Bir zamanlar gençlik; hayal kurmanın, kendini keşfetmenin, hata yaparak öğrenmenin ve geleceğe umutla bakmanın adıydı. Bugün ise gençlik, çoğu zaman görünmeyen bir savaşın içinde büyüyor. Bu savaşın adı ne ekonomik kriz ne teknoloji ne de zamanın hızla değişmesi… Bugünün gençlerini en çok yoran şeylerden biri, hiç durmadan üzerlerine yüklenen başarı baskısıdır. Artık çocuklar çok küçük yaşlardan itibaren bir yarışın içine doğuyor. Daha ilkokul sıralarında başlayan “başarılı olmalısın” cümlesi, yıllar geçtikçe büyüyor ve gençlerin ruhuna ağır bir yük gibi yerleşiyor. İyi notlar almak, iyi bir lise kazanmak, iyi bir üniversiteye gitmek, yabancı dil öğrenmek, sosyal olmak, yetenek geliştirmek, kariyer planı yapmak… Gençlerden beklenenler her geçen gün artıyor. Ancak kimse onların ruhsal yorgunluklarını, korkularını ve kaygılarını yeterince konuşmuyor.
Modern dünya gençlere yalnızca başarılı olmayı değil, kusursuz görünmeyi de dayatıyor. Özellikle sosyal medya çağında gençler artık sadece kendi hayatlarını yaşamıyor; aynı zamanda hayatlarını sergilemek zorunda hissediyor. Bir genç telefon ekranını açtığında, karşısına sürekli başarı hikâyeleri çıkıyor. Yurt dışında eğitim alanlar, genç yaşta şirket kuranlar, kusursuz görünen hayatlar, milyonlarca takipçisi olan insanlar… Her paylaşım, görünmez bir karşılaştırmayı beraberinde getiriyor. Ve bu kıyaslama zamanla gençlerin zihninde derin bir yetersizlik hissine dönüşüyor. Bugünün gençliği belki de tarihin en kalabalık ama en yalnız nesli… Çünkü herkes bir şeylere yetişmeye çalışıyor. Bir genç artık yalnızca ders çalışmıyor; aynı anda hem başarılı öğrenci, hem sosyal birey, hem üretken insan, hem de mutlu biri olmaya çalışıyor. Oysa insan ruhunun da yorulmaya hakkı vardır. Sürekli güçlü görünmek zorunda olmak, zamanla insanı içten içe tüketir.
Eskiden insanlar başarısızlıktan korkardı. Şimdi gençler yetersiz görünmekten korkuyor. Çünkü çağımızda insanlar karakterlerinden çok başarılarıyla değerlendiriliyor. Kaç dil bildiğin, hangi okuldan mezun olduğun, ne kadar kazandığın, sosyal medyada ne kadar görünür olduğun; insanın değer ölçüsü haline getiriliyor. Böyle bir düzende gençler, kendilerini sürekli eksik hissetmeye başlıyor.
Üstelik başarı baskısı yalnızca okul ya da kariyer alanında değil; hayatın her alanında hissediliyor. Güzel görünmek zorundasın, dikkat çekmek zorundasın, aktif olmak zorundasın, üretmek zorundasın… Ve tüm bunları yaparken bir yandan da mutlu görünmek zorundasın. Çünkü modern dünya artık insanlara üzülme hakkını bile çok görmeye başladı. Gençler ağlarken bile güçlü görünmeye çalışıyor.
Bu durumun en ağır sonuçlarından biri de ruhsal tükenmişlik… Son yıllarda gençler arasında kaygı bozuklukları, depresyon, yalnızlık hissi ve gelecek korkusu hızla artıyor. Çünkü insan zihni sürekli baskı altında kaldığında, bir noktadan sonra yorulmaya başlıyor. Dinlenemeyen ruhlar, zamanla sessizleşiyor. Ve ne yazık ki birçok genç bunu ailesine, arkadaşlarına ya da çevresine anlatamıyor. Çünkü yardım istemeyi bile “güçsüzlük” olarak görüyorlar.
Ailelerin beklentileri de çoğu zaman bu baskıyı artırabiliyor. Elbette her anne baba çocuğunun iyi bir hayat yaşamasını ister. Ancak bazen sevgiyle söylenen sözler bile farkında olmadan ağır bir yük haline gelebiliyor. “Biz senin için çok emek verdik”, “Sen en iyisini yaparsın”, “Başarısız olamazsın” gibi cümleler gençlerin omuzlarında görünmez bir sorumluluğa dönüşüyor. Bazı gençler için başarısız olmak yalnızca bir sonuç değil; ailesini hayal kırıklığına uğratma korkusu anlamına geliyor. Eğitim sistemi de bu yarışın önemli bir parçası haline gelmiş durumda. Gençler yıllarca birkaç saat sürecek sınavlar için hazırlanıyor. Bir sınav sonucunun, bir insanın zekâsını, emeğini ve geleceğini belirlemesi büyük bir psikolojik baskı yaratıyor. Oysa hayat yalnızca sınavlardan ibaret değildir. Başarı da tek bir puanla ölçülemez. Merhametli olmak, vicdanlı olmak, iyi bir insan olmak da hayattaki en büyük başarılardan biridir. Ancak ne yazık ki günümüz dünyası bunu gençlere yeterince hissettirmiyor.
Bugün birçok genç ne istediğini bile tam olarak bilmiyor. Çünkü kendi hayallerini değil, toplumun beklentilerini gerçekleştirmeye çalışıyor. Oysa insan başkalarının çizdiği yolda yürüdüğünde değil, kendi ruhuna uygun bir hayat kurduğunda mutlu olabilir. Her insanın yeteneği, hayali ve yaşam temposu farklıdır. Kimi hızlı ilerler, kimi geç keşfeder kendini… Ama modern çağ, herkesi aynı hızda koşmaya zorluyor. Belki de artık gençlere sürekli “Daha fazlasını yapmalısın” demek yerine, biraz durup onları anlamaya çalışmalıyız. Çünkü bazen bir gencin en çok ihtiyaç duyduğu şey nasihat değil; anlaşılmaktır. Biraz dinlenmeye, biraz nefes almaya, hata yapabilmeye ihtiyaçları var. Çünkü hata yapmak başarısızlık değil, insan olmanın bir parçasıdır. Unutmamalıyız ki baskıyla büyüyen gençlik zamanla yorulur. Ama sevgiyle büyüyen gençlik; özgüvenli, üretken ve mutlu bireylere dönüşür. Gençlerin omuzlarına yalnızca beklenti yüklemek yerine, onlara umut vermeliyiz. Çünkü geleceği değiştirecek olan şey yalnızca başarı değil; sağlıklı ruhlar, güçlü karakterler ve mutlu bireylerdir.
Belki de artık gençlere şunu söylemenin zamanı geldi:
“Hayat bir yarış değil. Herkes aynı hızda yürümek zorunda değil. Yorulabilirsin, düşebilirsin, bazen başarısız olabilirsin. Ama bunların hiçbiri senin değerini azaltmaz. Çünkü sen sadece kazandıklarınla değil, kalbinle, hayallerinle ve varlığınla değerlisin.”
SABİHA ÜNAL
YAZAR






















Yorum Yazın