Bazı insanların ölümü sadece ailesini değil, dostlarını, arkadaşlarını ve hayatına dokunduğu herkesi eksiltir. Bugün böyle bir acının içindeyim.
Sevgili dostum, arkadaşım Reha Muhtar'ı kaybettik.
Bu satırları yazarken kelimeler boğazıma düğümleniyor. Çünkü bazen insan, yıllarca tanıdığı bir dostunun ardından ne yazarsa yazsın eksik kalacağını hissediyor. İşte ben de bugün o duyguyu yaşıyorum.
Reha Muhtar sadece ekranların tanıdığı bir gazeteci, televizyoncu ya da medya mensubu değildi. O aynı zamanda dostluğuna değer veren, sohbetiyle insanı zenginleştiren, yaşadığı her anın hakkını veren özel bir insandı.
Geçtiğimiz yıl içerisinde kendisi hakkında iki kez makale yazma fırsatı bulmuştum. O satırları kaleme alırken mesleki başarılarını anlatmıştım. Ancak bugün anlıyorum ki başarılarından daha büyük olan şey ardında bıraktığı insan hikâyesiydi.
İki yıl önce kendisine Elite Best Awards ödül töreninde yaşam boyu onur ödülü verme şerefine erişmiştim. O gün sahnede ödülünü alırken yüzündeki tebessümü hâlâ dün gibi hatırlıyorum. O an sadece başarılı bir gazeteciyi değil, mesleğine yıllarını adamış bir emek insanını ve iyi bir babayı alkışlıyorduk.
Kim bilebilirdi ki o günün fotoğrafları yıllar sonra benim için bu kadar kıymetli bir hatıraya dönüşecek?
Hayat gerçekten çok acımasız...
Bir gün birlikte geçmiş günleri konuşuyor, anılarımızı paylaşıyor, geleceğe dair planlar kuruyoruz; ertesi gün ise elimizde sadece fotoğraflar, anılar ve içimizi yakan bir özlem kalıyor.
Bu kaybın içimde bıraktığı en büyük yaralardan biri de şudur:
Reha, çocuklarını her şeyden çok seven bir babaydı.
Onunla yaptığımız sohbetlerde, başarılarından önce çocukları gelirdi. Gözlerindeki ışık değişirdi onları anlatırken. Bir babanın evladına duyduğu sevgiyi, özlemi ve hasreti yüreğinin en derin yerinde taşıyordu.
Belki de bugün beni en çok üzen şey budur.
Çocuklarına bu kadar düşkün, evlatlarını bu kadar seven bir insanın, onların özlemiyle bu dünyadan ayrılmış olması...
Bu acının ne kadar büyük olduğunu ancak evlat sahibi olanlar anlayabilir.
Ben bugün dostumun ardından gözyaşı dökerken, onun içinde yıllardır taşıdığı evlat hasretini de düşünüyorum. Bu hasretin yüreğinde açtığı yaraları düşünüyorum. Evlat hasretini en iyi bilenlerden biriyim.
Allah şahidimdir ki, bir babanın evlat özlemiyle sınanması kadar ağır bir imtihan azdır.
Bu nedenle yaşananların hesabını insanlara değil, ilahi adalete bırakıyorum.
Kimin ne yaptığını, kimin hangi vebalin altında olduğunu en iyi Allah bilir.
Ben sadece şuna inanıyorum:
Hiçbir gözyaşı karşılıksız kalmaz, hiçbir ah gizli kalmaz ve hiçbir vicdan hesabını vermeden bu dünyadan göçüp gitmez.
Bugün dostum için dua ediyorum.
Rabbim onu rahmetiyle kuşatsın, çektiği bütün acıları ve hasretleri cennetinde unuttursun.
Ve geride kalanlara da vicdanlarıyla baş başa kalacakları bir ömür nasip etsin.
Mekânın cennet olsun sevgili dostum.
Artık hasret çekmeyeceğin bir yerde huzurla uyu…
Reha'nın ardından konuşulacak çok şey var.
Başarıları, televizyonculuğa kattıkları, cesur haberciliği, unutulmayan ekran performansları...
Ama ben bugün bunlardan bahsetmek istemiyorum.
Ben dostumu anlatmak istiyorum.
Sıcacık bir selamını, bir telefon konuşmasını, karşılaştığımızda yüzünde beliren o tanıdık gülümsemeyi anlatmak istiyorum.
Çünkü insan öldüğünde geriye makamlar, unvanlar ya da ödüller değil; insanların kalbinde bıraktığı izler kalıyor.
Ve Reha Muhtar ardında çok derin izler bırakarak aramızdan ayrıldı.
Şimdi düşünüyorum da hayat ne kadar kısa...
Kırgınlıklarımız için, öfkelerimiz için, ertelediğimiz dostluklar için gerçekten çok kısa.
Bu yüzden bugün bir dostumu uğurlarken içimden sadece dua etmek geliyor.
Mekânın cennet olsun sevgili dostum.
Geride bıraktığın dostların seni unutmayacak.
Sesin unutulmayacak.
Gülüşün unutulmayacak.
Birlikte paylaştığımız anılar unutulmayacak.
Ve inanıyorum ki bir gün yine bir yerde, yarım kalan sohbetimize devam edeceğiz.
Hoşça kal Reha...
Bu dünyadan bir Reha Muhtar geçti.
Onu tanıyanların kalbinde silinmeyecek izler bırakarak...
Allah rahmet eylesin.
Burhan AKDAĞ





















Yorum Yazın