Bugün 24 Temmuz... Basın Bayramı... Ya da asıl adıyla Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü. Takvim yapraklarında belki sadece bir tarih... Ama benim için ömrümün tam 43 yılı... Dile kolay... Tam 43 yıldır bu mesleğin içindeyim. İlk gün omuzumda fotoğraf makinası, elimde küçük bir not defteri, cebimde birkaç kalem, cebimde telefon jetonu, yüreğimde ise kocaman hayaller vardı. Muhabir olarak başladığım bu yolculukta yazı işleri gördüm, editörlük yaptım, sayfalar hazırladım, magazin müdürlüğü, spor müdürlüğü yaptım, genel yayın yönetmenliği koltuğuna kadar oturdum.
Medyanın neredeyse her kademesinde görev yaptım. Ama biliyor musunuz? Ben hiçbir zaman o koltuklara âşık olmadım. Ben hep haberin peşine âşık oldum. Çünkü gazetecilik makamla değil, merakla yapılır. Bugün hâlâ bir haber duyduğumda heyecanlanıyorsam... Hâlâ bir olayın peşine düşmek istiyorsam... Hâlâ yazacak bir satır bulabiliyorsam... Demek ki içimdeki muhabir hiç yaşlanmamış. Ben hâlâ muhabirim... Sadece saçlarıma biraz daha fazla beyaz düştü. 43 yıl boyunca çok şey değişti.
Daktilolar gitti... Kurşun harfler tarihe karıştı... Film banyoları yerini dijital fotoğraflara bıraktı.Gazetelerin tirajı azaldı... Televizyonlar çoğaldı... İnternet geldi... Sosyal medya hayatımıza girdi. Ama değişmeyen tek şey vardı. Gazeteciliğin onuru... Ve o onuru korumak için verilen mücadele. Ben bu 43 yıl boyunca... Kalemimi satmadım. Objektifimi karartmadım. Yalan haberin arkasına saklanmadım. Tehdide boyun eğmedim. Şantajın kıyısından bile geçmedim. Bazen kaybettim... Bazen yalnız kaldım... Bazen bedel ödedim... Ama geceleri başımı yastığa rahat koydum. Çünkü vicdanım bana hiçbir zaman hesap sormadı.
Bugün geriye dönüp baktığımda, en büyük ödülüm aldığım plaketler değil... Taşıdığım sürekli basın kartı da değil... En büyük ödülüm, insanların bana dönüp: "Senin yazdığına güveniyoruz." demesidir. İşte gazetecilik budur. Gazetecilik; güçlüden yana olmak değil, doğrudan yana olmaktır. Gazetecilik; alkış almak değil, gerçeği yazabilmektir. Gazetecilik; kalemini kiralamak değil, vicdanını özgür bırakmaktır. Bugün ne yazık ki mesleğimiz eski günlerinden çok uzakta. Haber ile yorumun birbirine karıştığı... Doğrunun çoğu zaman gürültünün arasında kaybolduğu... Tıklanmanın, gerçeğin önüne geçtiği bir dönemi yaşıyoruz.
İşte tam da bu yüzden 24 Temmuz'un anlamı her zamankinden daha büyüktür. Çünkü sansür sadece yasaklarla olmaz. Bazen korkuyla olur... Bazen baskıyla... Bazen de insanın kendi kendine koyduğu sınırlarla... Oysa gazetecinin en büyük sermayesi özgür kalemidir. Ve o kalem, hiçbir makamın, hiçbir patronun, hiçbir çıkarın emrine girmemelidir. Ben bugün 43 yılın sonunda hâlâ aynı duayı ediyorum. Allah bana, doğruları yazacak cesareti; yanlışların karşısında duracak vicdanı eksik etmesin. Kalemimin mürekkebi tükenebilir... Ama onuru asla tükenmesin. Bugün bu mesleği gerçekten hakkıyla yapan... Haber uğruna yağmurda, çamurda, depremde, savaşta görev yapan... Gerçeğin peşinden koşarken ailesinden, sevdiklerinden fedakârlık eden... Kalemini satmayan... Objektifini karartmayan... Yalana ortak olmayan... Bütün gazeteci dostlarımın 24 Temmuz Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü'nü yürekten kutluyorum.
Dilerim ki gelecek nesiller gazeteciliği sadece bir meslek olarak değil, bir vicdan nöbeti olarak görür. Çünkü gazetecilik, ekmek kazanmanın ötesinde, gerçeğe tanıklık etmektir. Ve ben... 43 yıldır aynı inançla yazıyorum. Allah ömür verdiği sürece de yazmaya devam edeceğim. Çünkü ben önce muhabirdim... Bugün de muhabirim... Ve son nefesime kadar da öyle kalacağım. Kalemini satmayan, objektifini karartmayan tüm meslektaşlarıma selam olsun...
Burhan AKDAĞ























Yorum Yazın