyma becerisini geliştirmeyi gerektirir.
Sırt ve kürek kemikleri çevresindeki ağrılar, sürekli kendini kollama hâlinin bedensel izidir. “Arkam sağlam mı?” sorusu uzun süre cevapsız kaldığında bu bölge gevşemeyi unutur. Güven duygusunu bedende yeniden kuran yavaşlatıcı pratikler ve destek deneyimleri, bu alanda kalıcı rahatlama sağlar.
Bel ve kalça ağrıları ise çoğu zaman “ilerleyememe” hissiyle eşleşir. Seçememek, mecbur kalmak ve bastırılmış öfke bu bölgede tutulur. Burada iyileşme, bedeni zorlamaktan değil; hareket özgürlüğünü küçük ama gerçek seçimlerle geri kazanmaktan geçer.
Bacaklar, dizler ve baldırlardaki ağrı dayanmanın bedensel karşılığıdır. Uzun süredir “duramam” diyen bedenler, bu bölgelerde sinyal verir. Çözüm daha fazla güçlenmek değil; durmaya izin verebilmeyi öğrenmektir. Ritmik, düşük yoğunluklu hareket ve dinlenme suçluluğunu ele alan çalışmalar bu noktada belirleyicidir.
Ayak ve topuk ağrıları, zeminin güvensiz algılandığı durumlarda ortaya çıkar. Gelecek kaygısı ve aidiyet hissinin zayıflığı, yere basmayı zorlaştırır. Topraklayıcı beden çalışmaları ve günlük hayatta güven hissi yaratan sabitler, bu bölgede etkilidir.
Eller ve parmaklardaki ağrı, aşırı kontrol ve mükemmeliyetçilikle ilişkilidir. Sürekli ince ayar yapan, hata yapmaya tahammülü olmayan zihin, bunu en çok parmaklarda tutar. Yaratıcı, sonuç odaklı olmayan el aktiviteleri ve kontrol toleransını artıran terapötik çalışmalar bu alanda rahatlatıcıdır.
Çene ve yüz bölgesi ise söylenemeyenlerin merkezidir. Yutulan itirazlar, ertelenen sözler burada birikir. İfade alanı açıldığında bu bölgedeki ağrının şaşırtıcı biçimde azaldığı sıkça gözlenir.
Bu noktada en sık yapılan hata, tabloyu “dayanıksızlık” üzerinden okumaktır. Oysa klinik gözlemler, fibromiyaljinin çoğunlukla uzun süre idare etmiş, işlevselliğini korumak için kendini geri plana atmış kişilerde görüldüğünü gösterir. Bu bedenler erken vazgeçmez. Tam tersine, çok geç durur.
Stresle ilişkili olmak, bir durumu hayali kılmaz. Kalp-damar sistemi, bağışıklık yanıtı ve hormonal denge de stresle doğrudan ilişkilidir. Fibromiyalji bu biyolojik zincirin dışına düşmez. “Psikolojik” etiketi burada açıklayıcı değil; karmaşık bir tabloyu basitleştirmenin kolaycı bir yoludur.
Bu nedenle tedavi de tek eksenli olamaz. İlaçlar ağrı eşiğini geçici olarak düzenleyebilir; ancak sinir sisteminin öğrendiği tehdit algısı değişmedikçe kalıcı iyileşme sağlanamaz. Güncel yaklaşımlar bu yüzden bedeni, duygu düzenleme kapasitesini ve sinir sistemini birlikte ele alır. Amaç ağrıyı susturmak değil; bedenin yeniden güven hissedebilmesini sağlamaktır.
Fibromiyalji, bedeni susturmanın değil; onu ciddiye almanın gerektirdiği bir tablodur. Bu ağrı bir zayıflık göstergesi değildir. Aksine, uzun süre taşınmış bir uyumun artık sürdürülemediğini bildiren geç kalmış bir sinyaldir.
Ve belki de asıl mesele şudur:
Bu beden neden bu kadar uzun süre sessiz kalmak zorunda kaldı?
Haftaya başka yazımda buluşmak üzere hoşçakalın
HANIM DEMİRBAŞ
UZMAN PEDAGOG
BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI






















Yorum Yazın