Tarih bazen öyle acılar saklar ki onları kazananlar yazmaz, kaybedenler ise anlatacak gücü bulamaz. Bu yüzden bazı felaketler, yaşandıkları gün milyonlarca insanın kaderini değiştirmiş olsalar bile zamanın tozlu raflarında sessizce unutulur. İşte “Wilhelm Gustloff Faciası “, tam da böyle bir trajedidir.
30 Ocak 1945 de hayatta kalmak için savaştan kaçan, genci yaşlısı, kadını çocuğu onbin civarında mülteciı ile yola çıkmış fakat Sovyet S-13 denizaltısı tarafından torpidolarla batırılmış, tahminen beşbini çocuk ve genç olmak üzere 9.600 kişi ölmüştür, Titanik faciasında 1.500 kişinin öldüğü düşünülürse, “Gustloff faciası” nın Titanik’i gölgede bıraktığı daha iyi anlaşılabilir.
Ama maalesef bu olay, Titanik gibi ne filmi yapılıp tekrar tekrar sinemalarda oynatıldı, ne tarih kitaplarında uzun uzun işlendi, ne de dünya kamuoyunun hafızasında hak ettiği yeri bulabildi.
Unutuldu gitti, eminim çoklarınız ismini bile bilmiyordu, ilk defa duyuyordu. Ben araştırırken, bazen empati yapmak zorunda kaldım, gerçekten korkunç bir olaydı.
30 Ocak 1945 gecesi, Baltık Denizi'nin buz gibi sularında yaşananlar, insanlık tarihinin en büyük deniz faciası olarak kayıtlara geçti belki de en acısıydı.
Bu olayın merkezinde yalnızca bir gemi değil, umutlarını son kez denize emanet eden binlerce insan vardı.
1945 yılına gelindiğinde II. Dünya Savaşı artık son perdesini oynuyordu. Almanya geri çekiliyor, Sovyet orduları doğudan hızla ilerliyor, Doğu Prusya'daki milyonlarca sivil ise savaşın tam ortasında kalıyordu.
Kasabalar yanıyor, şehirler boşalıyor, yollar göç kafileleriyle doluyordu.
İnsanlar evlerini değil, bütün hayatlarını arkalarında bırakıyordu.
Kimisi yalnızca birkaç parça eşya taşıyabiliyor, kimisi ise çocuklarını battaniyelere sarıp kilometrelerce yürüyordu.
Hepsinin ortak bir hayali vardı:
Hayatta kalabilmek!
İşte bu umudun adı o günlerde “Wilhelm Gustloff” olmuştu.
Aslında gemi ilk inşa edildiğinde savaş için tasarlanmamıştı. Nazi Almanyası'nın "Kraft durch Freude" (Neşeden Gelen Güç) adlı sosyal programı kapsamında, işçilere tatil gezileri düzenlemek amacıyla yapılmış büyük ve gösterişli bir yolcu gemisiydi.
Fakat savaş başladığında her şey değişti önce hastane gemisine dönüştürüldü, sonra denizaltı personelinin eğitim gemisi oldu. Ve savaşın son aylarında bir kaçış gemisi olmuştu.
25 Ocak 1945'te gemi Polonya'nın Gdynia kentine yanaştı ve mültecileri almaya başladı. Wilhelm Gustloff'un yolcu yüklediği haberi yayıldıkça , rıhtımlar çılgın mültecilerle doldu ve gemiye binmek için korkunç bir mücadele yaşandı.
29 Ocak itibarıyla, geminin kayıt listesi sonlandırılmadan önce gemide 7.956 kişinin bulunduğunu gösteriyordu. Bu noktadan sonra 2.000 kadar kişi daha gizlice gemiye girdi.
Gustloff , 30 Ocak günü öğleden kısa bir süre sonra, Baltık Denizi kıyısında Almanya'nın en kuzeyindeki Schleswig-Holstein eyaletinin başkenti olan Kiel şehrinin Kriegsmarine deniz üssüne gitmek üzere savaştan canını kurtarmak için kaçan yaşlısı, genci, çocuğu, kadını günümüz tarihçilerinin deyimiyle 10.000 - 10.800 arasında mülteciyi alarak limandan ayrıldı.
Başlangıçta Gustloff'a iki torpido botu, sivilleri ve askeri personeli taşıyan başka bir yolcu gemisinin eşlik etmesi planlanmıştı ancak diğer gemide mekanik sorunlar oluştuğu için eşlik edemedi dolayısıyla Gustloff baltık denizinde tek başına, korumasız bir şekilde yola çıktı.
Askeri komutan Teğmen Wilhelm Zahn, kıyıya yakın ve ışıkların olmadığı sığ sularda kurs almayı önerdi ancak Gustloff'un kaptanı Friedrich Petersen, mayınlardan temizlendiği bilinen derin sulara yönelmeye karar verdi.
Akşam saat 18 civarında Kaptan Petersen'e, bir Alman mayın tarama gemisi konvoyunun üzerlerine doğru ilerlediği bilgisi verildi kaptan Petersen, çarpışmayı önlemek için gemisinin seyir ışıklarını etkinleştirerek hayatının hatasını yaptı çünkü bu ışıklar Wilhelm Gustloff'un karanlıkta fark edilmesini kolaylaştırdı.
Wilhelm Gustloff kısa süre sonra Kaptan Alexander Marinesko komutasındaki Sovyet denizaltısı S-13 tarafından farkedildi.
Saat 2.00’ı biraz geçe Sovyet denizaltısından fırlatılan üç torpido Gustloffa çarptı. Patlama motorları devre dışı bıraktı, güç jeneratörlerini kapattı ve tüm iletişimi kesildi Gemi bir anda karanlığa gömüldü.
Güvertede görevli mürettebat cankurtaran filikalarını hızla serbest bırakmıştı, ancak yalnızca dokuzunu indirmeyi başardılar, diğerleri soğuk hava koşullarında mataforalarına (Flikaları denize indirmeye yarayan vinç sistemi) yapışıp donmuştu. Üstelik gemi iskele tarafına doğru yana yatmaya başladığından sancak tarafındaki cankurtaran filikalarının hiçbiri kullanılamıyordu, bazılarının kabloları koparak içindekileri buzlu suya attı.
Bu sırada geminin güvertesinde bulunan uçaksavar silahları yerlerinden çıkarak serbest kaldı ve denize düşerek tamamen dolu bir cankurtaran sandalına çarparak batırdı…
Güvertenin altındaki merdivenler, insan kalabalığının hızla akan sulardan kaçmaya çalışması nedeniyle sıkıştı. Korkunç anlar yaşanıyordu, insanlar artık sonlarının yaklaştığının farkındaydı, izdihamda yüzlerce kişi ezilerek hayatını kaybetti. Durumun umutsuzluğunu hisseden bazıları, tabancalarıyla ailelerinin ve kendilerinin canına kıymaya karar vererek intihar etmeye başladılar…
Vurulmasının üzerinden 40 dakikadan az bir süre geçtikten sonra Wilhelm Gustloff içinde hapsolmuş binlerce canıda beraberine alarak dalgaların altında tamamen kayboldu.
Binlerce kişi daha dondurucu Baltık Denizi’nde savrulup kaldı. Deniz üzerinde sağ kalanların büyük çoğunluğu soğukta donarak hayatını kaybetti.
Birkaç torpido botu, mayın tarama gemisi ve diğer gemiler kaza mahalline gelerek yaklaşık 10.000’in üzerindeki kişiden ancak 1.200’ü kurtarabildi.
Kaybedilen canların kesin sayısı bilinmiyor, bu konuda tarihçilerin sadece tahminleri var,
Ve inanırım ki, Yaradan yarına bırakır ama yanına bırakmazdı. İşte Sovyet denizaltısı S-13’ün kaptanı uygunsuz eylemler sonucu emekliye ayrıldı, elli yaşındayken kanserden öldü.
Wilhelm Gustloff'un hikayesi uzun yıllar Batı'da büyük ölçüde fark edilmedi savaş kaybı olarak kayda geçti.
Peki neden bu facia, Titanik kadar bilinmiyor? Çünkü tarih yalnızca rakamlarla yazılmıyor.
Wilhelm Gustloff, Nazi Almanyası'na ait bir gemiydi. Savaşın sonunda batmıştı.
Kurbanların büyük kısmı Alman sivillerdi. Savaşın yarattığı büyük yıkım içinde bu insanların hikâyesi uzun yıllar boyunca gölgede kaldı.
Oysa ölen herşeyden habersiz binlerce çocuğun milliyeti yoktu. Soğuk su, ideolojilere göre ayrım yapmıyordu. Deniz, pasaport sormuyordu.
Binlerce doğmamış umut da Baltık'ın derinliklerine gömüldü.
Bugün geminin enkazı, Polonya açıklarında, Baltık Denizi'nin derinliklerinde savaş mezarı olarak korunuyor.
Dalgıçların büyük bölümü bölgeye saygı nedeniyle yaklaşmıyor çünkü orası yalnızca paslanmış çelikten ibaret bir enkaz değil.
Wilhelm Gustloff'un batışı, yalnızca bir geminin batışı değildir.
O gece, binlerce ailenin geleceği battı.
Binlerce çocuk, büyüyemeden denizin koynuna emanet edildi.
Binlerce anne, evladını son kez sarılamadan kaybetti.
Ve binlerce isim, soğuk suların altında sessizliğe karıştı.
Savaşın en acı tarafı da budur hiç kimse gerçekten kazanmaz. Cephede kazanılan zaferler, mezarlıklardaki sessizliği değiştirmez. Haritalar yeniden çizilebilir, sınırlar değişebili bayraklar yükselebilir.
Ama ne olur bu sözümü unutmayın, kaybedilen bir çocuğun gülüşü geri gelmez.
Bir annenin gözyaşı tarihin dipnotu değildir.
Denizin altında yatanlar artık ne askerdi, ne mülteci, ne de bir devletin vatandaşı...
Onlar sadece yarım kalmış hayatlardı.
Belki de insanlık olarak öğrenmemiz gereken en büyük ders budur:
Savaşlar önce insanlığı batırır, gemiler ise sadece en son batar.
Haftaya başka bir konuda buluşmak üzere hoşça kalın ama hep dostça kalın.
CELAL KODAMANOĞLU
GENEL YAYIN KOORDİNATÖRÜ
























Yorum Yazın