Selam, insanın karşısındaki insana verdiği değerin en sade, en güzel ifadelerinden biridir. Bir kelimeden ibaret gibi görünür ama içinde saygı vardır, sevgi vardır, iyi dilek vardır. “Günaydın”, “Merhaba”, “Selamünaleyküm” ya da sadece başıyla selam vermek… Şekli ne olursa olsun selamlaşmak, insanlar arasındaki görünmez bağları güçlendiren önemli bir kültürdür.
Selam almak ve selam vermek, bizim toplumumuzda eskiden beri önemli bir yere sahip olmuştur. Büyüklerimizden öğrendiğimiz ilk güzel davranışlardan biri, karşılaştığımız insanlara selam vermekti. Sokağa çıktığımızda komşuya, bakkala, kahvehanenin önünde oturan mahalleliye, yolda karşılaştığımız tanıdıklara selam verirdik. Bazen sadece başımızı hafifçe eğerek, bazen gülümseyerek, bazen de “Selamünaleyküm” diyerek birbirimizi hatırladığımızı ve önemsediğimizi gösterirdik.
Çünkü selam, yalnızca bir sözcük değildir.
Selam, “Seni gördüm” demektir.
“Sen benim için değerlisin” demektir.
“Aramızda bir bağ var” demektir.
Hatta bazen hiçbir şey söylemeden “İyi ol, günün güzel geçsin” dileğinde bulunmaktır.
Eskiden sabahları işe veya okula giderken mahalle daha farklı yaşanırdı. İnsanlar birbirlerini tanırdı. Evden çıkan kişi, sokağın başındaki esnafa selam verir, fırının önünden geçerken “Günaydın” der, bakkalla iki çift laf ederdi. İş yerine giderken karşılaştığı komşusuna hal hatır sorardı. Bu küçük karşılaşmalar, aslında toplumun büyük dayanışma duygusunu oluştururdu.
Bir mahallede herkes birbirini tanımak zorunda değildi belki ama birbirine selam vermeyi bilirdi.
Bugün ise hayatımız hızlandı. Sabah evden çıkıyoruz, elimizde telefon, aklımızda yetişmemiz gereken işler… Sokakta yanımızdan geçen insanların yüzlerine bile bakmadan yürüyebiliyoruz. Aynı apartmanda oturduğumuz insanla asansörde karşılaşıyor, bazen birbirimize “Günaydın” demeden birkaç katı sessizce çıkıyoruz. Aynı iş yerinde çalışan insanların bile zaman zaman birbirlerine yabancılaştığını görüyoruz.
Oysa bir selam, bu mesafeyi bir anda ortadan kaldırabilir.
Bir esnafın dükkânını açarken karşısındaki komşusuna “Hayırlı işler” demesi, sadece bir temenni değildir. O esnafla mahalle arasında kurulan bağın ifadesidir. Sabah işe giderken yolumuz üzerindeki fırıncıya “Günaydın” demek, manavın önünden geçerken selam vermek, yıllardır tanıdığımız apartman görevlisine hal hatır sormak, günlük hayatın küçük ama değerli güzellikleridir.
Türk toplumunun kültüründe selamlaşmanın ayrı bir yeri vardır. Büyüklerin küçüklere, küçüklerin büyüklere gösterdiği saygının yanında; komşuluk ilişkilerinin, esnaf-müşteri ilişkisinin ve mahalle kültürünün de önemli parçalarından biridir. Selamın olduğu yerde tanışıklık, tanışıklığın olduğu yerde güven oluşur.
Belki de bu yüzden geçmişte mahalleler daha sıcak gelirdi insana.
Bir evin kapısı çalındığında içeriden “Kim o?” diye seslenilir, dışarıdan gelen “Benim” derdi. Kimin kim olduğunu bilirdik. Sokaktan geçen insanın kim olduğunu merak ederdik. Çocuklar birlikte oynar, büyükler kapı önlerinde sohbet ederdi. Selamlaşmak, o sosyal hayatın doğal bir parçasıydı.
Bugün teknolojinin getirdiği iletişim imkânları arttı ama yüz yüze iletişimimiz azaldı. Telefonlarımızda yüzlerce kişi kayıtlı, sosyal medya hesaplarımızda binlerce insanla bağlantımız var. Buna rağmen yanımızdaki insanla konuşmaya, ona selam vermeye zaman bulamadığımız oluyor.
Bazen hiç tanımadığınız bir insanın verdiği selam bile insanın içini ısıtır.
Bu nedenle çocuklarımıza da selamlaşmanın önemini öğretmeliyiz. “Büyüğünü gördüğünde selam ver”, “Bir yere girdiğinde insanlara merhaba de”, “Sana verilen selamı karşılıksız bırakma” demek, aslında onlara bir kültürü aktarmaktır. Çünkü kültür yalnızca kitaplarda, müzelerde veya tarihi eserlerde yaşamaz. Kültür, günlük hayatın içinde, davranışlarımızda ve birbirimize karşı gösterdiğimiz saygıda yaşar.
Selamlaşmak da işte böyle bir kültürdür.
Belki bugün kaybettiğimiz bazı güzel alışkanlıkları yeniden hatırlamanın zamanı gelmiştir. Sabah evden çıktığımızda komşumuza, sokaktaki esnafa, iş arkadaşımıza, karşılaştığımız tanıdığımıza bir selam verelim.
Bırakalım sokaklarımız yeniden “Günaydın” sesleriyle, “Hayırlı işler” dilekleriyle, “Nasılsın?” sorularıyla biraz daha şenlensin.
Her zaman söylediğim gibi sağlığınıza dikkat edin. Hoşça kalın.
MUSTAFA ÇOLAKOĞLU
GAZETECİ - YAZAR
























Yorum Yazın