İnsan hayatı, geriye doğru bakıldığında uzun bir yolculuğa benzer. O yolun bir yerinde toprak vardır, bir yerinde taşlı yollar… Kimi zaman gaz lambasının titrek ışığı, kimi zaman çeşmeden taşınan su, kimi zaman da karanlıkta beklenen elektrik vardır. Sonra yıllar geçer. Yollar yapılır, evlere su gelir, elektrik yanar, şehirler büyür. İnsanlar köylerden kasabalara, kasabalardan şehirlere taşınır. Hayat değişir, yaşam şekli değişir, alışkanlıklar değişir.
Bir zamanlar kırsal kesimde yaşayan insanların hayatı bugünkü gibi kolay değildi. Evlerde musluklardan su akmazdı. Su çeşmeden, kuyudan ya da uzaklardaki bir kaynaktan taşınırdı. Elektrik yoktu; geceler gaz lambasının, kandilin veya fenerin ışığında geçerdi. Yollar çoğu zaman toprak ve çamurdu. Kışın kar, yazın toz hayatın bir parçasıydı.
Fakat o zor şartların içinde bambaşka bir hayat vardı.
İnsanlar birbirine daha yakındı. Bir evde yemek pişiyorsa komşunun da nasibi olurdu. Birinin hastası varsa bütün mahalle onun derdiyle dertlenirdi. Düğünler, bayramlar ve cenazeler insanları bir araya getirirdi. Hayatın imkânları azdı belki ama insanların birbirine ayırdığı zaman daha fazlaydı.
Çocuklar bugünkü gibi ekranların karşısında büyümezdi. Toprakta oynar, ağaçlara tırmanır, derelerde yüzmeye çalışır, akşam ezanına kadar sokaklarda koşarlardı. Akşam olduğunda büyüklerin etrafında toplanılır, onların anlattığı hikâyeler dinlenirdi. Bu hikâyelerin içinde savaş yılları, kıtlık, büyük aşklar ve yıllar önce yaşanmış olaylar vardı.
Bugün düşündüğümüzde anlıyoruz ki o anlatılanların her biri aslında birer hayat hikâyesiydi.
Sonra zaman değişti. Köylerden şehirlere göç başladı. İnsanlar daha iyi bir hayat, daha iyi bir eğitim ve daha fazla imkân için şehirlerin yolunu tuttu. Kimi elinde bir bavulla, kimi birkaç parça eşyayla, kimi de geride bıraktığı evine ve toprağına son kez bakarak yola çıktı.
Şehir, insana yeni kapılar açtı ama beraberinde yeni mücadeleler de getirdi.
Bir zamanlar tarlada çalışan, hayvanlarla ilgilenen, sabahın erken saatlerinde bağa ve bahçeye giden insanlar; şehirlerde fabrikalarda, atölyelerde, inşaatlarda ve iş yerlerinde yeni bir hayat kurmaya çalıştılar. Kırsaldan şehre gelen insan, beraberinde yalnızca eşyalarını getirmedi. Çocukluğunu, ailesini, toprağını, alışkanlıklarını ve anılarını da yanında taşıdı.
Şehirde yeni bir hayat kurarken kalbinin bir köşesinde hep eski evinin kapısı, köyünün yolu ve çocukluğunun geçtiği sokaklar kaldı.
İnsan yaş aldıkça geçmişe daha fazla bakıyor.
Gençlik yıllarında insan geleceğe doğru koşuyor. Yeni bir iş, yeni bir ev, yeni umutlar… Hayatın telaşı içinde geçmişte kalanlara fazla zaman ayıramıyor. Fakat yıllar ilerledikçe insanın bakış açısı değişiyor. Bir zamanlar sıradan görünen olaylar, yıllar sonra büyük bir anlam kazanıyor.
Çocukken yürüdüğümüz toprak yol, bugün gözümüzde dünyanın en güzel yolu oluyor. Çeşmeden taşınan su, yıllar sonra unutulmaz bir anıya dönüşüyor. Gaz lambasının etrafında toplanan aile ise geçmişin en sıcak fotoğrafı gibi hafızamızda kalıyor.
Belki o günlerde yoksulluk ve zorluk vardı. Fakat bugün geriye baktığımızda, bütün bu zorlukların içinde büyük bir samimiyet olduğunu görüyoruz.
Bir kış günü sobanın başında oturmak… Annemizin yaptığı sıcak yemeğin kokusu… Babamızın eve gelişini beklemek… Bayram sabahları… Komşuların birbirine yaptığı ziyaretler… Çocukluk arkadaşları…
Bugün şehirlerde yaşıyoruz. Teknoloji hayatımızın her yerinde. Bir düğmeye basıyor, ışığı yakıyor; musluğu açıyor, suya ulaşıyoruz. Yollar, araçlar ve iletişim hayatımızı kolaylaştırıyor.
Fakat bazen insan, kolaylaşan hayatın içinde geçmişteki bazı zorlukları özlüyor. Çünkü o zorlukların içinde birlikte yaşamak vardı. Bir ekmeği paylaşmak, aynı sofrada toplanmak, bir komşunun kapısını çalmak vardı. Belki özlediğimiz yalnızca geçmiş değil; geçmişteki insan ilişkileridir.
Bugün herkesin bir hikâyesi var. Kimi kırsalda büyüdü, kimi şehirde doğdu. Kimi çocukluğunu toprak yollarda geçirdi, kimi apartmanların arasında. Kimi çeşmeden su taşıdı, kimi hayatında hiç gaz lambası görmedi. Ama hepimizin ortak bir tarafı var: Geçmişimiz. Çünkü insan nereye giderse gitsin, nerede yaşarsa yaşasın, geçmişini kalbinin bir köşesinde taşır. Hayat boyunca yaşadığımız sevinçler, üzüntüler, mücadeleler ve kayıplar bizi biraz daha biz yapar.
Bu yüzden geçmiş, sadece geride kalan zaman değildir. Geçmiş, bugün kim olduğumuzu anlatan en önemli parçadır. İnsan yaş aldıkça bazı yerlere değil, bazı duygulara özlem duyar. Çocukluğuna, gençliğine, ailesine, eski dostlarına ve geçmişte kalan güzel günlere…
Her zaman söylediğim gibi sağlık önemli. Sağlığınıza önem verin. Hoşça kalın.
MUSTAFA ÇOLAKOĞLU
GAZETECİ - YAZAR
























Yorum Yazın