MENU
  • EĞİTİM
  • MEKAN
  • HABER
  • Basın Bülteni
  • SİNEMA
  • Kadın
  • YAZARLAR
  • FOTO GALERİ
  • WEB TV
  • HABER ARŞİVİ
  • YOL TRAFIK DURUMU
  • BİYOGRAFİLER
  • RÖPORTAJLAR
  • Künye
  • Gizlilik Politikası
  • İLETİŞİM
  • Foto Galeri
  • Web TV
  • Yazarlar
Haber Caddesi
DOLAR6.8555
EURO7.7475
GR ALTIN390.45
ÇEYREK640.68
İstanbul
Haber Caddesi
Haber Caddesi
  • MAGAZİN
  • MÜZİK
  • YAŞAM
  • GÜNCEL
  • MODA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SAĞLIK
  • KÜLTÜR & SANAT
  • RÖPORTAJ
  • SPOR
Kapat

“KAYIP AYLA” HİKAYESİ

Ana SayfaYazarlarESRA SONGÜLER
11 Temmuz, 2026, Cumartesi 19:00
  • yazdıryorum yazfont küçültfont büyüt
“KAYIP AYLA” HİKAYESİ

 

Bir çocuk anne ve babasının ayrılmaz parçasıdır. O çocuğun kaybolması yalnızca bir kişinin eksikliği değildir, bir evin ışığının sönmesi, bir annenin gözünden uykunun çekip gitmesi, bir babanın omuzlarına ömür boyu taşıyacağı bir yükün binmesi, kardeşlerin eksik kalan kahkahalarıdır. 

Boş duran bir yatak, dokunulmayan oyuncaklar, kapının her çalınışında yeniden filizlenen umutlar, her telefon sesinde hızlanan kalp atışlarıdır çocuklar asla kaybolmamalıdır.

Bence çocukların adı kayıp haberlerinde değil yalnızca okul yoklamalarında, başarı belgelerinde, oyun parklarında ve doğum günü pastalarının üzerinde geçmelidir; Onların o masum ve güzel isimleri şiirlerde, masallarda ve umut dolu hikayelerde yer almalıdır.

Orta yaş grubunun biraz üstünde olanlar bilirler ya da yaşları daha küçük olanlar bu olayı anne ve babalarından mutlaka duymuştur.  

Bir “Kayıp Ayla “ olayı vardı öylesine içimize yerleşmişti ki bu olay, rahmetli annem, küçükken bakkala gitsem dahi , sıkı sıkı tembih ederdi… “ Aman kızım dikkatli git gel yolda oyalanma “ 

Çocukken bu tembihe bir anlam veremezdim, yıllar sonra artık anladım ki, anneciğimin bu tembihi çok haklıydı… 

Sevgili Habercaddesi okurlarım, bu olayı sizlere yazmak için sıkı bir araştırma yaptım, uzun saatler harcadım, araştırdıkça ve gerçeklere ulaşınca gözlerim buğulandı, zaman zaman o anne ve babanın yerine kendimi koyunca gözyaşlarıma engel olamadım. 

Ayla'nın ailesinin yaşadığı bekleyişi tarif edebilmek mümkün değil. Beklemek günlerce, aylarca, yıllarca, on yıllarca beklemek, yaşamadım, kimsenin de yaşamasını istemem ama inanıyorum ki, insanın yaşayabileceği en ağır duygu olsa gerek.

Ne sevinebiliyorsun ne de yas tutabiliyorsun çünkü umut, insanı ayakta tutarken aynı zamanda her geçen gün biraz daha yoruyor. "Belki bugün..." diye başlayan cümleler, gecenin sonunda yine sessizliğe karışıyor.

Evladını kaybeden bir annenin acısını az çok tahmin edebilirim de evladının yaşayıp yaşamadığını bilmeden beklemesi kadar ağır kaç acı vardır?

Her şey 9 Ekim 1961 de İstanbul’da başladı. Bugün yaşıyorsa 71 yaşında olması gereken 1955 doğumlu Ayla Özakar adındaki bir kız çocuğu o gün öğleden sonra saat 16.00 sularında, Bahçelievler’deki evinin hemen iki sokak ilerisindeki bakkala yalnız başına bisküvi almak için gitti ve bir daha dönmedi. 

Küçük Ayla eve dönmeyince meraklanan annesi yollara düştü, kızını önce gittiği bakkala sordu, hayır çocuk bakkala hiç gelmemişti, çılgına döndü, tüm mahalleli sokaklara dağılıp her taraf aradılar, Ayla sanki buhar olmuştu hiçbir yerde yoktu… 

Bir anne ve babanın bu durumdaki endişesini hayal edebiliyor musunuz?

Herkes birşey söylüyordu , genel görüş Ayla’yı “Çingenelerin” kaçırdığı yönündeydi. Polis, şehrin dört bir yanında Ayla’yı arıyordu. Küçük kızın babası Selahattin Özakar, çocuğunu bulabilmek için polisten de fazla bir çaba gösterdi. 

Gazetelere ilanlar verdi, kızının nerede olduğunu bildirecek olanlara o günlerde bir servete eşdeğer 20 bin lira ödül vaad etti, bastırdığı binlerce el ilânını İstanbul’un dört bir yanında bizzat kendisi dağıttı bir babanın acısı her şeyin üstündeydi, evladıydı. Çeribaşıları ikna edip o günlerin İstanbul’unda bolca rastlanan göçebe çingene çadırlarında Ayla’yı günlerce aradı. 

İyi niyetli ihbarların yanı sıra kötü niyetli girişimler de vardı ardı arkası kesilmeyen ihbarların hepsi asılsız çıkıyordu. Ailenin felâketini kendilerine eğlence vasıtası yapan bazı vicdansızlar Selahattin Özakar’a telefon ediyor, ahizeyi kız çocukların ellerine vererek “Babacığım ben Ayla. Seni çok özledim” dedirtiyor ve kahkahayı basarak akılları sıra zavallı adamcağınızın duygularıyla alay ediyorlardı.

Paranın yüzü sıcaktı, Yozgat’tan 36 saatlik yolculukla getirilen Ayla’nın benzeri Şükran Kadeş, Ayla’nın babasına “Ben kızın Ayla’yım babacığım “ diyordu. Polis tarafından sorgu altına alındığında para ödülünü almak için komşularının bu yalanı uydurduğu ortaya çıkmıştı.

Bu buluşmaların her biri baba Özakar için yeni bir yıkımdı. Büyük umutlarla başlayan görüşmeler, hüsranla sonuçlanıyordu her seferinde biraz daha umutlarını yitiriyordu acılı aile.

Gazetelerin birinci sayfaları “Ayla” haberleriyle doluydu.

Siyaset de duyarsız kalmadı, zamanın İçişleri Bakanı Ahmet Topaloğlu, acılı babayla buluştu. Bakan özel bir ekip kurulacağı sözünü verdi “Acınız bir baba olarak benim de acımdır” dedi.

Gerçekten de hem polis hem tüm Türkiye Ayla’yı bulabilmek için çok çabaladı gelen tüm ihbarlar eksiksiz dikkate alındı.

Bu yoğun çabanın gerisinde insani hislerin yanısıra, Ayla’nın babasının kızını bulana vermeyi vaad ettiği 20 bin liralık ödülün de mutlaka tesiri vardı. Ayla’nın kaçırılmasından birkaç gün sonra, küçük kızı arayanların arasına bir başka grup dahil oldu:

Falcılar ve Medyumlar...

Küçük kızın annesi, Ayla’nın bulunmasını sadece polise ve ödülün peşine düşenlere bırakmak istememiş, olayın daha ilk haftasında falcılara gitmeye başlamış ve bu gidişler gazetelerde haber olmuştu.

Bu haberler ne kadar falcı ve Medyum varsa hemen hepsinin işin içine girmesine ve kehanetlerde bulunmasına yol açtı.

Derken olay Türkiye sınırlarını da aştı İngiliz basınının radarına girdi. Daily Mirror’un Türkiye muhabiri babayla röportajlar yaptı, olay dünya basınına yansıyınca bu kez de yabancı medyumlar işe karıştı. İngiliz Medyum Hary Edwards, Ayla’nın bulunabileceği adresleri liste halinde İstanbul’a gönderdi. Bu adreslere operasyonlar düzenlendi ama hiçbir bilgiye ulaşılamadı.

Olayın üzerinden bir sene geçmesinden sonra, rant peşinde koşanlar Ayla’nın kaçırılmasını Yeşilçam’a taşımışlardı, Ayla’nın olayı film olmuş ama filmi çekenler küçük kızın acılı ailesinden izin almaya gerek görmemişlerdi “Kayıp Kız Ayla” isimli filmin senaryosunu Afif Yesari yazmış, Hüseyin Kâşif yönetmişti.

Başrollerde Muhterem Nur, Turgut Özatay, Nedret Güvenç ve Atıf Kaptan vardı. Ayla filmde bir çete tarafından kaçırılıyor, Turgut Özatay çetenin reisini, Muhterem Nur reisin sevgilisini, Nedret Güvenç de kaçırılan çocuğun annesini oynuyordu.

Zavallı adamcağız Selahattin Özakar’ın acısı bir kat daha artmıştı, bu defa hukuki bir mücadeleye girişti, filmi yasaklattı, bütün kopyaları da toplattı.

Ve ben bu yazıyı yazarken kafamda tek bir soru belirdi, “Ayla acaba hala yaşıyor mu? “

Küçük kızı evinin hemen iki sokak ötesindeki bakkalın önünden kaçıranlar ona ne yaptılar? 

Bir sapığın elinde can verdi de minik cesedi bugüne kadar bir türlü bulunamayan bir yere mi gizlendi yoksa ismi, geçmişi unutturulup, çocuk sahibi olamayan zengin bir çift tarafından kaçırtılıp öz evlat gibi büyütülmüşmüdür bilemiyorum ama temennim hala yaşaması yönünde …  

Belkide hayat hikayesini anlatan bu yazımı Ayla’da okur. Nerede, kiminle, hangi isimle yaşıyorsa yüreğinin bir köşesinde belki bir üzüntü duyacaktır, olayı bilen varsa belki de ortaya çıkacaktır… 

Bilmiyorum, bilemiyorum… sadece İnşallah demekle yetiniyorum. 

Dilerim ki hiçbir anne, evladının yolunu gözlemek zorunda kalmasın.

Hiçbir baba çaresizlik içinde kapıya bakmasın.

Hiçbir kardeş, boş bir odada tek başına oynamasın. 

Ve hiçbir çocuğun adı, kayıp ilanlarına yazılmasın, umutla yazılmış güzel yarınların içinde anılsın.

Çünkü çocuklar, bu dünyanın en masum emanetidir.

Onları koruyabildiğimiz kadar insanız.

Bunu günlükte bu kadar, Allah hiçbir anne babaya Ayla acısını yaşatmasın dileğimle 

Hoşçakalın, Hoş kalın.

ESRA SONGÜLER 

HABER CADDESİ EDİTÖRÜ

Yorum Yazın

ESRA SONGÜLER

    iletişime geç

    ESRA SONGÜLER

    Bizi Takip Edin
    Facebook
    Twitter
    Instagram
    Youtube
    Köşe Yazarları
    ESRA SONGÜLER
    ESRA SONGÜLER “KAYIP AYLA” HİKAYESİ
    MUSTAFA ÇOLAKOĞLU
    MUSTAFA ÇOLAKOĞLU İSTANBUL, DENİZ VE MARTILAR
    SOSYAL PEDAGOG, BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI HANIM DEMİRBAŞ
    SOSYAL PEDAGOG, BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI HANIM DEMİRBAŞ YANLIŞ İNSANI SEVMEK NEDEN BU KADAR ACITIR?
    ŞEHNAZ DİLAN
    ŞEHNAZ DİLAN SULTANIN GÜZELLİĞİ YÜZÜNDE DEĞİL, BIRAKTIĞI İZDE SAKLIDIR
    SABİHA ÜNAL
    SABİHA ÜNAL YAPAY ZEKA:DOST MU, RAKİP Mİ?
    Fatoş ACAR
    Fatoş ACAR MARKALAR
    SEÇİL ESKİOĞLU
    SEÇİL ESKİOĞLU SOSYAL MEDYADA MUTLU GÖRÜNENLER GERÇEK HAYATTA NE YAŞIYOR?!..
    CELAL KODAMANOĞLU
    CELAL KODAMANOĞLU KİNG CAMP GİLLETTE
    HABİB BABAR
    HABİB BABAR BİR EVLADIN SESSİZ ÇIĞLIĞI
    BURHAN AKDAĞ
    BURHAN AKDAĞ KADİR ABİM... ŞİMDİ YILMAZ ULUSOY'A VE ABLASINA KAVUŞTUN
    MEHMET ALİ BABAR
    MEHMET ALİ BABAR İFTİRA DEĞİL DUA ZAMANI
    LEYLA SOMER
    LEYLA SOMER HAYVANLARA KALKAN ELLER KIRILSIN
    AV.ONUR YAĞIŞAN
    AV.ONUR YAĞIŞAN MİLLET SAVAŞSIZ NASIL ÇÖKER ?
    ZAFER DİNÇER
    ZAFER DİNÇER VEFA SADECE BİR SEMT ADIYMIŞ
    FUNDA AKOSMAN
    FUNDA AKOSMAN YENİ YIL
    MERAL KONRAT
    MERAL KONRAT KİME GÖRE DÜŞMAN!
    Haber Caddesi
    KünyeGizlilik PolitikasıRSSSitemapSitene EkleArşivİletişim
    SOSYAL MEDYA BAĞLANTILARI
    FACEBOOKTWITTERINSTAGRAMLINKEDINYOUTUBE

    Haber Caddesi 2021 | Yazılım: Onemsoft

    Haber GönderFirma Ekleİlan Ekle