Bir toplumun gerçek gelişmişliği yalnızca ekonomik gücüyle değil, yetiştirdiği vicdanlı insanlarla ölçülür. Bazı insanlar vardır; yaşadıkları dönemin çok ötesine geçer, sadece kendi hayatlarını değil milyonlarca insanın kaderini değiştirir. Prof. Dr. Türkan Saylan da tam olarak böyle bir isimdi. O, yalnızca başarılı bir doktor ya da akademisyen değil; hayatını insanlığa, eğitime ve eşitliğe adamış büyük bir Cumhuriyet aydınıydı.
Bugün Türkiye’de onun adı geçtiğinde insanların aklına yalnızca tıp alanındaki başarıları değil; fedakârlık, mücadele ve umut geliyor. Çünkü Türkan Saylan’ın hikâyesi, makam odalarında yazılmış bir başarı hikâyesi değildi. O hikâye; Anadolu’nun unutulmuş köylerinde, eğitim hakkı elinden alınmış kız çocuklarının gözlerinde, toplumdan dışlanan hastaların sessizliğinde ve çaresizlik içindeki insanların dualarında yazıldı. Türkan Saylan’ın hayatını özel yapan şeylerden biri, insanların görmezden geldiği sorunlara sırtını dönmemesiydi. Özellikle cüzzam hastalarıyla ilgili yaptığı çalışmalar bunun en büyük örneklerinden biridir. Bir dönem cüzzam hastaları toplumdan dışlanıyor, insanlar onlara korkuyla yaklaşıyor, hatta birçok kişi aynı ortamda bulunmaktan bile çekiniyordu. Hastalık yalnızca bedeni değil, insanların ruhunu da yalnızlaştırıyordu. İşte tam bu noktada Türkan Saylan devreye girdi.
O, insanların korkarak uzaklaştığı hastalara sevgiyle yaklaştı. Köylere gidip hastaları tek tek ziyaret etti. Sadece ilaç vermedi; onların yeniden insan yerine konulmasını sağladı. Düşünün… Bir köyde yıllarca herkesin kaçtığı bir hastanın elini tutabilmek bile büyük bir cesaret ister. Türkan Saylan bunu yaptı. Çünkü onun için doktorluk yalnızca tedavi etmek değil, insanın onurunu korumaktı.
Anadolu’nun uzak bölgelerinde yaptığı çalışmalar sırasında birçok zorluk yaşadı. Yol olmayan yerlere gitti, yoksulluk gördü, eğitimsizlik gördü, umutsuzluk gördü. Ancak hiçbir zaman “Bu sorun çözülmez” demedi. Çünkü o, değişimin önce inanmakla başladığını biliyordu. Belki de onu toplumun hafızasında ölümsüz yapan en önemli mücadele, kız çocuklarının eğitimi için verdiği savaştı. O yıllarda Türkiye’nin birçok bölgesinde kız çocukları okula gönderilmiyor, küçük yaşta evlendiriliyor ya da sadece “ev işi yapacak birey” olarak görülüyordu. Birçok aile için erkek çocuk okutulmalıydı; kız çocuklarının hayalleri ise çoğu zaman daha başlamadan bitiyordu.
Türkan Saylan bu düzene sessiz kalmadı. Çünkü o, eğitimin bir lüks değil temel hak olduğuna inanıyordu. Çocukların kaderinin doğduğu şehirle, ailesinin maddi gücüyle ya da cinsiyetiyle belirlenmesine karşı çıktı. Bu yüzden yıllarca burs projeleri yürüttü, öğrencilerin eğitim hayatına destek oldu, özellikle ekonomik imkânsızlıklar nedeniyle okuyamayan genç kızlar için mücadele verdi. Bugün doktor, öğretmen, avukat, psikolog ya da akademisyen olmuş binlerce kadın varsa; onların hayatında Türkan Saylan’ın bıraktığı iz mutlaka vardır. Çünkü bazen bir insanın verdiği burs yalnızca okul masrafını karşılamaz; bir hayatı değiştirir. Belki küçük bir Anadolu kasabasında yaşayan bir kız çocuğu, onun sayesinde ilk kez üniversite hayali kurdu. Belki ailesine rağmen eğitimine devam etti. Belki bugün başka çocukların hayatına dokunuyorsa, bu zincirin ilk halkasında Türkan Saylan vardı.
Aslında onun hikâyesi biraz da Cumhuriyet’in kadınlara verdiği hakların nasıl korunması gerektiğinin hikâyesidir. O, çağdaş eğitimin önemini her fırsatta anlattı. Bilimin ışığından uzaklaşıldığında toplumların karanlığa sürükleneceğini savundu. Bu yüzden sadece hastanelerde değil; televizyon programlarında, konferanslarda, eğitim projelerinde de mücadele verdi. Türkan Saylan’ın hayatına baktığımızda, gerçek aydın olmanın ne demek olduğunu görüyoruz. Çünkü aydın olmak yalnızca diploma sahibi olmak değildir. Gerçek aydın; halkın sorunlarını görebilen, sessiz kalanların sesi olabilen insandır. O, bunu hayatının her döneminde yaptı.
Bugün sosyal medyada birkaç dakikalık popülerlik uğruna insanların birbirini acımasızca tükettiği bir dönemde, Türkan Saylan gibi isimler bize başka bir şeyi hatırlatıyor: Kalıcı olmak için çok görünmek değil, gerçekten faydalı olmak gerekir. Çünkü bazı insanlar konuşulur ve unutulur; bazı insanlar ise hayatlara dokunduğu için nesiller boyunca hatırlanır. Onun hayatındaki en etkileyici yönlerden biri de tüm zorluklara rağmen umudunu kaybetmemesiydi. Hastalıklarla mücadele etti, baskılar gördü, eleştirildi ama geri çekilmedi. İnandığı doğruları savunmaya devam etti. Çünkü o, korkunun değil vicdanın peşinden yürüyen insanlardandı.
Belki bugün Türkan Saylan fiziksel olarak aramızda değil. Ama onun bıraktığı miras hâlâ yaşıyor. Bir üniversite sırasındaki genç kızın hayalinde, öğretmen olmak isteyen bir çocuğun umutlarında, eğitim için mücadele eden insanların sesinde yaşamaya devam ediyor.
Ve belki de en önemlisi şu:
Bazı insanlar başarılarıyla anılır, bazı insanlar ise değiştirdikleri hayatlarla…
Prof. Dr. Türkan Saylan işte tam da bu yüzden unutulmayacak isimlerden biridir. Çünkü o, yalnızca yaşayan bir insan değil; umut olmayı başarmış bir ömürdü.
SABİHA ÜNAL
YAZAR
























Yorum Yazın