Aslında geceyi hiç sevmem karanlıklar korkutur beni gölgemden bile huzursuzluk duyarım günün karanlığa dönen kısmında eve dönerken ürperirim.
Akşam saatlerinde yapılan işten bile hayır gelmez derdi annem, bir sürü batıl inançları kulağımda küpe oldu, ünlü Atasözü de hep dilimin ucunda döndü durdu.
“Akşamın hayrından sabahın şerri iyidir” derdi anacığım, evin ışıkları ister beyaz ister sarı olsun , örgü ya da dantel dışında hiç iş yapmak istemezdi eğer o da babamın iyi saattelerine denk gelip örmesine izin verirse yoksa o yumağı da dantel ipini de fırlatır atardı, annem de söylenerek dolaşan ipini açmaya çalışır kaldırıp bir kenara koyardı. Sohbet, muhabbet varken örgüye dikkatini vermek de ne demekti ki
“Beni görünce mi aklına geliyor bunu örmek” diye söylenirdi rahmetli …
Üç kızın çeyizi anca mı biterdi ki acaba ?
Akşam olunca komşu kapıyı çalsa kahve, turşu, tuz ya da biber istemeye gelse asla vermezdi. Yoktan yere kavga çıkar , evin huzuru bozulur diye.
Eski komşuluklarda tüm bunlar istenirmiş demek ki şimdi ki komşular değil bir şey istemek için kapıyı çalacak!
Vallahi selam bile almayı istemiyorlar herkes kendi dört duvarının içinde sessiz sedasız yaşayıp gidiyor,
Akşam tırnak kesmek mi aman Allahım hiç olacak şey mi ? Günah olur … Niye diye hiç sorguladım mı acaba? Vallahi ipin ucunu kaçırdım artık nerde sevap, nerde günah, ben takipten çıktım . Şu makasın ağzını açık bırakmak da olmasa kimse kavga etmeyecek herşey güllük gülistanlık devam edip gidecekti ne güzel.
“Tembih anahtardır” derdi annem ben söyleyim de siz isterseniz uygulamayın sıkı mı uygulamamak bir çimdikle kolumuz mosmor olurdu vallahi.
Karanlık bütün pislikleri , bütün çirkinlikleri örtüyor muydu acaba?
Günün ışığı akşama doğru solarak girerken akıl muhasebe yoluna giriyor gün boyu geçen saatlerin hesabını karanlıkta mı veriyordu, herkes için mi ? Hiç sanmıyorum.
Yastığa başımızı koyduğumuzda bir günlük zaman film şeridi gibi geriye sarıyor sabahın ilk saatlerinden gecenin uykudan öncesine kadar neler yaptığımızla başlayıp kimlerin yüreklerine dokunarak mutlu ettiğimiz bilerek yada bilmeyerek kimlerin kalbini kırdığımızın listesini çıkarabiliyorduk.
Tebessüm herkese miydi , ya da asık suratla yol almak mı tercihimizdi? Gittikçe mutsuz, kavgacı bir ülke mi olmaya başlamıştık? Herkes bir vesileyle birbirine kızıyor, hır çıkarıyordu. Oysa çocukluğumda insanlar birbirine emanet gibiydi. İhtiyacı olan komşunun evine giden yardımın reklama ihtiyacı yoktu sessiz sedasız el verilirdi, çocuklara yan gözle bakmayan komşu teyzeleri, komşu amcaları vardı. Tüm bu çirkinlikler günün ışıklarında ortaya çıkıyordu bu masal çoktan bitti .
Karanlıkta yalnızlığımızı yaşarken gündüz güneşin ışıklarında ise çoklu yaşamak bu kadar zor muydu, hangisi daha kolay olmalıydı?
Gündüzün aydınlığı ne kadar çok şeyi sığdırıyor içine, günün ilk ışıklarıyla akıp giden bir hayatı mesela sabah uykudan uyanmayı, yemeyi içmeyi varsa okula gitmeyi, herkesin farklı iş kollarındaki çalışma hayatını, ev, iş, sokak temizliğini her türlü alışverişi, koşuşturmayı, taşıtların gürültüsünü, birbirine karışan insan seslerini, çocuk parklarındaki çocukların sevincini , ağlamayı , gülmeyi , şen kahkahaları, küçücük köpeklerin büyük havlamalarını, çiçeklerin kokusunu, kuşların cıvıltısını, rüzgarın uğultusunu ve yağmurun sesini, acı - tatlı sürprizleri.
Her şeyden önce hayatın ne getireceğini sorgulayarak düşünmeyi.
Şimdi sorsam size gece mi insan hayatı için önemli yoksa gündüz mü?
Ay’ ın iki yüzü var yarısı karanlık, yarısı aydınlık insanların da iki yüzü var onların da kimi aydınlık, kimi karanlık ama dilin iki tadı var hem acı hem tatlı acıları dün de bırakıp bugünü ve yarını tatlılıkla geçirmeye ne dersiniz?
Hep tatlı yiyip , tatlı konuşalım karanlıkları dün gecede bırakıp aydınlık gündüzlere uyanmak dileğiyle hepinize sevgiler, saygılar
Hoşçakalın
FATOŞ ACAR
GAZETECİ - YAZAR






















Yorum Yazın