Pekmez !…. Çok severim hele ki Tahin ile karışınca kış aylarının vazgeçilmezi diyebilirim… Eminim hepiniz seversiniz Pekmezi.
Tarih kitapları savaşları anlatmayı sever. Büyük liderleri, devrimleri, zaferleri ve yenilgileri uzun uzun yazar. Oysa bazen tarihin en ağır sayfaları ne bir savaşın ne de bir depremin eseridir. Bazen bir şehrin kaderini değiştiren şey, insanların her gün önünden kayıtsızca geçtiği sıradan bir depodur.
Tarih en acı ironilerini en masum görünen şeylerin içine saklar.
Takvim yaprakları 15 Ocak 1919'u gösterirken, Amerika Birleşik Devletleri'nin Massachusetts eyaletinin başkenti olan Boston'da belki kırk yıl düşünsek aklımıza gelmeyecek bir olay yaşandı.
Tarihe “Boston Pekmez Felaketi" olarak geçen olayda işte tam da böyledir. İlk bakışta kulağa tuhaf geliyor. Pekmez mi felaket yaratır? Tatlı bir yiyecek nasıl ölümün sembolüne dönüşebilir? Diye düşünebiliriz.
Tarihi biraz geriye saralım 1910’lu yıllara gidelim. Porto Riko, Küba ve Batı Hint Adaları’ndan Boston Limanı’na milyonlarca galon pekmez servis ediliyordu. Bu görevin yükümlülüğü Industrial Alcohol Company adını taşıyan kuruluştaydı. Birinci Dünya Savaşı, dinamit ve diğer teçhizatların yapımında kullanılan pekmez talebini arttırmıştı. Industrial Alcohol Company’nin yapışkan maddeleri işlemek için fabrikalara götürmeden önce saklamak için bir depolama alanına ihtiyacları vardı. 15 metre yüksekliğinde ve 27 metre çapında çelik bir tank inşa ettiler. İtalyan göçmenlerin çoğunlukla yaşadığı mahallelerden biri olan Boston’a tankı yerleştirdiler.
Bu devasa tankın inşaası aceleye getirildi ve kötü inşa edildi. Sızıntılar mevcuttu, bu yüzden sürekli olarak yeniden dolduruluyordu. Öyle ki bir denetçi, damlamaları kamufle etmek için kenarlarını kahverengiye boyamıştı. Hatta bölgenin çocukları gizlice tanka yaklaşıyor ve sızan pekmezleri kovalara dolduruyorlardı. Tankın patlama ihtimali vardı ama görmezden gelinmişti.
Bakım görevlisi Isaac Gonzalez, tankın patlamasından duyduğu endişeyi önceden dile getirmişti ama umursayan olmadı. 5 Ocak 1919’da Gonzalez’in korktuğu başına geldi birkaç gün önce büyük bir pekmez sevkiyatı gelmişti ve tankın yarısından fazlası doluydu. Son pekmez takviyesi nakil sırasında oldukça ısınmıştı ve bu halde tankın üstüne eklenmişti. Fermantasyon sürecinin de hızlanması ile tank öğle saatlerinde aniden patladı.
Industrial Alcohol Company'ye ait , 15 metre yüksekliğinde ve 27 metre çapındaki devasa çelik tank, sıcaktan mayalanan devasa pekmez kütlesinin yarattığı basınca dayanamadı. Öğle saatlerinde koca tank bir anda infilak ettiğinde, ortaya yüzlerce metre yüksekliğinde, kahverengi, yapış yapış iğrenç bir tsunami çıktı.
Tüm mahalleyi ele geçiren pekmez seli, yoluna çıkan her şeyi silindir gibi ezgi geçti. Tank patladığında onu bir arada tutan metal perçinler parçalandı ve şarapnel gibi havada uçtu. Patlamanın gücüyle binalar yıkıldı, bir kamyonu caddenin karşısına sürükleyecek kadar şiddetliydi ve bir tren vagonunu rayların dışına itti.
Tank patlamıştı ama pekmezin tamamının akması imkansızdı. Pekmez, adeta bir tsunami etkisi yaratmıştı. Yere dökülmesiyle birlikte hızla birkaç kişiyi içine alan pekmez dalgası hızla soğumaya, kalınlaşmaya ve ağdalaşmaya başladı. Bu da liman bölgesinde bir katman oluşmasına sebep oldu. Bir sürü at, hayvan ve insan bu kalın ve yapışkan madde sebebiyle hayatını kaybetti. Toplamda 21 kişinin ve sayısı belirlenemeyen hayvanın canına mal olan bu faciada, bataklık haline dönen kalın koyu sıvı katmanı pekmezi temizlemek bir hayli zaman aldı. Pekmezin içine aldığı kişileri bulmak da oldukça zordu. Çünkü o gün öğleden sonra hava iyiden iyiye soğumuş üstüne üstlük birde yağmur yağmıştı ve her yer sertleşmiş bir şeker blogu haline gelmişti. İşçiler bunları temizlemek ve cesetleri bulmak için testere, kazma ve keski kullanmak zorunda kalmışlardı.
En iyi ihtimalle bir ceset 11 gün sonra bulunmuştu ve diğerlerinin bulunması 4 aydan fazla sürmüştü. Pekmezi parçalamak için işçiler tuzlu suyu kullandılar ve sokaklarda püskürtmeye başladılar. Bunu fark etmelerinden sonra temizlik çabaları biraz daha hızlandı. Pekmezin çoğu denize döküldü ancak sokaklara tuz ve kum dökülmeye devam ediliyordu. Çünkü bina yüzeyleri dahil her yer yıllarca yapışkan kaldı. Öyle ki Baston sokaklarında hala tatlı pekmez kokusunun alınabildiği söylentiler arasındaydı.
Ancak en derin izler, geride kalanların hafızalarına kazındı. Halk, felaketin üzerinden on yıllar geçse bile yaz aylarının kavurucu sıcaklarında sokaklardan hala hafif bir pekmez kokusu yükseldiğini iddia ettiler. Bu koku, bir dönemin sanayi hırsının, denetimsizliğin ve ihmalin adeta görünmez bir anıtıydı. 21 canın hayatını kaybettiği bu trajedi, her zaman hüzünle ve şaşkınlıkla anılan bir "akıl almaz felaket" olarak tarihe geçti.
Boston'un sokalarında akan pekmez çoktan temizlendi.
Yıkılan evler yeniden yapıldı.
Hayat devam etti ama tarihin hafızasında hâlâ şu sessiz cümle yankılanıyor:
“İnsanlar bazen doğanın değil, kendi ihmallerinin kurbanı olur.”
Haftaya başka bir konuda buluşmak üzere hoşça kalın ama hep dostça kalın.
CELAL KODAMANOĞLU
GENEL YAYIN KOORDİNATÖRÜ
























Yorum Yazın