"Sadece iki tür kadın vardır: Tanrıçalar ve Paspaslar" Pablo Picasso
“Kadın kendi başına ne gül goncasıdır, ne de diken.
Koklamasını bilirsen gül, tutmasını bilmezsen diken olur” Refik Halit Karay
İşte iki ünlü imzanın kadınlar hakkındaki düşünceleri, biri dünyaca ünlü Ressam Pablo Picasso , diğeri ise onunla hemen hemen aynı zamanlarda yaşamış eserleri hala okunan ünlü yazarımız Refik Halit Karay.
Obje… Elbette ki kadın…
Bu yazıyı yazarken, çok düşündüm, amacım hemcinslerimi savunup, ünlü ressamı yerden yere vurmak değildi elbette ama araştırmalarım sonucu ortaya çıkan tablo hiçte iç açıcı değildi.
Kübizm'in öncüsü ve modern resmin tanınan en büyük temsilcilerinden olan Pablo Picasso İspanya’nın Malaga kentinde 25 Ekim 1881'de doğdu. Picasso’nun kadınlara olan düşkünlüğü sanırım onu çocuk denecek yaşta henüz 13 yaşında iken Güney İspanya'daki genelevlere götürmeye başlayan babası sayesinde erken yaşlarda başladı. Bu ona tüm kariyeri boyunca yük olacak ama aynı zamanda ilham verecek doyumsuz bir cinsel arzu aşıladı ve bu sayede çalkantılı ama inkâr edilemez derecede renkli hayatı boyunca iki karısı, altı unutulmaz metresi ve sayısız sevgilisi oldu.
Pablo Picasso hayatındaki birçok kadınla karmaşık ilişkiler yaşamıştı; onlara ya saygı duyuyor ya da istismar ediyordu ve genellikle aynı anda birkaç kadınla romantik ilişkiler yaşıyordu. Cinsel hayatının sanatını beslediği söylüyordu.
Picasso, ilk büyük aşkı olan Fernande Olivier ile 1904 Sonbaharında Parisin içindeki bir bölge olan Montmartre'daki stüdyosunun yakınlarında tanıştı. Fernande, Picasso'nun “Gül Dönemi” eserlerine ve erken dönem Kübist resim ve heykellerine ilham veren Fransız bir sanatçı ve modeldi. Fırtınalı ilişkileri yedi yıl sürdü ve 1911'de sona erdi, 20 yıl sonra birliktelikleri hakkında bir dizi anı kitabı yazdı ve bunları yayınlamaya başladı. Artık oldukça ünlü olan Picasso, ikisi de ölene kadar başka hiçbir eserini yayınlamaması konusunda Fermande’ye para ödeyerek anlaştılar.
Fernande Olivier ile yollarını ayıran Picasso sonrasında çok aşklar yaşadı kısaca Pablo Picasso’nun hayatına bir dönem giren Marie-Thérèse Walter, Picasso’nun ölümünden dört yıl sonra geçirdiği bir sinir krizi sonucu kendini astı. Dora Maar, reddedildikten sonra uzun süre hastanede psikiyatri tedavisi gördü. Jacqueline Roque ise dul kaldıktan on üç yıl sonra intihar etti.
Pablo Picasso artık devleşmişti kendisini vazgeçilmez sanıyordu egosu tavan yapmıştı, Narsist’lerin önde gelenlerindendi, işte birçok aşklarından sonra, asıl Picasso’ya hayatı boyunca unutamayacağı en büyük dersi Fransız ressam Françoise Gilot verdi.
1953 yılında o güne kadar kimsenin yapamadığı bir şeyi yaptı kendisinden 40 yaş büyük, babası yaşındaki 10 yıllık sevgilisi, iki çocuğunun babası ve Avrupa sanat dünyasının devi Pablo Picasso’yu terk etti. Bu oldukça cesur bir hareketti zira Gilot'nun ifadeleriyle daha önce iki kez evlenmiş, pek çok uzun beraberlik ve evlilik dışı ilişki yaşamış, kaprisli bir adam olan Picasso'nun ona karşı intikamı da acı olacaktı.
"Kimse benim gibi bir adamdan ayrılamaz" diyen Picasso, Gilot'nun sanat kariyerini bitirmek için elinden geleni yapmaya başladı.
Françoise Gilot yıllar sonra Paris Match dergisiyle yaptığı röportajda
“Biraz daha fazla ilgi bekliyordum belki de; sevgi değil ama ilgi, yani her neyse hayatımdan memnun değildim, tutsak değildim. Orada kendi özgür irademle bulunuyordum, ayrılırken de özgür irademle ayrıldım, ayrılmadan önce bunu ona da bir kez söyledim “Dikkatli ol, çünkü istediğim zaman geldim ve istersem giderim” dedim.
Dünya için bir dahi, onu seven kadınlar için bir işkence olan Pablo Picasso kibirli bir şekilde gülümsedi ve şöyle dedi:
"Kimse Picasso'yu terk edemez”
Ben de “Bunu zaman gösterecek” dedim.
Picasso, Françoise’yi sanat dünyasından silmeye çalıştı galeri sahiplerini, eleştirmenleri ve müzeleri, herkesi, heryeri aradı. Çünkü Françoise’yi silmeyi bir kez kafasına koymuştu.
O olmadan hiçbir şey olmadığını iddia etti ama Françoise bunlara aldırış etmeden resim yapmaya devam etti, tuval üstüne tuval çalışmalarına hiç ara vermedi, kapanan kapılar onun yüzüne kapansa da o iki çocuğuyla, onuruyla, sakinlikle, yılmadı çalıştı ve yüzüne kapanan kapılar tekrar açılmaya başladı.
1964'te sessizlini bozan ve etrafındakileri tüketebilen bir dehayı dünyaya gösteren anı kitabı “Picasso ile Yaşam”ı yayınladı.
Picasso diğerlerinde olduğu gibi bu kitabında yasaklanmasını istedi ama bu kez başarılı olamadı, Françoise’yi para ile satın alamadı o kitap yayınlandı dünya okudu bu bir intikam değildi, hayatta kalma mücadelesiydi.
Bu arada, Francoise Gilot'nun eserleri de zamanla tanındı.
(Metropolis, MoMA, Pompidou) ve onu sanat çevresi Picasso'nun eski sevgilisi olduğu için değil, Françoise Gilot olduğu için kabul etti başarılı bir sanatçıydı herşeyden önce o özgür bir kadındı.
Picasso'nun yok edemediği tek kadın, özgür olmayı seçen Francoise Gilot’tu !
Picasso, 1973 yılında, 91 yaşında, ihtişamla çevrili ama aynı zamanda kendi yarattığı boşluklarla da dolu evinde kalp krizi sonucu yalnız bir şekilde öldü. Francoise Gilot ise Picasso’dan sonra elli yıl daha yaşadı, 2023 yılına kadar aklı başında, aktif, bağımsız, onurlu ve özgür bir kadın olarak…
Başka bir yazımda buluşmak üzere
Hoşçakalın, hoş kalın
ESRA SONGÜLER
HABER CADDESİ EDİTÖRÜ


























Yorum Yazın