Bizim ne güzel adetlerimiz vardı eskiden, misafirliğe gittiğimizde çaydan önce kolonya ikram edilirdi mis gibi kokar içimiz ferahlardı.
Hele ki Limon kolonyasının keskin kokusu her yeri sarardı.
Kolonya sevenlerin iyi bildiği bir marka vardır, Eyüp Sabri Tuncer.
Kolonyayı Türkiye’ye getiren, bizlerle tanıştıran markadır.
Kolonyanın icadı ise oldukça ilginçtir, XVII yüzyılda Almanya'nın Köln şehrinde yaşayan İtalyan mucit Giovanni Paolo Feminis, Floransa’lı keşişlerden öğrendiği özel bir karışımı uygulamıştı. Etil alkollü formülün içine bergamot, limon ve portakal esansı katarak yeni bir ürün geliştirmişti, bu karışıma önce “Eau Admirable" (Hayranlık verici su), daha sonra da "Eau de Cologne" (Köln suyu, Almanca “Kölnisch Wasser”) adını verdi ve hepimiz böylece kolonya ile tanışmış olduk.
Bizleri bu muhteşem icat ile tanıştıran efsane isim Eyüp Sabri Tuncer’i sanıyorum merak etmeye başladınız o zaman hep beraber tanıyalım.
Eyüp Sabri Tuncer 1860'larda Bosna'dan önce Bursa'ya, sonra İnegöl'e göç eden bir ailenin çocuğudu. 1898'de dünyaya gelmişti, babası Süleyman Ağa, 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun Bosna'yı ilhak etmesi üzerine ailesiyle birlikte önce İstanbul'a sonra da İnegöl'e geldi. Süleyman Ağa 1913'te kısa bir süre tarımla uğraşmayı denediyse de arzu ettiği sonuçları alamayarak evinin altında bir bakkal dükkânı açmaya karar verdi fakat bu kez de sağlığı elvermedi ve hayatını kaybetti. Ailenin bütün yükü ergen yaşlardaki Eyüp Sabri'nin omuzlarındaydı. Eyüp Sabri, komşuları Hilmi Bey'in yönlendirmesiyle devrin zincir mağazaları manifaturacı “Abranosyanlar”ın yanına çırak olarak girdi.
Ailesi de işleri de büyüyordu artık yeni bir başlangıcın tam zamanıydı.
Baba evini satıp Ankara’nın yolunu tuttu. 1923 yılında ilk perakende satış mağazasını burada açtı.
Bu dönemde kolonya yoktu, ısmarlama gömlekçilikle birlikte şapka, atkı, mendil, çorap, kösele ve deri valiz, el çantası, şemsiye gibi tuhafiye ürünlerinin satış faaliyetlerini yürütüyordu.
Bir İstanbul seyahati sırasında esans satıcısından öğrendiği kolonya imalatı kendisinin ve ailesinin yaşamını kökten değiştirdi. 1930’lu yıllara ait zorlu pazar koşullarında ürün kataloğu olarak da kullanılan broşürler hazırladı ve bunları posta kutularına, kapılara bırakarak firmasının reklamını yaptı.
Oğlu Sabahattin Tuncer, 1950’li yıllarda ikinci kuşak olarak aile şirketinde babasının yanında çalışmaya başlar.
Esanslara, kokulara olan merakıyla bilinen Sabahattin Bey’in babasının kurduğu şirketin başına geçerek koku ve esans araştırmaları konusunda önemli çalışmalar yaptı. İstanbul’da iş seyahati sırasında Cağaloğlu’nda bir dükkânda gördüğü ‘Le Livre du Parfumeur’ kitabı özellikle kendisine ilham olmuştu.
Bu kitaba olan merakı ve ilgisi sayesinde, edindiği bilgiler ışığında yurt dışındaki esans firmalarına Türkçe mektuplar yazdı, bir mektubuna yanıt gelmesiyle İsviçre’ye gitti, işini ve ürünlerini geliştirmek için büyük çaba harcadı. 1967’de tüm bu yoğun çalışmaları sayesinde limon kolonyasının formülünü geliştirerek bir ilki gerçekleştirdi ve günümüzde bile öncelikle kullandığımız Türkiye’nin ilk yerli limon kolonyasını üretmeye başladı.
1970’lerde ise artık işi tümüyle devraldığında Eyüp Sabri Tuncer markasının temelini oluşturan kolonya ile özdeşleşmesini sağlamıştır.
Kendi formülünü üretmesi, kaliteli ürünleri uygun fiyata satması sonucu bu da doğal olarak talebi artırmıştı. Artık kolonya üretimi için daha büyük bir tesise ihtiyaç duyulmuştu. 1970’te Ankara’daki gıda toptancılarının merkezi olan Işıklar Caddesindeki binanın öncelikle giriş ve bodrum katını kiraladı. Zaman içinde beş katlı binanın tamamını kiralayarak tüm üretimini bu tesiste yapmaya başladı. Talepler öylesine büyüdü ki bu imalathane artık markaya yetmez hale gelmişti.
1933 te yurt dışından gelen esanslarla kolonya imalatı ve satışı, 1970'lerde yerini yerli kokulu ürünlerden narenciye kabuk yağları, lavanta çiçeği, kekik vs. esanslarına bıraktı. Kolonya artık Türkiye'de üretilmeye başlamıştı, 1972 yılında işi tamamen devralan oğlu Sabahattin Tuncer ile birlikte çok ortaklı, halka açık bir şirket oldu.
Doğruluk derecesini bilemem ama şöyle bir anekdot çok söylenir, yazılanlara göre biraz gerilere gidecek olursak, bir zamanlar iflasın eşiğine gelen Eyüp Sabri Tuncer bir gün elinde bir şişe kolonya ile, Vehbi Koç'u ziyarete gider.
"Ağam çok sıkıştım, paraya ihtiyacım var bana borç ver” der:
Vehbi Koç, misafirine çay söyler, ona itibar eder.
Sonra da şöyle der:
“Kusura bakma Eyüp Sabri Bey borç veremem, borç vermek çok kolay ama en iyisi vermemek.
Borç verirsem, seninle dostluğumuz bozulur, vermezsem yine dost kalmaya devam ederiz, bana hediye getirdiğin şu kolonyaya iyi bak, şişenin deliği çok küçük kolonya çok zor akıyor sen şişenin deliğini büyüt, delik büyürse kolonya çabuk tükenir, sürüm artar altı ayda toparlanırsın”.
Aradan altı ay geçer
Eyüp Sabri Tuncer, Vehbi Koç’u tekrar ziyaret eder,
- Sağol ağam, dediğini yaptım, satış birden arttı, toparlandım aklınla bin yaşa diyerek teşekkür eder.
1980 yılında Eyüp Sabri Tuncer Ankara'da tedavi gördüğü hastanede 93 yaşında iken hayatını kaybeder.
Rahmetle anıyorum, mekanı cennet olsun.
Başka bir yazımda, başka bir konuda buluşmak üzere hoşçakalın, hoş kalın.
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ






















Yorum Yazın