Kötülüğü anlamadan onu sınırlamak mümkün değildir.
Ama anlamak, mazur görmek değildir.
İnsan beyni yalnızca empati için evrimleşmedi. Hayatta kalmak için evrimleşti. Hayatta kalma ise iki yönlü bir kapasite gerektiriyordu: işbirliği ve rekabet. Bu nedenle beynin daha eski sistemleri ödül, tehdit ve hakimiyet davranışlarını düzenlerken, daha geç gelişen prefrontal sistemler empatiyi, dürtü kontrolünü ve ahlaki muhakemeyi üstlendi.
Bu çift yapı insan doğasının temelidir.
Kötülük, bu iki sistem arasındaki dengenin bozulmasıyla ortaya çıkar.
Güç İhtiyacı: İç Güvensizlikten Dış Hakimiyete
Kontrol hissi, psikolojik kaygıyı azaltır. Erken yaşamında kaos, ihmal, aşağılanma ya da güvensizlik deneyimlemiş bireylerde kontrol ihtiyacı daha yüksektir. Bu noktada güç yalnızca statü değildir, iç düzenleyici bir araçtır.
Sebep: İçsel güvensizlik ve kırılgan kimlik.
Sonuç: Dış dünyada hakimiyet arayışı.
Kimlik içsel değer üzerine değil, dış etki alanı üzerine kurulduğunda kişi kendini şu soruyla tanımlar: “Kaç kişiyi etkiliyorum?” Güç kaybı bu yapı için yalnızca konum kaybı değil, benlik kaybıdır. Bu da güce tutunmayı yoğunlaştırır.
Nörobiyolojik düzeyde ise hakimiyet ve statü artışı ödül devrelerini aktive edebilir. Bu, davranışı pekiştirir. Güç deneyimi tekrarlandıkça, güç arayışı davranışsal alışkanlığa dönüşebilir.
Sebep: Güç deneyiminin ödüllendirici olması.
Sonuç: Gücün kimliğe entegre olması.
Empati Erozyonu: İnsanlıktan Araçsallaştırmaya
Empati iki bileşenlidir: bilişsel (anlamak) ve duygusal (hissetmek). Duygusal empati zayıf olduğunda kişi başkasının acısını kavrar ama içsel olarak yaşamaz. Bu durum zararın psikolojik maliyetini düşürür.
Sebep: Duygusal empati eksikliği.
Sonuç: Zararın içsel engel üretmemesi.
Bu süreç nesneleştirmeyle pekişir. Karşıdaki kişi özne olmaktan çıkar, araç haline gelir. Sosyal nörobilim araştırmaları, insan dışı kategorize edilen gruplara karşı empatik ağların daha düşük aktive olabileceğini göstermektedir. İnsanlıktan çıkarma, zarar verme eşiğini düşürür.
Sebep: Nesneleştirme.
Sonuç: Vicdanın etkisinin azalması.
Kötülüğün Pekişme Döngüsü
Kötülük çoğu zaman bir sıçrama değil, bir öğrenme sürecidir.
Küçük ihlal olur.
Sonuç doğmaz.
Zihin rasyonalizasyon üretir.
Davranış tekrar eder.
Duyarsızlaşma gelişir.
Cezasızlık algısı risk hesabını değiştirir. Beyin “bedel yok” mesajını alır. Bedel yoksa eşik yükselir.
Sebep: Cezasızlık ve sonuçsuzluk.
Sonuç: İhlalin büyümesi.
Bu süreçte ahlaki kopuş devreye girer. Zarar yeniden adlandırılır, sorumluluk dağıtılır, mağdur suçlanır. Bu mekanizma vicdanı devre dışı bırakmaz; vicdan ile eylem arasındaki sürtünmeyi azaltır.
Sebep: Ahlaki yeniden çerçeveleme.
Sonuç: Davranışın içsel meşrulaştırılması.
Sistematik Kötülük Nasıl Oluşur?
Düşük duygusal empati, yüksek güç ve zayıf denetim birleştiğinde zarar bireysel olmaktan çıkar, yapısal hale gelir. Bağımlılık mekanizmaları, izolasyon, şantaj ve ekonomik ya da kimyasal kontrol yöntemleri kullanılarak irade daraltılır.
Sebep: Güç yoğunlaşması + denetimsizlik.
Sonuç: Kötülüğün ağ formuna dönüşmesi.
Bu noktada kötülük dürtü değil, yapı olur.
Toplumsal Düzeyde Pekişme
Eğer güçlü olan zarar verir ve sonuç yaşamazsa, toplum kolektif olarak şu mesajı alır: güç korunur.
Sebep: Tutarsız yaptırım ve şeffaflık eksikliği.
Sonuç: Güven erozyonu .
Güven azaldıkça korku artar. Korku arttıkça sessizlik yayılır. Sessizlik arttıkça yapısal zarar büyür. Böylece kötülük yalnızca bireysel bir sapma değil, sistem boşluğunda büyüyen bir olgu haline gelir.
Peki Ne Yapılmalı?
Mikro Düzeyde
Empati eğitimi, güvenli bağlanma ve ahlaki muhakeme gelişimi erken dönemde güçlendirilmelidir. Prefrontal denetim kapasitesi eğitim ve sosyal modelleme ile gelişir. Güç sahibi bireylerde düzenli geri bildirim ve hesap verebilirlik mekanizmaları psikolojik yalıtımı azaltır.
Sebep: Güç yalıtır.
Müdahale: Şeffaflık ve geri bildirim.
Bağımlılık mekanizmaları erken fark edilip müdahale edilmezse kontrol aracına dönüşebilir. Bu nedenle psikososyal destek ve erken uyarı sistemleri önemlidir.
Makro Düzeyde
Güç yoğunlaşmasını sınırlayan yapılar, bağımsız denetim mekanizmaları ve tutarlı yaptırımlar, cezasızlık algısını kırar. Şeffaflık arttıkça risk algısı yeniden dengelenir.
Sebep: Denetimsizlik.
Müdahale: Hesap verebilirlik.
Toplumun güce hayranlık kültürünü sorgulaması da pedagojik bir meseledir. Gücü değil sorumluluğu yücelten kültürler, üst sistemlerin — empati ve ahlaki muhakemenin — aktif kalmasını sağlar.
Kötülük insan doğasında potansiyel olarak vardır.
Ama empati de vardır.
Sınır koyma kapasitesi de vardır.
Nöroplastisite bize şunu gösterir: Beyin öğrenir.
Davranış kalıpları değiştirilebilir.
Empati artırılabilir.
Denetim sistemleri kurulabilir.
bep–sonuç zincirini görmek karanlığı büyütmez, müdahale noktasını görünür kılar.
İnsan hem rekabetçi hem işbirlikçidir.
Ama toplumlar hangi kapasiteyi ödüllendirirse o güçlenir.
Kötülük kendiliğinden büyümez.
Pekiştirilir.
Aynı şekilde iyilik de kendiliğinden büyümez.
O da öğretilir, modellenir ve korunur.
Sonuç olarak mesele şu değildir:
“Kötülük neden var?”
Mesele şudur:
Hangi koşullar altında güç empatiyi bastırır,
ve hangi koşullar altında empati gücü sınırlar?
Toplum bu ikinci koşulları bilinçli olarak inşa ederse,
insan yalnızca kötülük kapasitesiyle değil,
iyilik tercihiyle de tanımlanır…
HANIM DEMİRBAŞ
SOSYAL PEDAGOG,
BİREYSEL ÇİFT VE AİLE DANIŞMANI






















Yorum Yazın