Bir Bardak Suyun Değerini Anlamadan Kaybetmek Üzere miyiz!..
Sabah uyandığımızda yaptığımız ilk şeylerden biri musluğu açmaktır. Dişimizi fırçalarken, yüzümüzü yıkarken, çayımızı ya da kahvemizi hazırlarken, duş alırken, çamaşır ve bulaşık yıkarken suyu neredeyse hiç düşünmeden kullanırız. Çünkü su, hayatımızın değişmez bir parçası gibi görünür. Oysa dünyanın birçok bölgesinde insanlar güne temiz bir musluk suyuyla değil, kilometrelerce yürüyerek su aramak zorunda kalarak başlıyor. Bir bardak temiz suya ulaşabilmek, milyonlarca insan için hâlâ büyük bir mücadele anlamına geliyor.
Belki de insanlığın en büyük yanılgısı, suyun hiçbir zaman tükenmeyeceğini düşünmesidir. Uzun yıllar boyunca gelecekte petrol için savaşlar yaşanacağı konuşuldu. Bugün ise bilim insanları çok daha farklı bir tehlikeye dikkat çekiyor. Gelecekte ülkeleri karşı karşıya getirecek en büyük nedenin su olabileceği ifade ediliyor. Çünkü petrolün yerine farklı enerji kaynakları geliştirilebilir, ancak suyun alternatifi yoktur. İnsan haftalarca aç kalabilir, fakat susuz yalnızca birkaç gün yaşayabilir. Bu gerçek bile suyun yaşamımızdaki yerini anlatmaya yeter.
Eskiden büyüklerimiz suyu boşa akıttığımızda bizi hemen uyarırdı. "Evladım, suyun hesabı vardır." derlerdi. O yıllarda bu sözler bize biraz abartılı gelebilirdi. Fakat bugün kuruyan göller, çekilen nehirler, azalan barajlar ve değişen iklim koşulları, o uyarıların ne kadar haklı olduğunu gösteriyor. Artık su sınırsız bir kaynak değil. Doğa bize sessiz ama son derece güçlü bir mesaj veriyor.
Türkiye de su stresi yaşayan ülkeler arasında yer alıyor. Bir zamanlar doluluk oranlarıyla övündüğümüz barajlar bugün yağmur bekleyen şehirlerin umudu hâline gelmiş durumda. Yağışların azalmasıyla birlikte televizyonlarda sık sık "Barajlarda doluluk oranı düştü", "Kuraklık tehlikesi büyüyor", "Uzmanlar su tasarrufu çağrısı yaptı" haberlerini izliyoruz. İlk günlerde bu haberleri konuşuyor, ardından günlük hayatımıza dönerek unutuyoruz. Birkaç gün yağmur yağınca da her şeyin normale döndüğünü düşünüyoruz. Oysa asıl sorun yağmurun yağıp yağmaması değil, elimizdeki suyu nasıl kullandığımızdır.
Bir damla suyun gerçek değeri, musluklardan akmadığında anlaşılır. Bir mahallede yaşanan ana su borusu patlağında saatler süren su kesintisi sırasında insanların marketlere koşarak damacana su araması bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Kısa süre önce sıradan görülen musluk suyu, birkaç saat içinde en değerli ihtiyaç hâline gelir. İnsan doğası çoğu zaman sahip olduğu şeyin kıymetini ancak onu kaybetme ihtimaliyle karşı karşıya kaldığında anlayabiliyor.
Dünya nüfusu hızla artarken şehirler büyüyor, tarım alanları genişliyor ve sanayi gelişmeye devam ediyor. Bu büyümenin ortak ihtiyacı ise sudur. Üstelik yalnızca içtiğimiz su değil, kullandığımız hemen her ürün de büyük miktarda su tüketilerek üretilmektedir. Bir kilogram pirincin üretiminde binlerce litre, bir pamuklu tişörtün üretiminde binlerce litre, bir kot pantolonun üretiminde ise on bin litreye yaklaşan su harcanmaktadır. Bu nedenle yalnızca musluğu kapatmak değil, bilinçli tüketim alışkanlıkları geliştirmek de su tasarrufunun önemli bir parçasıdır. Dolabımızdaki kıyafetlerden
soframızdaki ekmeğe kadar kullandığımız her ürün aslında görünmeyen bir su tüketimini de beraberinde getirir.
İklim değişikliği ise su krizini daha da derinleştiriyor. Eskiden mevsimler daha düzenli yaşanırken bugün aynı hafta içinde yaz sıcaklarını, şiddetli yağışları, doluyu ve kuraklığı bir arada görebiliyoruz. Artan sıcaklıklar orman yangınlarını çoğaltıyor, kuruyan toprak yağmur suyunu ememiyor ve yağışlar toprağa karışmak yerine sel olarak akıp gidiyor. Bu nedenle bir bölgede kısa süre önce taşkın yaşanırken birkaç ay sonra aynı yerde ciddi kuraklık görülebiliyor. Bu durum artık istisna değil, iklim krizinin yeni gerçeğidir.
Pek çok insan "Ben tek başıma neyi değiştirebilirim?" diye düşünüyor. Oysa büyük değişimler küçük alışkanlıklarla başlar. Evde musluğu gereksiz yere açık bırakmamak, diş fırçalarken suyu kapatmak, sebze ve meyveleri akan su altında değil bir kap içerisinde yıkamak, çamaşır ve bulaşık makinelerini tam dolmadan çalıştırmamak gibi basit görünen davranışlar, milyonlarca insan tarafından uygulandığında çok büyük tasarruflar sağlar. Bir ailenin yaptığı tasarruf apartmana, apartmanın yaptığı tasarruf mahalleye, mahallenin yaptığı tasarruf ise şehirlere yayılabilir.
Bu konuda çocukların etkisi de küçümsenmemelidir. Yıllar önce kuraklık yaşayan bir bölgede başlatılan "Bir Damla Bir Gelecek" kampanyasında çocuklar ailelerini su tasarrufu konusunda bilinçlendirmiş, okullarda eğitimler verilmiş ve evlere tasarruf aparatları takılmıştı. Kısa süre içerisinde bölgedeki su tüketiminde önemli düşüşler yaşanmıştı. Bazen yetişkinlerin değiştiremediği alışkanlıkları çocukların farkındalığı değiştirebiliyor. Çünkü onlar gelecekte yaşayacakları dünyayı bugünden düşünmeye başlıyor.
Su meselesi yalnızca çevreyle ilgili bir sorun değildir. Aynı zamanda ekonomiyi, tarımı, sağlığı, göçü, güvenliği ve toplumsal yaşamı doğrudan etkileyen bir konudur. Bir çiftçi yeterli su bulamazsa üretim azalır. Üretimin azalması fiyatların yükselmesine neden olur. Sebze, meyve, süt ve et ürünleri pahalanır. Bunun yükünü ise en çok dar gelirli aileler hisseder. Dolayısıyla suyun azalması sadece susuzluk anlamına gelmez; hayat pahalılığı, ekonomik zorluklar ve sosyal sorunlar anlamına da gelir.
Şehirlerde yaşayan insanlar kuraklığın etkisini her zaman doğrudan hissetmeyebilir. Çünkü market rafları dolu görünmeye devam eder. Ancak o rafların arkasında aylarca yağmur bekleyen çiftçiler, kuruyan tarlalar, boş kalan göletler ve emeğinin karşılığını alamayan üreticiler vardır. Tarımda yaşanan her kayıp, eninde sonunda şehirlerde yaşayan milyonlarca insanın sofrasına yansır.
Eskiden büyüklerimiz yere düşen ekmeği öperek başına koyar, nimete saygı gösterirdi. Belki de artık çocuklarımıza yalnızca ekmeğin değil, suyun da en büyük nimetlerden biri olduğunu yeniden öğretmeliyiz. Çünkü su yalnızca içtiğimiz bir sıvı değildir. Bir annenin bebeğine hazırladığı mamadır, bir doktorun ameliyathanedeki hijyenidir, bir çiftçinin umududur, bir öğrencinin okul bahçesindeki
çeşmesidir, bir itfaiyecinin yangınla mücadelesidir, bir fabrikanın üretimidir, bir ağacın köküdür, bir kuşun yaşamıdır ve bir kedinin önündeki su kabıdır. Kısacası su, yaşamın ta kendisidir.
Ne yazık ki çoğu zaman suyu yalnızca faturada yazan rakamlardan ibaret sanıyoruz. Oysa her damla su, milyonlarca yıllık doğal döngünün bize emanetidir. Biz onu üretmiyoruz; yalnızca kullanıyoruz. Bu nedenle gelecek nesillere temiz ve güvenli su kaynakları bırakmak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Çocuklarımıza miras olarak evler, arsalar ve maddi birikimler bırakmayı planlıyoruz. Ancak asıl önemli olan, onların temiz suya ulaşabilecekleri bir dünya bırakabilmektir. Çünkü geleceğin en zengin insanı, belki de en fazla paraya sahip olan değil; temiz havaya, verimli toprağa ve güvenilir su kaynaklarına ulaşabilen kişi olacaktır.
İnsanlık tarihine baktığımızda birçok medeniyetin savaşlardan önce kuraklık nedeniyle zayıfladığını görüyoruz. Su kaynaklarını koruyamayan toplumlar zamanla üretim güçlerini, ekonomik dengelerini ve yaşam düzenlerini kaybetmiştir. Tarih bize suyun yalnızca yaşam verdiğini değil, ihmal edildiğinde yaşamı sessizce geri alabildiğini de göstermektedir.
Bugün yapılması gereken en önemli şey, su krizini yalnızca haber bültenlerinde izlenen bir çevre sorunu olarak görmekten vazgeçmektir. Bu sorun sadece devletlerin, belediyelerin ya da bilim insanlarının çözebileceği bir mesele değildir. Evinde musluğu kapatan çocuk da, damla sulama sistemine geçen çiftçi de, üretim süreçlerinde tasarruf sağlayan sanayici de, bilinçli alışveriş yapan tüketici de bu mücadelenin önemli bir parçasıdır.
Sonuç olarak, geleceği değiştiren büyük adımlar küçük alışkanlıklarla başlar. Bugün koruduğumuz bir damla su önemsiz gibi görünebilir. Ancak milyonlarca insan aynı bilinçle hareket ettiğinde o damlalar geleceğin göllerine, nehirlerine ve yaşam kaynaklarına dönüşebilir.
Belki de bir gün torunlarımız bize, "Siz suyun bol olduğu yıllarda ne yaptınız?" diye soracak. O gün vereceğimiz cevap, bugün göstereceğimiz duyarlılığın bir yansıması olacaktır.
Unutmayalım ki su yalnızca bugünün değil, yarının da en büyük hazinesidir. Su bittiğinde sadece musluklar susmaz; tarlalar sessizleşir, şehirler yavaşlar, doğa yorulur ve insanlık en temel yaşam kaynağını kaybetmenin ağır bedeliyle yüzleşir. Bugün alacağımız küçük önlemler ise yarın çocuklarımızın umutla açacağı muslukların sesi olabilir.
Çünkü suyu korumak, aslında geleceği korumaktır. Bir başka yazımda tekrar görüşmek üzere esen kalın kıymetli okurlarım
SEÇİL ESKİOĞLU GAZETECİ -YAZAR
























Yorum Yazın