Bir zamanlar gençlere sorulan soru çok netti: “Ne olacaksın?”
Ve bu sorunun cevabı da en az soru kadar netti: doktor, mühendis, öğretmen, avukat… Belki biraz daha hayalperest olanlar “yazar”, “mimar”, “bilim insanı” derdi. O yıllarda üniversite kapısı sadece bir okul kapısı değil, aynı zamanda hayatın kendisine açılan büyük bir eşik gibi görülürdü. Sanki o kapıdan girildiğinde her şey düzene girecek, hayat kendiliğinden bir yol bulacak, emek mutlaka karşılığını bulacaktı. Bir diploma, bir meslek, bir düzen, bir gelecek… Hepsi aynı cümlenin içinde, aynı güven duygusunun içinde toplanırdı.
Ama zaman değişti. Ve değişim, en çok hayallerin tonunu değiştirdi.
Bugün aynı soruyu sorduğumuzda, cevaplar çoğu zaman net değil. Bazen bir gülümsemenin arkasına saklanan bir belirsizlik, bazen kısa bir “bakıyoruz”, bazen de uzun bir sessizlik… Çünkü artık diploma tek başına bir hayat kurmaya yetmiyor. Çünkü artık yıllarca emek verilmiş bölümler, bazen iş kapılarını açmıyor. Çünkü artık Boğaziçi hayaliyle başlayan yollar, bazen bir motosikletin üzerine bağlanmış termal çantayla devam ediyor. Mezuniyet cübbesiyle atılan o gururlu adımın ardından, şehir trafiğinin içinde sipariş yetiştirme telaşı başlıyor. Ve bu bir cümle değil sadece… Bu bir hayat gerçeği. Bu bir başarısızlık hikâyesi değil. Bunu böyle okumak kolay olurdu ama eksik olurdu. Bu, bireylerin değil; sistemin, ekonominin, değişen dünyanın, hızlanan hayatın hikâyesi. Çünkü artık emek eskisi kadar doğrusal bir karşılık bulmuyor. Çünkü artık “okudun → çalıştın → yükseldin” zinciri her zaman işlemiyor. Gençler yıllarca emek veriyor. Uykusuz geceler, sabahlamalar, sınav stresleri, aile beklentileri, umutla kurulan cümleler… “Bir gün olacak”, “bir gün karşılığını alacağız” diye biriktirilen yıllar… Ama iş hayatının kapısı her zaman o kadar geniş açılmıyor. Bazen aralık kalıyor, bazen hiç açılmıyor. Ve birçok kişi, “okuduğum bölümle ilgili iş bulamadım” cümlesini hayatının kırılmayan ama içe işleyen bir gerçeği olarak kabullenmek zorunda kalıyor. İşte tam orada hayat, planlanan çizgiden başka bir yola sapıyor. Sessizce. Ansızın. Ama geri dönüşsüz değil.
Paket servis artık sadece bir iş değil. Birçok kişi için geçici bir çözüm, bazen bir mecburiyet, bazen “şimdilik böyle” denilen bir bekleme alanı… Ama aslında bundan çok daha fazlası. Çünkü o motorların üzerinde sadece yemekler taşınmıyor. Siparişlerin arasında görünmeyen bir yük daha var: ertelenmiş hayaller, yarım kalmış planlar, “sonra yaparım” denmiş hedefler, yeniden kurulmaya çalışılan hayatlar…
Her kornanın arasında bir hikâye var.
Her teslimatta başka bir başlangıç, başka bir bekleyiş…
Toplum ise bu değişimi çoğu zaman uzaktan izliyor. Etiketler hızlı yapışıyor, yargılar kolay kuruluyor. “Diplomalı kurye” ifadesi bile aslında içinde büyük bir çelişki taşıyor. Çünkü bir tarafta yılların emeği, gece gündüz çalışılmış bir eğitim süreci var; diğer tarafta hayatın acı gerçekleri, ekonomik zorunluluklar, değişen iş dünyası… İkisi aynı bedende buluşuyor. Aynı şehirde, aynı trafikte, aynı günün içinde yan yana geliyor. Ve belki de en sessiz çelişki burada başlıyor: İnsan, okuduğu kadar mı değerlidir, yoksa verdiği mücadele kadar mı?
Asıl mesele tam olarak budur. Ve bu soru, sadece bir meslek sorusu değildir. Bu, bir çağın sorusudur. Çünkü bugün bir genç, Boğaziçi hayali kurarken, yarın kendini sipariş yetiştirirken bulabiliyor. Ama bu, hayallerin bittiği anlamına gelmez. Bu, hayalin yön değiştirmesidir. Bu, bazen beklemek, bazen yeniden başlamak, bazen de başka bir kapıdan hayata tutunmaktır.
Ve hayat tam da burada gerçek yüzünü gösterir: Her yol düz değildir. Her başlangıç planlı değildir. Her gecikme kayıp değildir. Belki de en önemli hakikat şudur: Hiçbir emek boşa gitmez. Hiçbir yol tamamen kapanmaz. Hiçbir insan sadece bulunduğu işten ibaret değildir. Çünkü insan bazen en çok, hayatın onu zorladığı yerlerde güçlenir. Bazen en çok, planlarının dışına çıktığında kendini yeniden kurar. Ve bazen en değerli hikâyeler, tam da “buraya nasıl geldim?” dediği yerlerde başlar.
Diploma bir son değilse…
Paket servis de bir son değildir. Belki sadece hayatın başka bir sayfasıdır. Başka bir yazımda görüşmek üzere sevgili okurlarım
SEÇİL ESKİOĞLU
GAZETECİ YAZAR























Yorum Yazın