Çocukluğumuzdan beri hep duymuşuzdur “Bermuda Şeytan Üçgeni”
Bugünkü yazımda bu gizemli dünyayı araştırmak istedim, Neydi bu “Bermuda Şeytan Üçgeni” bazen düşünmeden edemiyor insan, Bermuda’yı biliyoruz, evet Atlas Okyanusunda takım adalar.
Niye Melek değilde, Şeytan?
Neden, dörtgen, beşgen, altıgen değilde, üçgen ?
İşte burası, Porto Riko, Miami ve Bermuda arasında uzanan görünmez bir üçgen.
Adı bile ürkütücü: Şeytan Üçgeni. Bu bölgede kaybolan uçaklar, radarlardan silinen gemiler ve açıklanamayan kazalar, 20. yüzyılın ortalarından bu yana tüm dünyada hem bilim insanlarını hem de komplo teorisyenlerini harekete geçirdi. Kimilerine göre uzaylılar iş başında, kimilerine göreyse bu alan, zaman ve mekânın sınırlarını aşan boyutlar arası bir geçit.
Tarih boyunca Bermuda Üçgeni hakkında yazılan onlarca kitap, çekilen filmler ve ortaya atılan fantastik teoriler, bu bölgeyi adeta bir efsane haline getirdi. Gerçekle kurgu arasındaki çizgi silikleşti ama yaşanan trajediler çok gerçekti.
Yani Bermuda Şeytan Üçgeni'nde yaşanan kaybolmalar, dünya üzerindeki diğer bölgelerden farklı bir istatistik ortaya koymuyor, resmi kayıtlara geçmiş çok sayıda olay mevcuttur.
Özellikle 1945’te gerçekleşen Flight 19 vakası, Bermuda Üçgeni’ni küresel bir gizem haline getirdi. Beş Amerikan torpido bombardıman uçağı, Florida’dan eğitim uçuşuna çıktıktan sonra bölge üzerinde kayboldu. Onları aramak için gönderilen bir kurtarma uçağı da aynı kaderi paylaştı. 27 asker, hiçbir iz bırakmadan yok oldu. Bu olay, Bermuda Üçgeni efsanesinin temellerini sağlamlaştırdı.
1950’li ve 60’lı yıllarda gazeteciler ve yazarlar, bu tür olayları derlemeye başladı. Zamanla teoriler çığ gibi büyüdü. UFO’lardan deniz altındaki Atlantis şehrine, hatta zaman kırılmalarına kadar uzanan iddialar havada uçuşuyordu. Ama bir sorun vardı: Bilim insanları tüm bu açıklamaları yeterince tatmin edici bulmuyordu.
Gerçekten de Bermuda Şeytan Üçgeni, sıradan bir okyanus parçası mıydı? Yoksa bu bölgede gerçekten açıklanamayan bir doğaüstü güç mü iş başındaydı?
İnsan bazen algılamakta zorlanıyordu, nasıl olurda bir uçak iz bırakmadan kaybolur, bir gemi ise denizde sessizce yutulur. Ya da ne bileyim bir yardım çağrısı ne de bir enkaz sadece sonsuz bir boşluk ve cevapsız onlarca soru...
Atlas Okyanusu’nun kalbinde, insan aklını zorlayan bu tür olaylar, yıllardır aynı bölgeye işaret ediyor: Bermuda Şeytan Üçgeni. Bir bilim insanı ise bu gizemlerin ardındaki doğaüstü olmayan gerçeği gün yüzüne çıkardığını iddia ediyordu.
Zamanı biraz geriye sarabilirsek 1918’de ortadan kaybolan USS Cyclops gemisi, bu gizemin merkezinde yer alıyordu. 165 metrelik devasa bir Amerikan savaş destek gemisi olan Cyclops, Brezilya’nın Salvador kentinden ayrılıp Baltimore limanına giderken, Bermuda Üçgeni’nin içinden geçtiği sırada hiçbir iz bırakmadan yok olmuştu..
Ne bir sinyal vardı ne de enkaz parçaları... 300’den fazla kişilik mürettebatla birlikte sulara gömüldü. O günden bu yana, benzer olaylar tekrarlandı; bazıları uçak, bazıları başka gemilerdi ancak ortak nokta hep aynıydı: sessizlik ve büyük bir belirsizlik.
Zamanla Bermuda Şeytan Üçgeni’ne dair halk arasında dolaşan hikâyeler birer mit haline geldi denizde aniden beliren puslar, yön bulamayan manyetik pusulalar, iletişimi kesilen pilotlar... Her kaybolan araçla birlikte, bölgeye dair spekülasyonlar biraz daha büyüdü.
Ancak bilim insanları, bu gibi iddiaların doğruluğunu kanıtlayacak hiçbir somut veri olmadığını söylüyordu,
Avustralyalı bilim insanı Karl Kruszelnicki, Bermuda Şeytan Üçgeni'ndeki kaybolmaların nedeninin oldukça basit olduğunu belirtiyordu: İnsan hatası ve kötü hava koşulları.
Kruszelnicki, bölgenin Ekvator'a yakınlığı ve dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan Amerika'ya olan yakınlığı sebebiyle yoğun bir trafik alanı olduğunu vurguluyor ona göre kaybolma oranları bu bölgedeki yoğunlukla paralel bir şekilde artıyordu.
İşte bu sorulara yanıt arayanlardan biri de İngiltere’de Southampton Üniversitesi’nde görevli saygın okyanus bilimci Dr. Simon Boxall. Yıllarını okyanus dinamiklerini incelemeye adayan Dr. Boxall, Bermuda Üçgeni’ndeki gizemli kayıpların, uzaylılarla ya da başka boyutlarla değil; bilimsel olarak açıklanabilir bir doğa olayıyla ilişkili olduğunu savunuyor: buna “Haydut dalgalar” diyordu.
Bu dalgalar, diğer adıyla ‘Aşırı Fırtına Dalgalar’ çevredeki deniz dalgalarının iki hatta üç katı yüksekliğe ulaşabilen, dik, ani ve ölümcül su duvarları. Kimi zaman 30 metreyi aşabilen bu dev dalgalar, herhangi bir uyarı vermeden bir geminin üzerine çökebilir ve batmasına neden olabilirdi.
Dr. Boxall, özellikle USS Cyclops olayına odaklanarak, geminin düz ve geniş tabanlı yapısının bu tür bir dalgaya karşı son derece savunmasız olduğunu ifade ediyor. Ekip arkadaşlarıyla birlikte yaptığı simülasyonlar, bu tür bir dalga geldiğinde geminin ortasının boşlukta kalabileceğini ve ikiye ayrılabileceğini ortaya koyuyordu.
Dr. Boxall, Cyclops’un hiçbir sinyal göndermeden yok olmasını da bu şekilde açıklıyordu :
“Bu kadar büyük bir gemi bile, doğru açıda gelen bir haydut dalgayla iki dakika içinde batabilir”
“Eğer yardım çağrısı yapacak zaman bile kalmadıysa, bu olay haydut dalgaların ürünü.”
Channel 5 belgeselinde bu verileri kamuoyuyla paylaşan Dr. Boxall, Bermuda Üçgeni’nin, kuzey ve güneyden gelen hava sistemlerinin çarpıştığı dolayısıyla bu tür dalgaların sıkça oluşabildiği özel bir bölge olduğunu belirtiyor.
Haydut dalgalar, bilim dünyasında uzun yıllar boyunca bir efsane olarak kabul edildi ancak son yıllarda gelişen uydu teknolojileri ve okyanus sensörleri sayesinde bu fenomen artık belgelenebiliyor. Bu devasa dalgalar, çoğu zaman birbirinden bağımsız farklı dalga sistemlerinin aynı noktada buluşmasıyla meydana geliyor.
Normal deniz dalgaları 3-4 metre civarında seyrederken, haydut dalgalar bunun 2-3 katına çıkıyor. Üstelik rüzgârın aksi yönünde hareket edebiliyor ve bu nedenle gemi kaptanları için neredeyse görünmez bir tehdit oluşturuyor.
Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı denizcilik otoriteleri, haydut dalgaların dünya genelinde birçok gemi kazasına neden olduğunu kabul ediyor. Bermuda Üçgeni, bu dalgaların en sık görüldüğü bölgelerden biri olabilir. Dr. Boxall’a göre bu durum, bölgenin sıcak okyanus akıntıları, sığ sular ve sık değişen hava koşullarıyla birleştiğinde, adeta mükemmel bir fırtına zemini hazırlıyor.
Ve artık pozitif bilim konuşuyor. Bilinen şu ki, Bermuda Şeytan Üçgeni diye birşey yok, bütün suç doğa olaylarında…
Bu haftalıkta bu kadar, haftaya başka bir konuda buluşmak üzere hoşça kalın ama hep dostça kalın.
CELAL KODAMANOĞLU
GAZETECİ - YAZAR






















Yorum Yazın