İnsanlık, köleliği geride bıraktığını düşünerek kendini rahatlatıyor. Tarih kitapları zincirleri, gemileri ve pazarları anlatıyor; müzeler utanç verici bir geçmişin vitrini gibi geziliyor. Oysa asıl kölelik, müzelerde sergilenmeyecek kadar güncel, görünmez ve sofistike bir biçimde hayatın tam ortasında duruyor. Bugün kölelik, yasaklanmış değil; yeniden tasarlanmış durumda.
Modern dünyada köleliğin en büyük başarısı, insanlara köle olmadıklarını inandırmasıdır. Zorbalık yerini iknaya, şiddet yerini rızaya, kırbaç yerini hedeflere bırakmıştır. Artık insan, zincirlenmiyor; heveslendiriliyor. Çünkü modern sistem, itaat eden değil, kendini sömüren bireyler istiyor. Geleneksel kölelikte beden satın alınırdı; modern kölelikte ise zaman. İnsanlar, hayatlarının en üretken yıllarını başkalarının hedefleri için takas ediyor. Sekiz saatlik mesai bir norm olarak sunulsa da bu süre zihinsel olarak yirmi dört saate yayılıyor. Mesai biter ama beklenti bitmez. Telefon susmaz, e-postalar geceye sızar, hafta sonları bile “hazır olma” hali devam eder. Bu noktada birey artık yalnızca çalışmaz; her an çalışabilir durumda olmalıdır. Bu, köleliğin en ileri versiyonudur. Çünkü köleliğin özü, insanın kendine ait zamanının olmamasıdır. Modern insanın ise zamanı vardır ama kendine ait değildir.
Modern köleliğin en etkili araçlarından biri borçtur. Borç, zincir gibi ses çıkarmaz; iz bırakmaz. Ama insanı hareket edemez hale getirir. Ev kredileri, ihtiyaç kredileri, kredi kartları… Hepsi “daha iyi bir hayat” vaadiyle sunulur. Oysa borç, geleceğin bugünden ipotek altına alınmasıdır. Borçlu insan itiraz edemez. Risk alamaz. Susar. Çünkü kaybedecek çok şeyi vardır. İşte tam bu noktada sistem, bireyin cesaretini de satın alır. Modern köle, yalnızca emeğini değil; itiraz hakkını da teslim eder.
Modern toplum, başarıyı kutsallaştırır ama bedelini gizler. “İstersen başarırsın” söylemi, başarısızlığı bireysel bir kusur gibi sunar. Sistem sorgulanmaz, insan suçlanır. Yorgunluk kişisel zayıflık, tükenmişlik motivasyon eksikliği olarak etiketlenir.
Bu söylem, bireyi sürekli kendini optimize etmeye zorlar: Daha verimli ol, daha hızlı ol, daha güçlü ol… İnsan artık sistem için değil, sistem gibi çalışır. Kendini bir makineye dönüştürürken buna kişisel gelişim der. Oysa bu, modern köleliğin en acımasız hâlidir: İnsanın kendi kendisinin efendisi ve kölesi olması.
Tüketim kültürü, modern köleliğin vitrinidir. İnsan artık var olmak için tüketir. Sahip olduklarıyla görünür, eksik hissettirilerek yönlendirilir. Reklamlar yalnızca ürün satmaz; yetersizlik duygusu satar. Bu duygu, bireyi hiç durmadan çalışmaya, kazanmaya ve harcamaya iter. Tüketim, özgürlük gibi sunulur ama aslında bireyi belirli bir hayat tarzına hapseder. Farklı olduğunu sanan herkes aynı mağazadan alışveriş yapar, aynı hayalleri satın alır, aynı mutluluk pozlarını paylaşır. Tek tipleşme, çeşitlilik maskesiyle gizlenir.
Teknoloji, insanlığa hız ve kolaylık vaat etti. Karşılığında ise dikkatini aldı. Modern köleliğin yeni alanı artık zihinlerdir. Algoritmalar neyi düşüneceğimizi değil belki ama neye bakacağımızı, ne kadar süre kalacağımızı ve neyi isteyeceğimizi belirler.
İnsanlar artık izlenmekten korkmuyor; aksine görünmemekten korkuyor. Beğeni, onay ve etkileşim; yeni çağın ücretine dönüşüyor. Üstelik bu emek ücretsiz. İnsan, kendi hayatını içerik haline getirerek sisteme veri sağlar ve buna “özgür ifade” der.
Modern sistem, bireye sürekli seçenek sunar. Ama bu seçenekler aynı çemberin içindedir. Farklı markalar, farklı yaşam tarzları, farklı kariyer yolları… Hepsi aynı üretim ve tüketim döngüsüne hizmet eder. Seçmek özgürlük gibi görünür; oysa gerçek özgürlük, oyunun dışında kalabilmektir.
Bugün birey, istediğini seçtiğini sanırken aslında kendisine sunulanla yetinir. En büyük yanılgı da burada başlar: Zincirleri fark etmemek. Modern kölelikte isyan sokakta değil, bilinçte başlar. Daha az tüketmek, daha yavaş yaşamak, her çağrıya cevap vermemek, her fırsata atlamamak… Bunlar küçük ama etkili direniş biçimleridir. Çünkü sistem, insanın sürekli koşmasına ihtiyaç duyar.
Durabilen insan, tehlikelidir.
Sonuç: Zincirler Kırılmadı, Şekil Değiştirdi
Bugün kölelik, tarihsel bir utanç değil; güncel bir konfordur. İnsanlar zincirlerini kırmak yerine onları parlatmayı seçiyor. Çünkü zincirler artık acıtmıyor; alışılıyor.
Belki de modern çağın en trajik sorusu şudur: Özgürlüğü mü kaybettik, yoksa özgürlüğün ne olduğunu mu unuttuk?
Ve belki de en dürüst cevap:
Kölelik hiç bu kadar kibar olmamıştı.
Haftaya başka bir konuda buluşmak üzere hoşça kalın
SABİHA ÜNAL
YAZAR






















Yorum Yazın