Gazete okuma alışkanlığı ülkemizde maalesef tarih oluyor… Eskiden kahvaltıdan sonra, trende, vapurda, otobüste, parkta gazete okumak ayrı bir keyifti. Taze basılmış mürekkep kokusu, sayfaların hışırtısı, manşetlerin heyecanı… Bir gazetenin ilk sayfasını açmak, o günün dünyasına açılan bir kapıyı aralamak gibiydi.
Sabah erkenden bayinin önünde bekleyen insanlar olurdu. Kimisi spor sayfasına bakar, kimisi ekonomi ekini inceler, kimisi de köşe yazarlarının yorumlarını okumadan güne başlamazdı. Gazete sadece haber değil, bir ritüeldi. Bir alışkanlıktı. Bir kültürdü. Bugün ise dijital medyanın hızına yetişmek mümkün değil. Haber saniyeler içinde telefon ekranına düşüyor. Bildirim sesleri manşetlerin yerini aldı. Sosyal medya akışları gazete sayfalarının önüne geçti. Artık çoğumuz sabah gözümüzü açar açmaz telefona uzanıyoruz. Günün ilk manşeti bir mobil uygulamanın bildirimi oluyor.
Dijitalleşmenin elbette avantajları var. Haber anlık ulaşıyor, arşivlere saniyeler içinde erişilebiliyor, dünyanın öbür ucundaki gelişmeler anında öğrenilebiliyor. Ancak hız, beraberinde yüzeyselliği de getirdi. Eskiden bir haberi baştan sona okur, analiz eder, üzerinde düşünürdük. Şimdi ise başlıklara göz gezdirip geçiyoruz. Okumaktan çok kaydırıyoruz.
Basılı gazeteler için süreç ekonomik açıdan da ağır oldu. Gazeteyi hazırlamak, baskısını yapmak, dağıtımını sağlamak, personel çalıştırmak ciddi maliyetler gerektiriyor. Satışlar düşünce birçok köklü gazete yayın hayatını sonlandırmak zorunda kaldı. Kimisi tamamen kapandı, kimisi dijital platformlara taşındı. Bu bir tercih değil, çoğu zaman zorunluluktu.
Bir dönem her köşe başında gazete ve dergi satılan büfeler vardı. Market önlerinde iplerle asılmış gazeteler rüzgârda sallanırdı. İnsanlar manşetlere bakarak karar verir, ellerine alıp karıştırır, beğenirse satın alırdı. Şimdi o görüntüler neredeyse nostalji oldu. Gazete bayileri birer birer kapandı. Dergi rafları küçüldü. Basılı yayın sayısı azaldı.
Yeni kuşak ise bambaşka bir dünyada büyüyor. Onların habere ulaşma biçimi tamamen dijital. Video içerikler, kısa haber özetleri, sosyal medya paylaşımları… Uzun analizler ve köşe yazıları yerine kısa ve hızlı tüketilen içerikler tercih ediliyor. Okuma süresi kısaldıkça düşünme süresi de kısalıyor.
Ancak burada asıl mesele sadece gazetenin kâğıt üzerinde basılıp basılmaması değil. Asıl mesele, okuma kültürünün zayıflaması. Derinlemesine bilgiye ulaşma isteğinin azalması. Eleştirel düşüncenin yerini hızlı ve yüzeysel tüketimin alması. Gazete bir hafızaydı. Arşivdi. Dönemin tanığıydı. Bugün bir gazeteyi yıllar sonra açıp baktığınızda, o günün ruhunu hissedebilirsiniz. Oysa dijital dünyada içerikler hızla kayboluyor, akış içinde eriyip gidiyor. Kalıcılık duygusu zayıflıyor.
Yine de her şey tamamen bitmiş değil. Basılı gazete sayısı azalsa da hâlâ sadık bir okur kitlesi var. Özellikle hafta sonu ekleri, derin analizler ve özel dosyalar hâlâ ilgi görüyor. Belki basılı gazete eski gücüne kavuşmayacak ama nitelikli içerik her zaman değerini koruyacak. Belki de mesele, kâğıt mı dijital mi tartışmasından çok, nasıl daha bilinçli, daha derinlikli bir okuma alışkanlığı kazandırabileceğimizdir. Teknolojiye karşı durmak mümkün değil ama onu nasıl kullandığımız bizim elimizde. Gazete okumak bir dönemin alışkanlığı olabilir, fakat düşünerek okumak, sorgulayarak takip etmek, bilgiyi süzgeçten geçirmek her dönemin ihtiyacıdır. Eğer bunu başarabilirsek, ister kâğıtta ister ekranda olsun, gazetecilik de okuma kültürü de yaşamaya devam edecektir.
Habib BABAR





















Yorum Yazın