Bazı insanlar bu dünyadan göçüp gider ama arkalarında öyle derin izler bırakırlar ki, yoklukları her geçen gün biraz daha hissedilir. Ahu Tuğba'da işte öyle isimlerden biriydi. Türk sinemasının cesur, dobra, eğilip bükülmeyen kadınlarından... Hayatı boyunca doğrularından vazgeçmeyen, sevdikleri için savaşan, en çok da kızı için yaşayan bir anne... Geçtiğimiz günlerde Habercaddesi TV'de hazırlayıp sunduğum ‘Hayatları Film’ programında Ahu Tuğba'nın kızı Anjelik Calvin'i ağırladım. Program boyunca aslında sadece bir röportaj yapmadık, bir annenin ardından dinmeyen özlemin, yarım kalan cümlelerin ve gözyaşlarının tanıklığını yaptık.
Rahmetli Ahu Tuğba ile yıllar boyunca birçok kez röportaj yapma fırsatı buldum. Her buluşmamızda aynı samimiyeti, aynı içtenliği gördüm. Kamera önündeki güçlü kadınla kamera arkasındaki Ahu Tuğba arasında hiçbir fark yoktu. Ne hissediyorsa onu söyler, kimseye yaranmaya çalışmazdı. Belki de onu bu kadar özel yapan buydu. Son röportajını da benimle gerçekleştirmişti. O dönem Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşıyordu. Telefonun diğer ucundaki sesi hala kulaklarımda. Hayata dair umutları vardı, kızıyla ilgili hayalleri vardı. Konuşurken en çok Anjelik'ten bahsederdi. Çünkü onun dünyasının merkezi kızıydı.
Ahu Tuğba'nın Amerika'ya gitmesinin en büyük nedeni de buydu zaten. Kızının iyi eğitim almasını, iyi okullarda okumasını, güvenli ve güzel bir geleceğe sahip olmasını istiyordu. Kendi hayatında ne yaşamış olursa olsun, Anjelik'in aynı zorlukları yaşamaması için mücadele etti. İşte annelik tam da buydu. Sessiz fedakârlık... Karşılık beklemeden verilen ömür... Program boyunca Anjelik'i izlerken zaman zaman Ahu Tuğba'yı gördüm. Aynı bakışlar... Aynı duruş... Aynı yürek... Her sorunun ardından sesi titredi. Cümleleri yarım kaldı. Gözleri doldu. Boğazına düğümlenen kelimelerin arasından sadece tek bir cümle çıkıyordu ‘Habib abi, annemi çok özledim...’ İnsan bazen uzun uzun konuşamaz. Çünkü özlem kelimelerden daha ağırdır. Anjelik'in yaşadığı da tam olarak buydu. İki yıl geçmişti ama onun için zaman durmuş gibiydi. Annesiz geçen her gün, eksik kalan bir hayatın devamıydı.
Ben Anjelik'i yıllardır tanıyorum. Onu annesine çok benzetirim. Dobra, içten, gösterişten uzak ve tertemiz bir kalbe sahip. Bu yüzden program boyunca sadece bir konuğu değil, annesinin hasretiyle ayakta kalmaya çalışan güçlü bir evladı gördüm. Anjelik, annesinin vefatından iki yıl sonra ilk kez bana konuştu. İçinde biriktirdiği acıları, kırgınlıkları ve özlemi tüm samimiyetiyle anlattı. Röportaj yayınlandıktan sonra magazin dünyasında büyük yankı uyandırdı. Çünkü insanlar sadece bir haber izlemedi, bir evladın annesine duyduğu tarifsiz özlemi izledi. Hayatta bazı boşluklar asla dolmuyor. Anne sevgisi de onlardan biri. Aradan yıllar geçse de insanın içinde hep aynı sızı kalıyor. Bunu Anjelik'in gözlerinde bir kez daha gördüm.
Ahu Tuğba bugün aramızda olmayabilir. Ama geride bıraktığı sevgi, mücadele ve annelik örneği yaşamaya devam ediyor. Belki de bir insanın ardından bırakabileceği en büyük miras budur. Rabbim mekânını cennet eylesin. Geride kalanlara da sabır versin. Çünkü bazı özlemlerin ne ilacı vardır ne de zamanı...
Habib BABAR






















Yorum Yazın