Korku : Psikolojide “Bir tür algılanan tehdide karşı vücudun verdiği biyokimyasal ve duygusal tepki olarak tanımlanır… Ama bilmem nedense korku filmlerini çok izleriz, hani derler ya “İğneyi başkasına, çuvaldızı kendine batır” diye aynen de öyle işte çok film izlerim…
Korku filmleri denilince benim aklıma ilk gelen “Kont Dracula” dır…
Sahi kimdir bu Dracula ?…. Anlatılan bir efsane mi, yoksa gerçek mi ?
Adı ilk kez Brom Stoker tarafından 1897 tarihinde yazılan “DRACULA” romanında geçmektedir.
Dracula hiç şüphesiz dünyadaki en ünlü karakterlerden biridir fakat bu kadar tanınır olması, hakkında her şeyi bildiğimiz anlamınada gelmiyor.
Gelin malum soru olan “Dracula kimdir?” diye soralım ve Bram Stoker’ın ünlü kitabının gözlerden uzakta kalmış noktalarına değinelim, birazda sırlar aleminde tur yapalım, bakalım neler ile karşılaşacağız.
Kont Dracula kimdi?
Kazıklı Voyvoda nam-ı diğer III. Vlad Dracula, tarihteki gelmiş geçmiş en zalim hükümdarlar listesinde yerini almakla kalmadı, günümüzde hayal gücümüzü besleyen ve adına bir sürü filmlerin yapıldığı, kitapların yazıldığı vampirlere de hayat verdi. Bu tarihi kişiliği keşfeden ve çok etkilenen Bram Stoker ilk vampir romanı olmasa da kült haline gelen ‘Dracula’ yı yazdı. Ancak onun Avrupa’nın Macaristan, Transilvanya gibi yörelerinden etkilenmesi tesadüf değildi.
Stoker, İrlanda’nın sefaletle mücadele ettiği yıllarda doğmuştu. Ve nedeni tam olarak bilinmeyen bir hastalık yüzünden hayatının ilk yedi yılını yatağa bağımlı olarak geçirmişti. Annesi bu dönemde ona dışarıdaki hayatı anlatıyordu, bir de bolca masal ve korku hikayeleri. Annesinin anlattığı hikayelerden öylesine etkileniyordu ki, Stoker iyileştiğinde onun oyun alanları mezarlıklar olmuştu. Yetişkin bir erkek olduğunda ise hikaye yazmaya merak sarmıştı, yazmak onda tutku haline gelmişti, daha çok çocuklar için korku hikayeleri yazıyordu annesinin etkisi bu yaşlarda da hala tesirini gösteriyordu.
Bu hikayelerinden vampirleri anlatan çizgi roman, kitapları vardı ve yayınlanmıştı. Stoker bunların etkisinde kalarak vampirlerin kökenini yedi yıl boyunca araştırdı.
Aslında vampir hikayelerinin Yahudi inanışına göre Adem’in ilk eşi olan Lilith’e, Yunan mitolojisinde de Lamia’ya, hemen hemen tüm Asya kültürlerine dayandığını anladı. Meksika’daki Aztek kültürü için kan emici uçan memeli olan yarasalar kutsaldı. Charles Darwin bu yarasaların kan içişini kendi gözleriyle görmüştü ve bu hayvanlar hakkındaki yazısını 1890’da Stoker araştırmalarını yaparken yayınladı. Stoker romanını yazarken “Ormanın Arkasındaki Bölge” anlamına gelen “Transilvanya” adlı bir kitaba rastladı. Stoker vampir hikayelerinin bugünkü Romanya sınırı içinde kalan bu bölgede yüzlerce yıldır anlatıldığını keşfetti. Din dışı efsaneler ve Hristiyanlık işin içine katılınca o yıllarda hastalıklar ve veba için vampirler suçlanmaktaydı. Stoker bu esnada öldürdüğü hizmetçilerinin kanlarıyla banyo yaparak genç kalacağına inanan Kontes Elizabeth Bathory ve elbette yazının esas konusu olan III. Vlad ile tanıştı. Ve böylece “Drakula” doğdu.
Dracula hakkında öylesine çok rivayetler var ki, hatta Kont Dracula’nın XV. yüzyılda 4 yıl boyunca esir tutulduğu Tokat Kalesi'ne çıkanların 7 yıl şehirde kaldığı rivayet ediliyor.
İşte buradan yola çıkarsak, Dracula’nın başka bir adı da Kazıklı Voyvodo idi.
Romanya’da gerçekten hakkında vampir dedikoduları çıkan bir prens var: Vlad Tepeş. Ama biz kendisini daha çok 20.000 Osmanlı askerini kazığa oturtarak öldüren, Fatih Sultan Mehmet’e kafa tutan, sadistliği ile meşhur “Kazıklı Voyvoda” olarak biliyoruz. İnsanları oturttuğu kazıkların altına fıçı koyup, biriken kanları içtiğiyle ilgili rivayetler çıktığından vampir olduğu düşünülürmüş.
Tepeş, Romanya’nın bir bölgesi olan Eflak (Wallachia) kralının oğlu. Osmanlı, ona vergi ödemesi karşılığında babasının krallığın başında kalmasına izin veriyor. Karşılığında da kralın iki oğlunu rehin alıyor. Tokat’a götürülen çocuklar, şehzadelerle birlikte Kuran, Türkçe ve askeri nizam öğreniyorlar, Osmanlı Saraylarında büyüyorlar.
Sonra iki kardeşin öyküsü Türk filmlerini aratmayacak şekilde gelişiyor:
Biri (Radu) başarıyla devşiriliyor, İslamiyeti kabul edip, daha sonra geldiği topraklara (Eflak) bir Osmanlı derebeyi olarak atanıyor.
Diğer kardeş (Vlad Tepeş) ise, azılı bir Osmanlı düşmanı olup hayatını hem kardeşi, hem Osmanlı ile savaşarak geçiriyor.
Avusturya-Macaristan’ın kendisine başka bir amaçla verdiği orduyu fırsat bilip, Eflak’a giriyor ve krallığını ilan ediyor.
Fatih, ona “Madem yönetici sensin, vergini ver” diyor.
Vergi vermek Osmanlı toprağı olduğunu kabul etmek olduğu için, bu isteğe Fatih’in elçilerini kazığa dikerek cevap veriyor, bunun üzerine Fatih 1.000 atlı daha yolluyor. Vlad onlara sürpriz bir baskın yapıp, onları da kazığa çakıyor.
Kısaca Kont Dracula hakkında rivayetler bitmez, bu kazıklı Voyvoda olarak da tanınan zalimden etkilenerek mi, Bram Stoker böyle bir romanı ele almıştı, yani kısaca ,Kazıklı Volvoda günümüze kadar gelen Kont Dracula mıydı? Bilinmez… Ama bugünkü köşemizin sonuna geldiğimizde bir gerçek…
Bu haftalıkta bu kadar.
Hoşça kalın ama hep dostça kalın
CELAL KODAMANOĞLU
GENEL YAYIN KOORDİNATÖRÜ






















Yorum Yazın