Bazı insanlar vardır, hayatımıza sessizce girerler ama arkalarında öyle güzel izler bırakırlar ki, zaman geçtikçe onların değerini daha iyi anlarız. Nahit Hanım da böyle insanlardan biridir.
Orhan Veli Kanık denildiğinde akla önce şiir gelir. İstanbul’un sokakları, vapurları, denizi, insanları ve günlük hayatın küçük ayrıntıları onun şiirlerinde bambaşka bir anlam kazanmıştır. O, büyük sözlerden çok sade duyguların şairidir. Sevinci de hüznü de aşkı da hayatın içinden anlatır. Şiirlerinin çoğunda bir kadına olan aşkını betimlemiştir.
Şöyle ki,
“Ona bağlandığım kadar
Hiçbirine bağlanmadım.
Sade kadın değil, insan.
Ne kibarlık budalası,
Ne malda, mülkte gözü var.
Eşit olsak, der, hür olsak, der.
İnsanları sevmesini de bilir,
Yaşamayı sevdiği kadar”
Orhan Veli’nin hayatına yalnızca bir şairin hayatı olarak bakmak eksik olur çünkü onun da herkes gibi sevdiği, özlediği, kırıldığı ve unutamadığı insanlar vardı.
Sevgili Habercaddesi okurlarım, sizlere bu yazımda Orhan Veli’yi değil onun aşık olduğu, hayallerinde yaşattığı
Samet Ağaoğlu’nun onun için “Rönesans gibi kadın” derken, Cemal Süreya’nın “Cumhuriyet gibi kadın” diye hitap ettiği Nahit hanımı anlatmak istiyorum sizlere.
Nahit Hanım, 1909’da Girit’te doğdu. Özgür, hoşgörülü bir ortamda büyüdü. İlk ve ortaokulu İstanbul’un Kandilli semtinde okudu. Erenköy Kız Lisesi’nde tamamladığı orta öğreniminin ardından İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi.
Kadro sıkıntısı nedeniyle öğretmenlik hayatına felsefe öğretmeni olarak değil, Ankara Kız Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olarak başladı. Öğretmenliğe Edirne Lisesi ve Haydarpaşa Erkek Lisesi’nde devam etti. Çok sayıda öğrenciye edebiyat tutkusu aşıladı. İlk eşi Milli Eğitim Müfettişliği ve Devlet Güzel Sanatlar Müdürlüğü gibi görevlerde bulunmuş eğitimci Halil Vedat Fıratlı idi. İlk evliliğini noktaladıktan sonra ünlü şair Orhan Veli ile uzun yıllar aşk yaşadı, fakat Orhan Veli’nin 1950 yılında genç yaşta ölümü onu yıkmıştı, Nahit hanım adeta hayata küsmüştü, aşka noktayı koymak istemişti ama olmadı Orhan Veli’nin ölümünden 5 yıl sonra 1955 yılında Arif Damar ile evlendi.
Yaşamı boyunca Ahmet Muhip Dıranas, Turgut Uyar, Cemal Süreya, Nurullah Ataç, Küçük İskender gibi edebiyat dünyasından onlarca insanın yakın dostu olmuştu. Dostlarının yaş aralığının genişliği şaşırtıcı gelse de yaşam öyküsüne göz atınca bunun mümkün olabileceği görülecektir.
Nahit Hanım, bu özelliklerinin yanı sıra Atatürk’le üç kez dans etmeyi başarmış, bu yönden döneminin en şanslı kadınlarından biri, belki de birincisidir.
Nahit Hanım'ı yalnızca diploması ve öğretmenliğiyle anlatmak mümkün değil.
Çünkü onun hayatına baktığımızda, Cumhuriyet'in ilk yıllarından XX. yüzyılın sonlarına kadar uzanan koca bir kültür tarihinin içinden geçtiğini görüyoruz.
Düşünü bir yanda genç Cumhuriyet'in Ankara'sı, diğer yanda şiirler, edebiyat sohbetleri, dostluklar, aşklar, mektuplar ve sanatçılar…
Nahit hanım ise bütün bunların arasında yaşayan bir kadındı.
Nahit Gelenbevi'nin adı en çok Orhan Veli Kanık ile yaşadığı aşkla duyuldu.
Şairin 1947-1950 yılları arasında ona gönderdiği mektuplar yıllarca saklandı ve daha sonra “Yalnız Seni Arıyorum” adıyla yayımlandı.
Bu mektuplar, Orhan Veli'nin şiirlerinin arkasındaki insanı; özleyen, kıskanan, maddi sıkıntılar yaşayan ve sevdiği kadından cevap bekleyen tarafını gösteriyor.
Belki de bu yüzden Nahit hanımın hikâyesi biraz hüzünlüdür.
Bir kadın düşünün:
Eğitimci.
Kültürlü.
Kendi ayakları üzerinde duran biri.
Şairlerle, yazarlarla dost.
İnsanları evinde ağırlayan, sohbetlerin merkezinde bulunan bir kadın.
Ama yıllar sonra insanlar onu çoğunlukla “Orhan Veli'nin aşkı” olarak hatırlıyor.
Oysa Nahit hanım'ın hayatı, tek bir aşk hikâyesinden çok daha büyüktü
Nahit Hanımın en dikkat çekici özelliklerinden biri de evini edebiyatçıların buluşma noktalarından birine dönüştürmesiydi. 1930'lardan başlayarak uzun yıllar boyunca sanat ve edebiyat çevresinden pek çok insan onun evinde bir araya geldi. Sabahattin Ali, Orhan Veli, Arif Damar, Gülten Akın ve daha birçok isimle dostlukları oldu.
Bir bakıma onun evi, dönemin küçük ama canlı bir edebiyat mahfiliydi.
Şimdi bunu bugünün diliyle düşünürsek, Nahit hanımın evi adeta dönemin herkesin uğradığı “Kültür evi” gibiydi.
Ortada sosyal medya yok.
WhatsApp yok.
Telefonların cebimizde olmadığı bir dünya var.
İnsanlar birbirlerini görmek için gerçekten kapı çalıyor.
Bir sofranın etrafında oturuyor.
Çay içiyor.
Tartışıyor.
Şiir okuyor.
Aşktan konuşuyor.
Memleket meselelerinden konuşuyor.
Ve belki de yeni bir şiirin ilk hali o masada ortaya çıkıyor.
Nahit hanımın güzelliği biraz da burada.
İnsanları bir araya getiren kadın olması, Cemal Süreya’nın deyimiyle “Cumhuriyet gibi kadın”
Nahit Gelenbevi'nin hayatında Cumhuriyet'in ilk yıllarının özel bir yeri var.
Genç yaşta Ankara'ya gitti ve öğretmenlik yaptı. Ankara'nın yeni yeni başkent olduğu, Cumhuriyet'in kendi kültürünü ve insan tipini oluşturmaya çalıştığı yıllara yakından tanıklık etti.
2002'de 93 yaşında yaşa bağlı hastalıklardan hayatını kaybettiğinde geride yalnızca bir ömür bırakmadı.
Bir dönemin hatırasını bıraktı.
Ve bugün onun adını duyduğumuzda aklımıza yalnızca Orhan Veli'nin aşkı gelmemeli.
Bir öğretmenin sınıfını…
Bir kadının kendi ayakları üzerinde duruşunu…
Bir sofranın etrafında toplanan şairleri…
Eski Ankara'nın gecelerini…
Bir Cumhuriyet kuşağının heyecanını…
Ve yıllarca saklanan mektuplarda hala yaşayan büyük bir aşkı da hatırlamalıyız.
Nahit Gelenbevi'nin hikayesi, aslında biraz da Türkiye'nin kültür ve edebiyat tarihinin insan yüzüdür. Işıklarda uyu güzel insan, seni saygıyla anacağız.
Başka bir yazım da buluşmak üzere hoşçakalın, hoş kalın.
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ























Yorum Yazın